Abdulnasır Güneş

1961 yılında bağımsızlığını ilan eden Suriye; Baas Partisinin 1963'te bir darbe ile gücü ele alıp, Esed ailesinin kontrolünde günümüze kadar Müslümanların nefes alamadığı bir coğrafyaya dönüşmüştür.

Arap Baharı ile Suriye coğrafyasında bir hareketlilik söz konusu olmuş ancak sonuçlanmayan bir savaşa doğru sürüklenen coğrafyaya dönmüştür. Rusya –Esad ve İran milisleri arasında sıkışan Halep, Şam, Hama ve diğer şehirlerin mazlum insanların sürgününe ve ölümüne şahitlik etmiş, Mart 2020 de Türkiye'nin de masada olduğu Astana da yapılan toplantıda İdlib'in ateşkes bölgesi ilan edilmesi ve insani yardımın ulaştırılmasında acil bölge mutabakatı ilan edilmişse de ancak bu antlaşma sadece çocukların üzerinden savaş uçaklarının geçmesine engel olabilmiştir.

İdlib Suriye'nin kuzeybatısında ve Türkiye'ye komşu bir vilayettir. Demografik olarak Arap nüfusunun yoğun olduğu bir şehir olan Halep'e 70 km ve Hama' ya 100 km yakınlıkta yer alır. Savaştan önce 2 milyon nüfusa sahip olan bu şehir savaşta aldığı göç ile 8 milyon insanın göç hareketine ev sahipliği yapmaktadır. Rejim tarafından Halep, Şam ve Hama ele geçirildiğinde şehirler karadan ve havadan taarruz altında bırakılmış, kimyasal silahların da kullanıldığı katliamda binlerce insan katledilmiştir. Hama ve Halep bölgelerinden kaçan insanlar güvenli gördükleri Idlib bölgesi kırsalına doğru hicret etmişlerdir. 8 milyon insanın yaşadığı bu bölge adeta bir mülteci bölgesine dönmüş durumdadır. Kısa zaman önce uçuşa yasak bölge haline getirilse de karadan karaya atılan füzelerle vurulan İdlib milyonlarca insana ev sahipliği yapmaktadır. Türkiye'nin devlet ve devlet dışı kuruluşlarının koordinasyonu ile yapılan uluslararası yardımla bölgede yaşayan halk ayakta kalmaktadır. Bölgenin tek aktif kapısı olan Cilvegözü sınır kapısı ve Reyhanlı şehri adeta Idlib kırsalının tüm lojistiğini karşılamaya çalışmaktadır.

5-6 Mart 2022 tarihinde TÜRDEB-İHH organizasyonunda edebiyatçı, şair, yazar ve öykücüler ile tarihi bir süreç içinden geçen şehir ziyareti programlanmıştır. Bu bölgede yaşanan tarihi drama yerinde şahitlik etmek ve bu şehadetin resmini kültür eserlerine yansıtmak amacıyla yapılan ziyaret 30 kadar dergi'nin katılımı ile 5 Mart sabahı başladı. Reyhanlı'da İHH Yetim Merkezindeki brifing ardından başlayana program TÜRDEB Genel Sekreteri İsmail Mansur Özdemir'in konuşması ile başladı. TÜRDEB Başkanı Fatih Bayhan ve İHH Bölge Çalışmalarından Koordinatör Selim Tosun'un konuşması ile tamamlandı. Ardından yetimler şehri Idlib'i ziyaret ettik. Bu ziyaretimizde unutulmuş insanlığın birebir şahitliğini yaptık. Bu şehadetimizde temel amaç; öykülerimize, şiirlerimize, yazılarımıza tekraren insanlığımızı hatırlatmaktı. Ziyaretimiz düzensiz çadır ziyareti ile başladı. Mevsim itibari ile yağış ile karşılaştık ve farklı bir dramı bizatihi kendimiz yaşadık. Yağan yağmurun altında başlayan ziyaretimiz çocukların yanımıza gelmesi ile bir başka boyut kazandı. Çoğu yetim olan çocukların heyecanı görülmeye değerdi, birde bizi sorun. En çokta küçük yetimlerin ebeveyn yoksunluğundan kaynaklı olarak ellerimizi tutma istekleri, işte bu manzaraya yürek mi dayanır!

Çocuklar aldıkları hediyelerle belki de savaşın içinde yaşadıklarını en hızlı unutanlar oluyor ama hasarıda en çok onlar alıyor. Ziyaretimiz yaşadıkları çadırların arasında devam ediyor, temel ihtiyaçlardan olan gıda eksikliği, temiz su, elektrik, sıralaması bitmeyecek eksiklikler gözümüze çarpıyor. Beni en çok etkileyen gözlerimizin içine bakan annelerin hali, lisanı halleri ile bir şeyler anlatıyorlar. Çocuklarına, çadırlarına ve sonrada gözlerimizin içine bakıyorlar. Buradaki çocuklarının belki de diğerlerinden biraz daha şansları var çünkü diğer durağımız İHH'nın korumasında olan yetimhaneye gidiyoruz. Ellerimizi bırakmayan çocuklara şahitlik ediyoruz. Bilmiyorum ama yetim kokusu aldım her çocuktan…

Propaganda: Ülkeler Diplomatik Sistemlerini Kurmak için İletişimi Nasıl Kullanıyor? Propaganda: Ülkeler Diplomatik Sistemlerini Kurmak için İletişimi Nasıl Kullanıyor?

Savaşın kendisi ile getirdiği yüzlerce problem gözler önüne seren şehre dönüşen ve ağır bir bombardımana maruz kalan İdlib şehir merkezini ziyaret ediyoruz. Şehirde özellikle resmi binaların çoğu yıkılmış veya güvenlik sebebiyle boşaltılmış ve terkedilen yerler adeta harabe şehre dönüşmüş. Ancak bombardımanda yıkılan evlerin ayakta kalan kısımlarına kendi lisanlarında 'geri dönüp daha güzelini yapacağız inşallah' yazmışlar. Şehirlerini umutla terk eden insanlara rağmen şehir bir yandan da yerel hükümetçe ayakta tutulmaya çalışılıyor. Şehrin her yerinde güvenlik noktaları oluşturulmuş. Ticari hayat, Türkiye üzerinden yapılan ithalat ile ayakta kalmaya çalışıyor. Kimi yerlerde yeni yapılan yapılara şahitlik ediyoruz. Aldığımız bilgilere göre yerel halk STK'lar kurmuş ve İdlib kırsalında bulunan Halep, Şam ve Hama'dan gelen kardeşlerine Ensar olmuşlar. Savaşın içinde kendi kendine yetmeye çalışan insanları görmek, birbirine omuz verdiklerine şehadet etmek bölgeye yönelik umutlarımızı yeşertiyor.

Ziyaretimizin ikinci gününde Türkiye sınırına dayanmış ve bütün ihtiyaçları insani yardım STK'larımız tarafından karşılanan yaklaşık 200 bin insanın yaşadığı göçmen dolu bölgeyi ziyaret ediyoruz. Adeta açık cezaevine dönüşmüş bir alanı andıran kamp alanı çocukların enerjisi ile ayakta kalmaya çalışıyor. Bölgede özellikle İHH'nın eğitim hususunda ciddi bir gayretini görüyoruz. İHH olarak yerel yönetimin belirlediği müfredatının okutulduğu bir okulu ziyaret ediyoruz. Bu okulda öğretmenler Suriyeli kardeşlerimizden oluşuyor. Derslerinde ziyaret etme imkanımız oluştu, Fen bilimlerinden, Kuran derslerine ve İngilizce derslerinin okutulduğunu gözlemliyoruz. Bölgenin yeniden inşası için eğitimin ne kadar önemli olduğunu bize aktaran öğretmen kardeşlerimizin fedakarlığı ve cefakarlığına şahitlik etmek bu tablo içinde bizleri umutlandırıyor. Umutlarımızın tazelendiği dar ve çamur sokaklardan çıkıp başka bir bölgeyi ziyaret ediyoruz. Türkiye'den İHH, AFAD, Türkiye Diyanet Vakfı, Deniz Feneri, Sadakataşı ve ismini hatırlamadığım onlarca vakfımızın 'briket ev' projelerini ziyaret ediyoruz. Türkiye'den yapılan yardımların hayat bulduğu bu bölgede çadırlarda yaşayan düzensiz göçmenlerin çatısı, tuvaleti, banyosu olan bir ev, yerleşik hayatta önemli unsurlar olan cami, okul ve iş merkezi inşaatlarına şahitlik ediyoruz. Bölgede bulunmanın gerekliliğini tam manasıyla yerine getiren bir Türkiye görüp gurur duyuyoruz. Birileri yıkarken, inşa ve ihya için gayret etmek; mazluma kol kanat geren tarafa ait olmak ne büyük hoşluk, HAMD ediyoruz.

1.Dünya savaşından sonra sözüm ona güçlü devletlerin teknolojik gelişmelerini tamamladıktan sonra demokrasi, insan hakları, refah götüreceğiz diye kana buladıkları dünyadan maalesef Suriyeli kardeşlerimizde yeterince haklarını aldılar!

Katil ve zalimlerin bölgeye bıraktıkları miras; ölüm, yokluk, göç, ızdırap, çile ve binlerce yetim çocuk ve dul kadın. İşte böyle bir Suriye'yi ve birde çok soğuk bir havada kar altında ayağında terlikleri ile Hama ve Halep'in çocuklarını geride bıraktık. Her çocuk terliği gördüğümde İdlib'i hatırlayacağım, oğlumu her kucağıma aldığımda Ümmetin güzel yüzlü çocuklarını.

Bize düşen sorumluluğun farkındalığı olarak ruhumuzdan, gönlümüzden ve aklımızdan çıkarmamak için daha fazla çalışmamız gerekliliğini önce kendi nefsime ve kardeşlerime hatırlatıyorum, içimdeki bu yangın anca bu gayret ile biraz söner!

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir.