Muslim Port Haber Merkezi | Büşra Zehra Çamdalı

İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıların başlamasından bu yana, Filistin direniş örgütlerinin liderlerine ve kadrolarına, ayrıca Lübnan'daki Hizbullah'ın yanı sıra Suriye'deki İranlı askeri ve istihbarat liderlerine karşı suikast operasyonları arttı. Suikastlar, sadece Gazze ve Batı Şeria'daki saha liderlerini değil, aynı zamanda dışarıdaki siyasi ve askeri liderleri de içerecek şekilde genişledi; bu liderler arasında Hamas'ın siyasi büro yardımcısı olan Saleh El-Aruri ve diğerleri ile Hizbullah ve Kudüs Gücü'nden liderler bulunuyordu.

İSRAİL SUİKASTLARININ TARİHİ

Oldrich Boris ve Andrew Hawkins, -birlikte yazdıkları- “İkinci İntifada Öncesi ve Sırasında İsrail Hedefli Cinayetler: Bağlamsal Bir Karşılaştırma” başlıklı çalışmada, işgalci devletin kurulmasından sonra ilk İsrail suikastlarının 1956'da gerçekleştiğini ileri sürüyorlar. Bu suikast, Gazze Şeridi'ndeki Mısır askeri istihbarat görevlisi Mustafa Hafız'ı ve Ürdün'deki Mısır askeri ataşesi Salah Mustafa'yı "Filistin gerillalarını desteklemedeki rollerine misilleme olarak" hedef alan eş zamanlı bir operasyondu. Bu durum, işgalci devletin, Stern Çetesi'nin 1944'te İngiltere'nin Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakanı Lord Moyne'a ve BM'nin Filistin meselesindeki elçisi Kont Falke Bernadotte'ye düzenlediği suikastta olduğu gibi Siyonist çetelerin 1948 öncesinde benimsediği suikast politikasını sürdürdüğünü yansıtmaktadır.

Suikast politikası, yıllar boyunca Filistin Kurtuluş Örgütü, Filistin fraksiyonları ve Hizbullah liderlerine varana kadar geniş bir listeyi kapsayacak şekilde genişledi. Aynı zamanda bu liste, Filistin direnişine ve davasına destek verme konusunda rol oynadığı düşünülen birçok farklı şahsiyeti de içermiştir, hatta bunlar Filistinli olmayan kişileri bile kapsamıştır.

İsrail, bu operasyonları gerçekleştirirken bomba yüklü paketler, susturuculu tabancalar, bomba yüklü araçlar, keskin nişancılık, zehirli kimyasallar ve boğucu maddeler, insansız hava araçları ve hatta hedefin tamamen yok edilmesini sağlamak için büyük bombalar gibi çeşitli yöntemleri kullandı.

MOSSAD, ŞİN BET VE İŞGAL ORDUSU ARASINDAKİ SUİKAST ZİNCİRİ!

İsrail'in dış istihbarat servisi olan Mossad, ikinci intifadanın hemen öncesine kadar suikast operasyonlarında belirleyici bir rol oynadı. 1956'dan 1999'a kadar uzanan dönemde, operasyonların çoğu Filistin dışında gerçekleşti. Ancak 2000'de ikinci intifada patlak verdiğinde, suikast operasyonlarının çoğu Gazze ve Batı Şeria'da gerçekleştirildi, ve bu operasyonlarda İsrail ordusu ve iç güvenlik servisi (Şin Bet) önemli bir rol oynadı.

İsrail'in suikast politikası -ikinci intifada öncesinde neredeyse tamamen- genellikle direniş fraksiyonlarının ve Hizbullah'ın üst düzey liderlerini veya nitelikli becerilere sahip kadroları hedef alıyordu. Ancak bu, 2000 yılından itibaren ikinci intifadanın ivmesini durdurmak amacıyla orta düzey liderleri ve savaşan unsurları hedef alacak şekilde değişti.

Simon Pratt'ın yayınladığı, "İsrail'in Mescid-i Aksa İntifadası sırasındaki suikast politikasının mantığının gelişimini" konu alan bir araştırmaya göre işgal, Ekim 2000 ile Temmuz 2007 arasındaki dönemde 367 kişinin ölümüne yol açan 134 suikast operasyonu gerçekleştirdi.

İsrail, 2002 yılında suikast operasyonlarını yasal hale getirme konusunda dünya çapında bir öncülük yaparak bu konuda bir dizi kontrol önlemi alsa da bu önlemlere çok da uymadı. Bu önlemler arasında hedef kişinin pratikte tutuklanmasının mümkün olmaması, suikast operasyonlarının İsrail içinde gerçekleştirilmemesi, suikastın yan etkilere yol açmamak için orantılılık ilkesine uyulması ve Başbakan ile Savunma Bakanının onayının alınması gibi önlemler bulunmaktadır.

İsrail, -hedeflenen bireylerin çeşitliliğine göre değişen- çeşitli hedeflere ulaşmak için bu suikast politikasını benimsemiştir. Bu hedeflerden en öne çıkanları şunlardır:

Katar, İsrail Adına Casusluk Yapan 8 Hintli Subayı Serbest Bıraktı Katar, İsrail Adına Casusluk Yapan 8 Hintli Subayı Serbest Bıraktı
  • İşgalci İsrail'in varlığına karşı çalışan herkese ulaşabilecek kadar uzun bir elinin olduğu, İsraillileri öldürenleri unutmadığı veya affetmediği mesajını vererek misilleme ve caydırıcılığın güçlendirilmesi.
  • Filistin topraklarına taşıdıkları İsraillilerin moralini yükseltmek, muhaliflerine kin besletmek ve hükümetlerinin kendilerine gelen tehditleri püskürttüğüne ve güvenliklerini tehdit eden herkese saldırdığına dair hislerini derinleştirmek,
  • Etkili liderleri ve kadroları her an hedef alma baskısı altına sokarak direniş gruplarının etkinliğini zayıflatmak; bu da genellikle Direniş açısından, hareket ve iletişim alanlarını daraltan ve etkinliklerini sınırlayan güvenlik önlemlerinin sıkılaştırılması olarak yansıma buluyor.
  • Zamanla biriken ve başkalarına kolayca aktarılamayan yetenek ve becerilere sahip yetenekli karakterlerin direncini yok etmek.
  • Bazı durumlarda, geride kalanların etrafında toplandığı karizmatik liderin yokluğunda iç anlaşmazlıklara ve bölünmelere yol açabilecek bir boşluk yaratarak, liderleri suikasta uğrayan grupları zayıflatma üzerine oynamak
  • Toplumu korkutmak ve İsrail'in misilleme tepkilerine yol açacak şeylerden uzaklaştırmak, direnişe katılmanın bedelini yükseltmek.

STRATEJİK BAŞARISIZLIK:

İsrail'in suikast stratejisi incelendiğinde, genellikle taktiksel düşüncelere öncelik verilse de bu suikastlerin sık sık olumsuz stratejik etkiler bıraktığı görülmektedir. Bu durumu birkaç örnek ile açıklamak mümkündür.

1992 yılında Hizbullah'ın Genel Sekreteri Abbas al-Musavi'nin, ailesiyle birlikte arabasına düzenlenen saldırı sonucu suikaste uğraması, Hizbullah'ı caydırmamış veya parçalamamış, aksine o dönemde genç bir lider olan Hasan Nasrallah'ın yükselmesine katkıda bulunmuştur. Nasrallah, Hizbullah'ı Lübnan ve bölgesel sahnede etkili bir aktör haline getirmeyi başarmıştır. Öte yandan bu suikast, partinin Arjantin'in başkentindeki İsrail büyükelçiliği binasını bombalayarak 29 kişiyi öldürmesiyle misilleme yapması ve ardından oradaki bir Yahudi cemaati binasını bombalayarak 85 kişiyi öldürmesi nedeniyle kanlı bir karşıt tepkiye yol açtı.

  • Filistin bağlamında, Yahya Ayaş'ın 1996 başlarında cep telefonunun havaya uçurulmasıyla öldürülmesi, Hamas hareketinin askeri kanadı El Kassam Tugayları'nın askeri yeteneklerinin yok olmasına yol açmadığı gibi Ayaş, Filistin direnişinin simgesi haline geldi. Kassam Tugayları, Ayyaş'ın suikastına intikam almanın yanı sıra, suikastten sonra 2 ay içinde gerçekleştirilen 4 patlamayla 60 İsraillinin ölümüne ve yüzlerce kişinin yaralanmasına neden olarak, İsrail'e karşı istişhad operasyonlarının modelini tekrar sahneye koydu; ki bu tarz operasyonlar suikast öncesindeki bir yıl boyunca durmuştu. Bu operasyonlar İsrail'in üstün bir eli olmadığını ve vurduğu gibi vurulabileceğini kanıtladı.
  • Aynı bağlamda, Filistin Kurtuluş Cephesi'nin genel sekreteri Abu Ali Mustafa'nın 27 Ağustos 2001'de suikast edilmesi hareket mensuplarını, 2 aydan az bir süre sonra aşırı sağcı İsrail Turizm Bakanı Rehavam Zeevi'ni, konakladığı otelde, kafasından vurarak intikam almaya yönlendirdi; bu, ‘’başa baş’’ politikası içinde gerçekleştirilen bir suikast idi.
  • Aynı şekilde, Hamas'ın üst düzey liderleri İsmail Ebu Şanab, Abdülaziz el-Rantisi ve Şeyh Ahmed Yasin'e -bir yıldan kısa bir süre içinde- düzenlenen suikast de hareketin siyasi liderliğinin çöküşünü ya da İsrail'in 2005'te Gazze'den tek taraflı çekilmesinden önce direniş gruplarına karşı Filistin hükümetinin otoritesinin güçlenmesini sağlayamadı.

Bu suikastlar, Hamas'ın, ‘’liderleri ve üyelerinin çatışmalarda şehit olan bir direniş hareketi’’ imajını güçlendirdi; bu, Hamas'ın 2006 seçimlerindeki zaferine katkıda bulundu ve İsrail’in istediğinin tam aksina Hamas'ın 2007'de tüm Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele geçirmesini sağladı.

DOĞRUDAN SİYONİST TEHDİTLER

İsrail'in suikast politikası, bazı durumlarda ‘’Kara Eylül’’ gibi küçük Filistin örgütlerinin çözülmesine yol açsa da yetenekli ve nitelikli bireyleri hızlı bir şekilde yükselterek lider kayıplarını telafi etme yeteneği olan toplulukları çözemedi. Bu, Filistin'deki Hamas veya Lübnan'daki Hizbullah gibi gruplar için geçerlidir.

İsrailli gazeteci Ronen Bergman, "Önce Kalk ve Öldür: İsrail Hedefli Suikastların Gizli Tarihi" adlı ansiklopedik kitabında, suikast politikasının belirli doğrudan tehditleri ortadan kaldırmayı başardığını, ancak soruna uzun vadeli bir çözüm üretemediği sonucuna varıyor. İsrail'in güvenlik ikilemi de bu politikanın müzakere ve çözüme pratik bir alternatif olmadığını kanıtladı.

Bu operasyonlar, İsrail'in - suikast operasyonlarının kısa vadeli kazanımlarını düşünmeye eğilimli olmalarını ve geniş stratejik bağlamı düşünmeden, tarihsel dersleri göz ardı eden- karar alıcılarına ‘’davanın adaletinin ve direnişin halkta zemin bulmasının’’ suikastlarda öldürülen liderleri mücadele simgelerine dönüştürdüğü, sürekli olarak kanın yenilenmesine ve direnişin kararlılığına katkıda bulunduğunu gösteriyor.