Hindistan’da Müslüman olmak uzun, çok uzun bir zamandır zaten yeterince zordu aslında. Ne var ki Narendra Modi’nin önderliğinde iktidara geldiği 2014 yılından beri BJP (“Bharatiya Janata Party”, Hindistan Halk Partisi) bütün kol ve şubeleriyle Hint Müslümanlarına karşı artık “topyekûn” bir karakterde addedebileceğimiz bir savaş başlatmış durumdadır.

 

“Anti-İslâm” politikayı kendisine rehber edinen Modi, Hindistan’da 1920’li yıllarda Vinayak Dimodar Savarkar’ın inisiyatifiyle vücut bulan Siyonizm soslu Hindutva (Hintlilik) adlı “milliyetçi” ideolojinin alçalmış bir esiri olarak var gücüyle Hint Müslümanlarına saldırıyor.

 

Dahası BJP’yle aynı zehirli köklerden beslenen RSS (“Rashtriya Swayamsevak Sangh”, Ulusal Gönüllüler Örgütü) kanalıyla var olan devlet yapısının yanına bir “paralel devlet” iliştiren ırkçı lider, söz konusu eli sopalı paramiliter örgüt aracılığıyla da Müslüman muhit ve yerleşkelerine karşı acımasız hücumlar örgütlüyor.

 

Hülâsâ, Hint Müslümanlarının tarih boyu dinmeyen acılarına 2014 yılından bu yana her gün ve her an yenileri eklenmekte ve hayat neredeyse yaşanmaz boyutlara ulaşmaktadır.

 

Alışılagelinen Müslüman karşıtı pogromlar, toplu ve bireysel linçler, tecavüz vakaları ve sayısız faili meçhul ve rastgele tatbik edilen infazlar manzumesi derken, Hint Müslümanları şimdi de Kovid-19 musibetinin izdüşümlerini de çok can yakıcı bir tarzda idrâk ediyorlar.

 

Bugün Modi iktidarı dünyanın geri kalınında olduğu gibi kendi ülkesinde de zuhur eden salgını Müslümanları ezmek için bir siyasî gerekçeye dönüştürmüş vaziyettedir.

 

Kovid-19 salgınını fırsat bilerek bunu soykırımcı emellerine paravan yapan BJP iktidarı, ülke çapında bir “cadı avına”(!) girişti.

 

Savarkar’ın 1923 yılında kaleme aldığı ve İslâm/Müslümandüşmanı bir tür Malleus Maleficarum’u (Latincede “Cadı Çekici” demektir ve 1486 yılında Heinrich Kramer tarafından yazılan bir “cadılarla/büyücülerle mücadele kılavuzu”dur)anımsatan “Essentials of Hindutva” (Hindutva’nın Esasları) adlı manifestoyu virgülüne değin özümseyen BJP kadrolarının ferdî ve kolektif tarihleri bu tip utanç vesikalarıyla dolup taşmaktadır.

 

Bilhassa görsel ve yazılı basında yer alan kışkırtıcı haberlerin yanı sıra sosyal medyada yapılan İslâm karşıtı paylaşımlar ülkede radikal Hinduların ve dahi Hindutva partizanlarının ne denli derin bir nefret çukuruna düştüklerini anlamamız için fevkalade belirleyicidir.

 

Öte yandan hükûmetin giriştiği kitlesel tutuklamalar Müslüman topluluğun en zararsız entelektüelinden en saygın avukatlarına ve en masum öğrencilerine kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bundan sadece 1-2 gün evvel ablukanın sürdüğü Keşmir’den bazı gazetecilerin “ulusa karşı” neşriyat yaptıkları gerekçesiyle apar topar evlerinden alınıp tutuklandıkları duyumları geldi.

 

Hindistan’ın kimi bölgelerinde bazı hastanelerde Kovid-19 virüsünün yol açtığı semptomlardan mustarip olan Müslümanların girişlerinin reddedildiği, dahası bazı hastanelerde Hindu ile Müslüman hastaların odalarının ayrıldığı ve birbirinden uzak mesafelere taşındığı gibi son derece vahim iddialar var.

 

BJP’nin resmî propagandistleri Kovid-19 virüsünün Hindistan’da Müslümanlar tarafından taşındığını, son olarak Tebliğ Cemaati’nin 8-10 Mart 2020 tarihlerinde tertip ettiği geleneksel buluşmasında virüsün bilerek ve biyolojik bir silâh olarak yayıldığını ve bunun Hindulara yönelik bir saldırı mahiyeti kuşandığı yalanını pompaladılar.

 

“Talibanvarî sinsice bir terör eylemi” şeklinde telakki edilen ve çerçevelenen söz konusu haber kısa sürede internet ortamında milyonlarca kullanıcı tarafından dillendirildi.

 

Öyle ki, “#BioJihad” ve “#CoronaJihad” gibi etiketler hızla gündemi işgal etmeye başladı. Tebliğ Cemaati’nin mensuplarının polise ve sivil Hindu halka tükürdüklerini öne sürerek bu sebepten dolayı “kurşuna dizilmeleri gerektiğine” yönelik tüyler ürpertici çağrılar seslendirildi.

 

Oysa Tebliğ Cemaati’nin bahsi geçen toplantısı Hint yetkililerinin evde kalınmasına ve sosyal mesafeye uyulmasına dair yayınladıkları telkinlerden günler öncesinde gerçekleşmişti. Üstelik aynı zaman aralığında başta Hindular olmak üzere diğer dinî gruplar serbestçe toplanabilmiş ve birlikte ibadet edebilmişti.

 

Bitmiyor. 20 Mart 2020 tarihinde ülkenin kuzeyindeki bir eyalette icra edilen ve 1000’den fazla kişinin katıldığı bir Hindu ayinine Dubai’den seyahat eden bir Hindu’nun katıldığı tespit edilmişti. Bu tarihin, Tebliğ Cemaati’nin meşhur toplantısından yaklaşık 10-12 gün sonrasına denk düştüğü gerçeği gözlerden kaçırılmaması gereken bir ayrıntıdır.

 

Gerçekten de kuruluşundan bu yana mütemadiyen “apolitik” hüviyetiyle övünen ve apolitizmi çalışmalarında neredeyse bayraklaştıran bir yapıdan böylesine incelikli(!) bir “terör” faaliyeti organize etmesini beklemek hakikaten maharet gerektiren bir olaydır. Tebliğ Cemaati meselenin yalnızca görünün yüzüdür, buzdağının deniz seviyesinin üstünde kalan kısmıdır.

 

Genelde Müslümanları, özelde ise şimdiye dek hiçbir ülkenin kayıtlarında herhangi bir şiddet eylemine bulaştığı sabit olmayan Tebliğ Cemaati’nin üyelerini “Kovid-19 terörizmiyle” suçlayanların dünün uğursuz hayaletlerini diriltmek için ant içtikleri anlaşılıyor.

 

Hâlihazırda Müslüman göçmenlere yönelik toplama kamplarını zaten pratiğe dökmüş olan BJP yönetimi, geçtiğimiz Şubat-Mart aylarında RSS’lerle bizzat sevk ve idare ettiği Müslüman kıyımında 3 günde toplam 46 kişi hayatını kaybetmiş, 200’den fazla kişi ise yaralanmıştı.

 

O günlerde kaleme aldığım makalemde nasyonal-sosyalist Almanya’da 9-10 Kasım 1938 tarihlerinde cereyan eden Kristal Gece’ye atıfta bulunarak bu sistemli gaddarlığın da Hint Müslümanlarının Kristal Gece’si niteliğine büründüğünü yazmıştım.

 

Ancak Hint Müslümanlarının acıları dinmiyor ve yakın zamanda dinecek gibi de durmuyor.

 

Korkarım ki, yaklaşan mübarek Ramazan ayında da BJP’nin soykırımcı emellerinde bir durulma yaşanmayacaktır. Hatta muhtelif resmî ve gayrı-resmî kışkırtmaların artarak devam etmesinden endişe duyuyorum.

 

Bütün olumsuzluklara ve tepelerinde dolaşan kara bulutlara rağmen, Hint Müslümanları vakur ve itidalli duruşlarını muhafaza ediyorlar. Son olarak Diyobendiye ekolünün merkezi sayılan Dâru’l-Ulûm müessesesinden yapılan bir açıklamada okulun ülkeye hizmet etmeye hazır olduğu, bu amaçla karantinada 100 kişiye ev sahipliği yapılabileceği beyan edildi.

 

1850’li yıllardan günümüzde değin aleyhindeki her tür karalama teşebbüsüne karşın Dâru’l-Ulûm, özünde beslediği samimi vatanperverliğinden kati suretle taviz vermedi. Ne var ki Hint vatanını İsrail modelinin ihtiva ettiği ölçütlerle uyumlu olacak şekilde tasarlamakta ısrar eden bir BJP’nin böylesi bir bağlılığı anlamlandırabilmesi zaten imkânsızdır.

 

Osmanlı İmparatorluğu’ndan Kurtuluş Savaşı’na kadar Türkiye’mizle ve milletimizle dayanışmak adına her daim – bazen canı pahasına – yardıma koşan Hint Müslümanlarını bu meşakkatli günlerde, en azından manevî planda, yalnız bırakmamamız elzemdir.