Ortadoğu

CAIR Direktörü Turaani’den Çarpıcı İddia: İsrail’deki “İnsan Derisi Bankası” Tartışması Yeniden Gündemde

Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi (CAIR) Direktörü Turaani’nin açıklamaları, İsrail’deki doku bankalarına ilişkin geçmişte ortaya atılan iddiaları yeniden gündeme taşıdı. Konu, uluslararası kamuoyunda etik ve hukuki boyutlarıyla tartışılıyor.

Abone Ol

İşgalci Siyonist rejimin, Filistinlilere yönelik uyguladığı devlet terörünün sadece hayatta olanları değil, şehitlerin naaşlarını da hedef aldığına dair şoke edici gerçekler yeniden dünya gündeminde.

Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi (CAIR) Direktörü Khalid Turaani'nin katıldığı bir konferansta yaptığı çarpıcı açıklamalar, İsrail’in elindeki devasa insan derisi stoklarının kaynağına dair korkunç iddiaları tekrar alevlendirdi.

Lübnan ve İsveç medyasının yanı sıra İsrailli doktorların da itiraflarıyla belgelenen "İsrail Deri Bankası" skandalı, Gazze'deki vahşetin boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi.

"FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİN CESETLERİNİ YÜZÜYORLAR!”

Konuşmasında Siyonist rejimin akılalmaz uygulamalarına dikkat çeken CAIR Direktörü Khalid Turaani, İsrail’in sahip olduğu insan derisi rezervlerinin büyüklüğüne şu sözlerle işaret etti:

“Tüm bu derileri nereden bulduklarını sanıyorsunuz? Çin ve Hindistan’dan daha fazla insan derisine sahipler. Kelimenin tam anlamıyla Filistin’deki kardeşlerimin cesetlerini yüzüyorlar. İnsan derisini oradan alıyorlar. Eğer onlara Nazi dersem kanunlarınız beni cezalandıracak.”

VAHŞETİN KURUMSAL HALİ: 12 YIL ERTELENEN ONAY!

Lübnan merkezli LBCI sitesinde yayımlanan "Gizlilik Perdesinin Ardında: İsrail Deri Bankası ve Organ Toplamayla İlgili Tartışmalar" başlıklı rapor, bu insanlık dışı endüstrinin geçmişini aydınlatıyor.

Raporda yer alan bilgilere göre; İsrail ordusunun askerlerdeki cilt yaralanmalarını tedavi etmek amacıyla 1973 savaşı sonrasında bir "İsrail Deri Bankası" kurma fikri doğdu.

Ancak Yahudi inancında organ bağışının yasak olması sebebiyle, bankanın kuruluşu hahamların onayı için tam 12 yıl bekletildi.

1985 yılında hahamlardan deri bağışına ve başka bir kişiden deri alınmasına izin veren skandal fetvanın çıkmasıyla Deri Bankası resmi olarak faaliyete geçti.

"ORGANLARI İÇİN ONLARI ÖLDÜRÜYORUZ!"

İşgalcilerin yürüttüğü organ hırsızlığı ağı, bağımsız gazeteciler ve bizzat İsrailli yetkililer tarafından defalarca belgelendi.

2009 yılında İsveç gazetesi The Aftonbladet, skandalı dünya manşetlerine taşımıştı.

Haberde, İsrail’in Ebu Kebir Adli Tıp Enstitüsü’nün eski başkanı Dr. Yehuda Hiss’in "Derileri ve organları için onları öldürüyoruz" şeklindeki kan donduran itirafı yer aldı.

Konuyu ilk kez 2001 yılında gündeme getiren İsveçli gazeteci Donald Boström’ün raporu ise İsveç ile İsrail arasında derin bir diplomatik krize neden olmuştu.

PLASTİK KORNEA OYUNU VE "GÜZEL GÜNLER" İTİRAFI’

1996-2002 yılları arasında Deri Bankası’na bağlı Ebu Kebir Adli Tıp Enstitüsü’nde görev yapan İsrailli Doktor Meira Weiss, "Ölü Bedenler Üzerinde" adlı kitabında soykırımın adli tıp boyutunu detaylandırdı.

Weiss'in kitabındaki şu ifadeler okuyanların kanını dondurdu:

  • Cesetlerin Yağmalanması: "Korneaları, derileri, kalp kapakçıklarını alıyorlar. Ailelerin fark etmemesi için korneaların yerlerine plastik bir cisim yerleştiriyor ve deriyi arka vücuttan yüzüyorlardı."
  • Askerlere Tedavi: "Ölen Filistinli mahkûmların organları, 1985'te kurulan İsrail Deri Bankası tarafından İsrailli askerlerin yanık tedavilerinde kullanıldı."
  • Hastalıklı Zihniyet: Weiss, enstitüde görevli bazı çalışanların bu insanlık dışı işlemleri uyguladıkları o dönemi "güzel günler" olarak hatırladığını belirtti.

ELEKTRİĞİ KESİP ŞEHİTLERİN CESETLERİNİ KAÇIRDILAR!

İsrail devleti, 2016 yılında Haaretz gazetesinde yayımlanan bir haberle yaşamını yitiren onlarca Filistinlinin cesedini "kaybettiğini" itiraf etmişti. Bugün ise aynı taktiğin Gazze Şeridi'nde devam ettiği biliniyor.

Şifa Hastanesi’nde görevli Doktor Mutez Harara, İsrail güçlerinin hastaneye düzenlediği baskınlarda yaşanan korkunç olayları şu sözlerle anlattı:

"Askerler kasıtlı olarak elektriği kesiyordu. Karanlıkta göz gözü görmediği için, ışıklar geri geldiğinde hem bazı hastaların hem de cesetlerin kaçırıldığını anlıyorduk."