Doğru nedir, yanlış nedir, güzel nedir, çirkin nedir, insan nedir, dünya nedir, mutluluk nedir, hüzün nedir… gibi tartışmalar tarih boyunca yapılmış, yapılmaya devam edildiği gibi, gelecek çağlarda dijital beyinlere sahip robotlar, salonlarda bu konuyu insanlara anlatacak.

Ama o dijital beyinli robotun gerisinde, Hazreti Adem’in neslinden olan bir insan, o robotun görüş alanını ve görüş açısını belirlemeye devam edecektir.

İnsanın değeri, hiçbir zaman teknolojik nedenlerle düşmeyecektir.

İnsanın değerini düşüren şey, insanlık tarihi kadar eski olan ve kriterini şeytandan alan inkar, kafirlik, gavurluk, ateistlik, deistlik mikrobudur.

Doğruyu belirlemede şeytan kendi akıl ve mantığını ortaya koymuş, kendisini, aklını ve mantığını veren Allah’ın  hükmünü küçümsemiş ve kafir olmuş.

Rabbimiz, insan için, iki çeşit kanun koymuştur.

Bir, tabiat kanunları,

İki, şeriat kanunları.

İki çeşit kanunun koyucusu aynı olduğundan, tabiat kanunları ile şeriat kanunları arasında çelişki olmaz.

Var gibi görünüyorsa, ya bilim adamı yanılıyordur veya Kur’an ayetini yorumlayan yanılıyordur.

Yanılma insana aittir.

İstanbul'da Aksa Tufanı! "Filistin Yalnız Değildir" İstanbul'da Aksa Tufanı! "Filistin Yalnız Değildir"

Tabiatın yaratıldığı günden bu güne kadar, tabiatta işleyen kanunlardan hiç şikayet eden bilim adamı olmadı.

Mesela, “Biz çağdaş insanlar olarak, Adem’in içtiği sudan içmeyiz.

Bize, çağdaş su lazım,

Bizim suyumuzun oksijeni bir fazla olsun” diyen olmadığı gibi, bilim adamları Hazreti Adem döneminin suyunu istiyorlar.

Saf, berrak, pırıl, pırıl, tertemiz olmasını istiyorlar.

Rabbimiz:

“O (kafir) işbaşına geçtiği zaman, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye koşar. Allah bozgunculuk yapanı sevmez.” (Bakara Süresi, Ayet 205)

İnkarcı gavurun biri yönetimin başına geçince, nesli de ekini de bozacağını haber veriyor.

Günümüzde sekiz bini çocuk olmak üzere şimdilik 19 bin insan öldüren, çok kazanmak için tohumların genetiğini değiştiren,  attığı zehirli ve yakıp yok edici bombalarla toprağı zehirleyen ve mahsullerin bitmesini engelleyen, ABD başkanı Biden ve İsrail Başbakanı Netanyahu’ya bakınız ve ayeti yeniden okuyunuz.

Bunlar, insanı ve tabiatı bozarken, bunların koyduğu kanunlara, kriterlere ne kadar güvenebilirsiniz?

Yiyecek, içecek ve giyeceklerin hepsini sanallaştıran bu insanlar, kendileri ve çocukları da zarar görmeye başlayınca, Hazreti Adem’in içtiği suya, yediği ekmeğe ve giydiği yüne ve pamuğa dönüş yaptılar ama iş işten geçmeye başlamıştı.

Çünkü yünü üreten koyunun yediği yem sanaldı.

İnsanlar, dünyamızda insan eli değmemiş dağ, ova, derelerde toprak ve su arayışına başladılar.

Oralarda üretilenin fiyatına bakmadan alıyorlar.

Biden’i, Putin’i Jing Pingi… gibi yöneticiler, hakiki olana, tabii olana yöneldi.

Norveç’in Longyearbyen şehrinde 2008’de yapılan Kıyamet Ambarı (Doomsday Vault) diye bilinen, “Küresel Tohum Deposunda, dünyadaki bütün bitki tohumlarını depoladıkları ve bir gün onları piyasaya sürecekleri gibi, Allah nizamı İslam’a da yönelecekleri  günler de yakındır.

Bu inkarcı, materyalist eğitimle ancak Biden ve Netanyahu yetiştirilebilir.

İşte o aradıkları bizim duvarımızda asılı duruyor.

Dünkü yazımda demiştim, “Üzerinde oturduğunuz sandalyenin kilosunu belirlemek istesek ne yaparız?”

Orada bulunanlara sorup “Beş kilo” diyenler, “Dört” veya “Üç” diyenlerin tahminlerini oylama yaparak “Dört” diyenlerin sayısı bir fazla gelince o sandalye dört kilo olur mu?

Veya İtalya’da “İsa, Allah’ın oğludur” diyenler, seçim sandığına siyah kağıdı atsınlar,

“İsa, Allah’ın elçisidir” diyenler, beyaz kağıdı atsınlar, diye oylama yapılsa, “İsa, Allah’ın oğludur” diyenlerin sayısı fazla gelince doğru mu olur.?

Veya bir milyon doktora, “Viski, Votka, Rakı… gibi içkiler zararlı mıdır, yoksa faydalı mıdır” diye oy attırsalar, içki içenler dahi “Zararlıdır” deseler, ama siyasiler Meclis’te bir oy fazlalığıyla içki üretimini, dağıtımını, kullanımını kanunlarla koruma altına alsalar bir adamın bir tek parmak atmasıyla doğru olur mu?

Bir oyla geçen kanunu, karşı parti bir milletvekili transfer etse, yeniden oylasalar ve bir oyla kazansalar ne olur?

“Bu adamı öldürelim mi, öldürmeyelim mi” diye oylama yapılsa ve bir oyla kabul edilse doğru olur mu?

Hayali konuşmuyorum, Başbakan Menderes ve iki Bakanı, Deniz Gezmiş ve iki arkadaşı, İlyas Has ve Hıdır Aslan’ın idam kararları, Meclis’te oylandıktan sonra gerçekleşmiştir” demiştim.

Kur’an ve sünnette, hükmüne rastlanmayan bir olayda, İslam alimlerinin çoğunluğunun (Cumhurun) hükmüne de uyulur.

Batı ve doğuda Müslüman olmayanların ellerinde doğru adalet terazisi olmadığından parmak hesabıyla ahreket etmelerinde haklı olabilirler.

Terazi bizim elimizde ama terazimizi nasıl kullanacağımızı bize unutturmuşlar.

Yaşlılarımızdan bir kısmı, her Cuma, Ya-Sin okumak için çantasından çıkarıp geriye koyuyorlar.

Biz, kendimizi, anneye, babaya, eşe, çocuklara, komşulara, dernektekilere, vakıftakilere, partidekilere… göre ayarlamaya kalkarsak kolay işimizi zorlaştırırız.

Sekiz milyar insana göre kendimizi ayarlamaya kalkarsak, insan olmaktan çıkarız.

Ama kendimizi, o bitki tohumlarını ve bizi yaratan Cenab-ı Hakk’a göre ayarlarsak, halk için de, örnek bir Müslüman oluruz.

Hayatta ölçümüz, kainatı/evreni kusursuz yaratan, yaşatan, yöneten ve donatanın tabiat kanunlarına döndüğümüz gibi,

O’nun Kur’an-i Kerim’deki kıstasına, hükmüne, kurallarına dönersek, kula kul olma seviyesizliğinden kurtulur, Yaratanımıza kul olma şerefine yükseliriz.

Fatih Sultan Mehmet ne güzel söylemiş:

“Bir şâha kulam kim kulu sultân-ı cihandır”

Yani, ben öyle bir Allah’a kul oldum ki, O da bütün sultanları, şahları, padişahları bana kul yaptı. Özetle, Allah’a kul olan, cihana sultan olur” diyor.

Rabbimiz yardımcımız olsun.

Mahmut Toptaş / Milli Gazete