Yahya Sinvar’ın yüzüne karşı söyleyebilir miydiniz?

Gazze konusunda son zamanlarda tuhaf bir alışkanlık giderek yaygınlaşıyor: Hamas’a akıl vermek.

Abone Ol

Kimileri Hamas’ın hangi devletle yakınlaşması gerektiğini, kimden uzak durması gerektiğini, hangi masaya oturup hangi masadan kalkması gerektiğini anlatıyor. Hatta direnişin geleceğine ilişkin kırmızı çizgiler çizenler, Gazze’nin bundan sonraki siyasi istikametini tarif edenler dahi var.

İnsan ister istemez soruyor:

Gazze’nin yerin altındaki tünellerinde aylarca ölümle burun buruna yaşayan insanlara, kilometrelerce öteden strateji öğretmek bu kadar kolay mı?

Daha açık soralım:

Bu sözler Yahya Sinvar’ın yüzüne karşı söylenebilir miydi?

Ömrünü Filistin davasına adamış, yıllarını İsrail zindanlarında geçirmiş, ailesinden onlarca kişiyi bu uğurda kaybetmiş ve nihayetinde elinde silahıyla savaşırken şehit olmuş bir adama dönüp, “Şununla ilişkinizi azaltın, buna fazla kulak vermeyin, tercihinizi şöyle yapın” denilebilir miydi?

Sanmıyorum.

Çünkü bazı cümleleri kurabilmek için bedelden çok uzakta olmak gerekir.

HAMAS’IN AKLA DEĞİL, ÜMMETİN DESTEĞİNE İHTİYACI VAR

Hamas kusursuz değildir. Hiçbir siyasi hareket, hiçbir direniş örgütü eleştiriden azade değildir. Elbette kararları tartışılabilir, stratejileri değerlendirilebilir.

Fakat eleştiri başka şeydir, Gazze’nin direnişine masa başından jeopolitik istikamet çizmek başka şey.

Hamas, 7 Ekim’den sonra sadece İsrail’le savaşmadı. Dünyanın en gelişmiş askeri teknolojilerinden bazılarına, ABD’nin sınırsız siyasi ve askerî desteğine, Batı dünyasının büyük bölümünün diplomatik himayesine ve uluslararası sistemin çifte standardına karşı mücadele etti.

On binlerce insanını kaybetti.

Liderlerini kaybetti.

Komutanlarını kaybetti.

Evlerini, ailelerini, çocuklarını kaybetti.

Ve bütün bunlar yaşanırken İslam dünyasının önemli bir kısmı Gazze’yi kurtaracak müşterek bir irade ortaya koyamadı.

Şimdi aynı İslam dünyasının güvenli başkentlerinden Hamas’a, “Şuna yaklaş, bundan uzaklaş” demek kolaydır.

Asıl sorulması gereken ise şudur:

Hamas neden birtakım bölgesel aktörlerle ilişki kurmak zorunda kaldı?

Filistin direnişine ihtiyacı olan siyasi, askerî ve diplomatik desteği kim vermedi?

Gazze kuşatma altındayken kapıları kim açmadı?

İsrail’e petrolün, ticaretin, mühimmatın ve diplomatik ilişkilerin devam ettiği bir bölgede, bütün faturayı Hamas’ın kurduğu ilişkilere çıkarmak ne kadar hakkaniyetlidir?

DİRENİŞİN İTTİFAKLARINI KONFOR ALANLARINDAN YARGILAMAK

Bir direniş hareketinin ittifaklarını değerlendirirken onun içinde bulunduğu şartları hesaba katmak zorundasınız.

Gazze bir devlet değildir.

Düzenli ordusu, hava kuvvetleri, savaş uçakları, açık limanları, serbest ticaret yolları yoktur.

Yıllardır kuşatma altında yaşayan küçücük bir coğrafyadan bahsediyoruz.

Dolayısıyla Hamas’ın bölgesel ilişkilerini Ankara’dan, İstanbul’dan, Doha’dan, Riyad’dan veya başka bir güvenli şehirden değerlendirirken önce Gazze’nin gerçekliğini görmek gerekir.

İran’ı eleştirebilirsiniz.

İran’ın bölge politikalarına karşı çıkabilirsiniz.

Tahran’ın Suriye’den Irak’a uzanan siyasetini ağır biçimde sorgulayabilirsiniz.

Bunların tamamı ayrı ayrı tartışılabilir.

Fakat buradan hareketle Hamas’a “İran’a fazla kulak vermeyin” demek, meselenin başka bir boyutudur.

Çünkü Hamas’ın önündeki soru hiçbir zaman akademik bir seminerdeki kadar steril olmadı.

Onların sorusu şuydu:

“İsrail bizi yok etmeye çalışırken bize kim silah, mühimmat, teknoloji, para, eğitim veya siyasi alan sağlayacak?”

Bu soruya İslam dünyası güçlü ve müşterek bir cevap verebilseydi, bugün Hamas’ın ittifaklarını tartışmaya belki de gerek kalmazdı.

SİNVAR’A SÖYLEYEBİLİR MİYDİNİZ?

Bu yüzden ölçümüz basit olsun.

Gazze hakkında kurduğumuz cümleyi önce zihnimizde Yahya Sinvar’ın karşısında söyleyelim.

Karşınızda ömrünün yirmi yılı aşkın bölümünü İsrail hapishanelerinde geçirmiş bir adam var.

Karşınızda ailesini kaybetmiş bir adam var.

Karşınızda Gazze’nin kuşatmasını yaşamış bir adam var.

Karşınızda sonunda bir koltukta, ağır yaralı hâlde, üzerine gelen İsrail dronuna elindeki sopayı fırlatarak son nefesine kadar savaşmış bir adam var.

Şimdi gözlerinin içine bakın ve deyin ki:

“İran’a fazla kulak vermeyin.”

“Şu ülkeyle yakınlaşın.”

“Bu eksenden uzaklaşın.”

“Böyle davranırsanız Arap dünyasında dışlanırsınız.”

Söyleyebilir miydiniz?

Söyleyemiyorsanız, mesele Hamas’ın tercihlerinden önce bizim bulunduğumuz yerle ilgilidir.

HAMAS’IN İMTİHANI DİRENMEKSE BİZİM İMTİHANIMIZ DESTEK OLMAKTIR

Filistin direnişinin geleceğine elbette Filistinliler karar verecektir.

Bizim tarafımızdan ise yapılması gereken ilk iş Hamas’a akıl vermek değildir.

Önce kendimize bakmaktır.

Biz Gazze için ne yaptık?

İslam dünyası ne yaptı?

İki milyondan fazla insan gözlerimizin önünde kuşatılırken hangi bedeli ödedik?

İsrail’in karşısına hangi müşterek iradeyi koyduk?

Direnişin başka aktörlere ihtiyaç duymayacağı hangi imkânları oluşturduk?

Bunların cevabını vermeden Hamas’ın kiminle konuşup kiminle konuşmayacağını tartışmak kolaycılıktır.

Filistin direnişinin samimi tavsiyelere ihtiyacı yok demiyorum.

Ama siz samimi tavsiye değil de akıl vermeye kalkarsanız o başka…

Hele hele Gazze’ye hiçbir alternatif sunmadan Hamas’a ittifak dersi vermek…

Bu, akıl vermekten ziyade kendi sorumluluğumuzu başkasının omuzlarına yüklemektir.

Ve belki de Gazze hakkında konuşurken kendimize sormamız gereken en sahici soru hâlâ şudur:

Kurduğumuz bu cümleyi Yahya Sinvar hayattayken onun yüzüne karşı da kurabilir miydik?