Muslim Port Haber Merkezi | Sevde Köse

Amerikalı siyasetçilerden çok çarpıcı açıklamalar geldi. Bu isimler arasındaki Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, "İsrail bizim hayati bir müttefikimiz, sanırım çoğu insan bu fonun (İsrail için 26 milyar dolar) gerekliliğini anlıyordur çünkü onlar ‘var olmak’ için savaşıyorlar. Bizler için İncil'de İsrail'in yanında durmamız yönünde bir emir var ve biz bunu kesinlikle yapacağız. Biz onların yanında olduğumuz sürece onlar da galip gelecektir.” ifadelerini kullandı.

Amerika'nın İsrail'e yönelik politikasını -onların inancına göre- İncil'in emrettiği Protestan-Hıristiyan inancına bağlayadığı ileri sürülen bu ifadeler, bugünlerde yapılan açıklamalarda türünün ilk örneği değildi. Aynı zamanda ABD Temsilciler Meclisi'nin Cumhuriyetçi Parti üyesi Rick W. Allen, Columbia Üniversitesi'nin Mısır kökenli rektörü Nemat Shafik'i de sorguladı.

Allen, Nemat'a yönelttiği sorularda; “Columbia Üniversitesi İsrail'i neden yeterince desteklemiyor? Açık konuşalım, bu, Tanrı'nın İbrahim Peygamber ile yaptığı bir antlaşmadır ve bu söz çok açıktır: Eğer İsrail'i kutsarsan, ben de seni kutsarım; eğer İsrail'i lanetlersen, ben de seni lanetlerim.” ifadeleriyle kendi inanışlarıyla baskı kullandı.

Allen ayrıca:

"Yeni Ahit'te (İncil'de) tüm ulusların sizin aracılığınızla kutsanacağı doğrulandı. Peki bunu bilmiyor muydunuz? Üniversite Rektörü: Daha önce duymuştum ama şimdi daha iyi anlatılmış. O: Güzel Bu size tanıdık geliyor. Columbia Üniversitesi'nin İncil'in Efendisi tarafından lanetlenmesini ister misiniz? Kadın cevap verdi: "Kesinlikle hayır."

ABD'nin en önemli ve büyük siyasi seçkinlerinin ABD'nin İsrail'e yönelik politikasını İncil'in öğretilerine bağlayarak yaptıkları bu açıklamaların, laikliğin ve küresel kapitalizmin kalesinden gelmesi kimilerine göre oldukça tuhaf görünüyor. ABD ile İsrail arasındaki bu yerleşik ilişkinin anlaşılması konusunda kesin yanıtlar vermekten ziyade daha fazla soruyu gündeme getiriyor.

Siyonizme Bağlılığın Temeli

Emekli ABD Dışişleri Bakanlığı çalışanı ve Washington Report on Middle East Affairs'in baş editörü Richard Cortez, bir zamanlar Amerika'nın 1948'den 1995'e kadar İsrail'e ödediği resmi ve gayri resmi ABD yardımı miktarına ilişkin “Biz vergi mükellefleri, küçük İsrail devletine yılda 6 milyar dolardan fazla dış ve askeri yardım sağlıyoruz." dedi.

Cortez:

“Geçtiğimiz 46 yılda ABD vergi mükellefleri İsrail'e toplam 62,5 milyar dolar sağladı. Bu, Sahra Altı Afrika, Latin Amerika ve Karayipler'in toplamına verdiğimiz kadar mali yardımı dünyanın en küçük ülkelerinden birine vermiş olduğumuz anlamına geliyor. Bu ülkelere yapılan toplam yardımın kişi başı yaklaşık 40 dolar olduğu tahmin ediliyor. İsrail'e yapılan yardım ise kişi başı 10 bin 775 dolara denk geliyor."

بن غريون وترومان 25 1713882272

Amerika 1948'den 1995'e kadar İsrail'e 83 milyar dolar yardımda bulunmuştur.

Cortez sadece buna değinmekle de kalmadı ayrıca İsrail'e vergiye tabi olmayan bağışlar sağlayan başka Amerikan özel ve Hıristiyan kuruluşlarının da bulunduğunu belirterek “böylece 1948 ile 1995 arasındaki dönemde toplam para miktarının 83 milyar dolara ulaştığını ki bunun da her bir İsrailli için Amerika'dan yıllık 14 bin dolardan fazla paraya eş değer olduğuna” dikkat çekti.

İngiltere ve Amerika'nın İsrail'e verdiği bu büyük destek karşısında 1960'lı yıllarda Beyaz Saray'da eski ABD Başkanı Lyndon Johnson'ın yanında yazar olarak çalışan Amerikalı gazeteci Grace Halsell, “ülkesini İsrail uğruna stratejik çıkarlarını bu derece feda etmeye iten sırrın ne olduğunu” sorguladı.

Bu soruyu daha derinlemesine cevaplamak için Grace kendi gözleriyle bizzat tanık olduğu delilleri takip ederek araştırma yapmaya, okumaya, seyahat etmeye ve sorularına cevap bulan herkesle tanışmaya karar verdi. Bu uzun yolculuk “Kehanet ve Siyaset: Nükleer Savaşa Giden Yolda Askeri Evanjelikler” ve "Tanrının Eli: Amerika Birleşik Devletleri Neden İsrail Uğruna Çıkarlarını Feda Etsin?" adlı iki kitapla sonuçlandırdı. Bunlar, Amerikan stratejik aklının büyük bir coşkuyla, hatta bazen stratejik körlükle İsrail'e doğru koşuşturmasının kilit bir yönünü gösteren iki önemli eser oldu.

Hatta bu stratejik akıl, İsrail'in sadece Filistinlilere ve Araplara karşı işlediği suçları değil, başka birçok suçlarını da görmezden gelmiştir. İsrail, Sina, Golan, Batı Şeria ve Gazze'yi yıldırım hızıyla işgal ederek tüm hedeflerine ulaşmak için 1967 yılındaki savaşı sırasında Doğu Akdeniz'de demirli bulunan Amerikan casus gemisi Liberty'yi vurarak gemideki 34 Amerikalı denizciyi öldürdüğünde, başta Başkan Johnson olmak üzere Amerikalı politikacılar sessiz kalarak bu suçu sineye çekmişlerdi.

Sırların Sırrı

Bunun başlıca nedenleri, 16. yüzyılda Avrupa'da Katolik Hıristiyanlığın kalbinde yaşanan dini reform hareketinin getirdiği ayaklanmacı ilişkiye dayanmaktadır: Alman rahip Martin Luther, Roma'daki papalığa karşı çıkmış, özellikle kutsal metni anlama konusunda tekel sahibi olması, kutsal metnin yerel Avrupa dillerine tercüme edilmesini ya da yorumlanmasını reddetmesi, inandıkları İncil'e uymayan uygulamaları, özellikle de maddi endüljansyon karşılığında günahların affedilmesi gibi nedenlerden dolayı kilisenin siyasi ve teolojik nüfuzuna rağmen derin ve ayaklanmacı bir reform hareketi çağrısında bulunmuştur.

Martin Luther'in 1523'te yazdığı "İsa Yahudi Olarak Doğdu" başlıklı kitap, iki grup arasında 16 asır süren derin düşmanlığın ardından Yahudi mirasının Hıristiyanlığa yeniden kazandırılmasıydı. Luther kitabında  “Kutsal Ruh, İncil’in bütün kitaplarını yalnızca Yahudiler aracılığıyla vahyetti.. Yahudiler Tanrı'nın çocuklarıdır ve biz de yabancı misafirleriz." görüşünü savunuyordu.

Luther daha sonra bu kitaptaki görüşlerinden vazgeçmiş olsa da, Protestan hareketi özellikle Fransız John Calvin ile birlikte bu görüşlerle aşılanmış ve bu görüşler Anglosakson coğrafyasında yayılarak 1534 yılında İngiliz Evanjelik Kilisesi'nin Roma'dan ayrılmasına kadar kök salmıştı.

15. yüzyılın sonlarında Amerika kıtasının keşfedilmesiyle birlikte Kuzey Amerika üzerinde İngilizler, Fransızlar, İspanyollar ve Hollandalılar arasında kanlı bir mücadele başlamış, daha sonra İngilizler Amerika üzerinde neredeyse mutlak hakimiyet kurmuş ve bu durum çok sayıda Protestan’ın kendilerine yurt edindikleri yeni kıtaya doğru göç etmesine yol açmıştır. Amerikalılar, 18. yüzyılın sonunda İngiltere'den bağımsızlığını ilan edene kadar da inanışları aynı kalmıştır.

لوثر اا 1713885186

Protestan hareketi Martin Luther'in "İsa Yahudi Olarak Doğdu" adlı kitabındaki görüşleriyle aşılanmıştır. (Texas Christian Üniversitesi)

Bazı inanç tarihçileri Protestanlığı “Hıristiyanlığı Yahudileştirme” hareketi olarak tanımlamaktadır, çünkü “Eski Ahit”te (Tevrat) bulunan kökleri okuyup anlamadan, Yeni Ahit'i (İncil'i) anlamanın ve özümsemenin mümkün olamayacağını düşünmüşlerdir. Bu fikir, Hıristiyanlığı Yahudiliğin mirasçısı ve inançlarına göre Yahudilerin İsa’yı çarmıha gerene kadar terk ettikleri emaneti taşımaya en layık kişi olarak gören Reform öncesi eski Hıristiyan okumasına aykırıdır.

Grace Halsell, Amerika'nın stratejik çıkarlarını İsrail lehine bu kadar skandal bir boyutta görmezden gelmesine neden olan gerçek sebepleri araştırmak için bu konuyu ele alıyor ve cevabını özellikle de çocukluğundan yetişkinliğine kadar yaşadığı kendi inanç geçmişinde buluyor.

Çocukken, Tanrı'nın düşmanlarıyla ilgili İncil hikayeleri anlatan vaizleri dinlemiş ve özellikle de dikkatle dinlediği vaizler gelecekteki dünya olaylarına ilişkin belirli noktalara odaklanmıştı: “Dünyayı sarsan kehanetler içeriyor, Armageddon savaşı’nın (Magidon Vadisi) olduğu yerde, Hezekiel'in kehanetinin gerçekleşmesi her an yaşanabilir, işte bu gerçekleşmeye hazır, Amerika Hezekiel'in kehanetinin bu kısmında yer alıyor ve biz buna hazırız.”

Halsell, Amerikan politik zihniyetini şekillendiren bu doktrini anlamak için, bugün işgal altındaki Filistin'in kuzeyinde bulunan Megiddo Vadisi’ni birkaç kez seyahat etmiş ve burada İsrailli papazlar tarafından karşılanarak yeni sağcı inanç grupları arasına katılmış, bu gruplarda "sıradan" görünen ama aynı zamanda İncil kehanetleriyle dolu ve bu konuda coşkulu birçok Amerikan vatandaşıyla tanışmıştı.

لقشذث 1713886572

Grace Halsell, eski ABD Başkanı Lyndon Johnson'ı yanında yazar olarak çalışmış Amerikalı bir gazetecidir.

İnandıkları bu kehanete göre: “Mesih'in zamanın sonunda dünyayı kurtarmak için gelişi ancak Armagedon savaşı sırasında gerçekleşecek. Bazılarının İsa (aleyhisselam) tarafından yönetileceğine inandığı ve yaklaşık 200 milyon insanın öldürüleceği bu savaş, Yahudilerin Filistin'e dönüp kendi ulusal devletlerini kurmalarına kadar gerçekleşmeyecek. Bunun kıvılcımı ise Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs-Sahra Mescidi'nin yıkıntıları üzerine tapınak inşa edilmesi ile olacak çünkü müslümanlar bu olaylar karşısında sessiz kalmayacak.”

Grace, bu fikirlerin son iki yüzyılda güçlü bir şekilde yaygınlaşmasının temel sebebinin, dünya olaylarını kendi Tanrılarının istediği ve emrettiği bir şekilde yorumlayan “determinist" Hıristiyan Evanjelik hareketinin ortaya çıkmasında yattığını vurguladı.

Bu fikirlerin doruk noktası, 1921 yılında Amerikalı Evanjelik papaz Cyrus Scofield'in kendi yorum ve gözlemlerini İncil'e ekleyerek “Referans İncil’i yazdığı dönemdi. 1909’dan beri dünya çapında en çok satan İncillerinden biri haline gelen bu kitapta Scofield, “dünyanın sonundaki tüm olayların İsrail'in yeniden var olması etrafında döndüğünü dolayısıyla Yahudilerin Mesih geri dönene kadar yapmaları gerekenleri yapmaları gerektiğini” anlatmaktadır.

800Px Scofield C I 1713887276

Cyrus Scofield İncil hakkındaki yorumlarını ve gözlemlerini ekleyerek “Referans İncil” ismiyle kitap çıkarmıştır.

Protestan Evanjelik inancına sızan Yahudi literatürüne baktığımızda, günümüzde "Yahudi Hıristiyan Siyonizmi’nin” üzerine kurulduğu şu üç temel noktaya odaklandığını görüyoruz:

  • Yahudiler Tanrı'nın seçilmiş halkıdır ve diğer bütün milletlerden önce tercih edilir.
  • Yahudileri Filistin'deki Kutsal Topraklara bağlayan ilahi bir antlaşma vardır ve bu antlaşma ebedi bir antlaşmadır.
  • Hıristiyan inancı İsa Mesih'in dönüşüyle bağlantılıdır ve onun dönüşü İsrail Devleti'nin kurulması yani Yahudilerin Filistin'de toplanmasıyla gerçekleşecektir.

Yahudi Hıristiyan Siyonizmi

İnanç ve Amerikan Araştırmaları Profesörü Paul Merkley, “Hıristiyan Siyonizmi 1891-1948” adlı kitabında, en ünlü iki grubun temsilcileri yani Siyonist hareketin kurucusu Avusturyalı Yahudi Theodor Herzl ile Viyana'daki İngiliz Büyükelçiliği'nin papazı olan Alman asıllı İngiliz Evanjelist papaz William Henry Hechler arasında 1896 yılında gerçekleşen ilk görüşmeyi anlatıyor.

Hechler, Theodor Herzl'le ilk kez o yılın mart ayında tanışmış ve kendisini “İşte buradayım” diyerek tuhaf bir şekilde tanıtmıştı. Herzl buna “Bunu görebiliyorum, ama sen kimsin?” demiş ve Hechler bu soruyu “1882 gibi uzun bir süre önce Baden Prensi'ne (Almanya'da) geleceğinizi tahmin ettiğimi ve şimdi de size yardım etmek için geldiğimi bilseniz hayrete düşersiniz.” diyerek cevaplamıştı.

Com 2 1713944715

William Henry Hechler (sağda) ve Theodor Herzl

Herzl bu Evanjelik papazdan, onun üslubundan, konuşmasından ve Alman prensleriyle olan güçlü ilişkilerinden etkilenmişti çünkü o aynı zamanda Baden Prensi'nin ve oğullarının da öğretmeniydi. Dolayısıyla Hechler onlara kapalı kapıları açacak ve Almanlar’a (Filistin'i kontrol eden Osmanlıların müttefiklerine) ulaşıp onları hedeflerine ulaşması için ikna etmesini sağlayacak kişiydi.

Herzl daha sonra Papaz Hechler'i evinde ziyaret etmiş ve Papazda Yahudilerin Kutsal Topraklara dönüşüne dair eşsiz benzersiz bir heyecan görmüştü. Herzl anılarına "Dün pazar günü öğleden sonra Rahip Hechler'i ziyaret ettim, (evinin) duvarları yerden tavana kadar kitaplarla kaplıydı ve İncil kitaplarından başka bir şey yoktu." diye yazmıştı.

İsrailli Güvenlik Liderleri: Savaş Çıkmaza Girdi İsrailli Güvenlik Liderleri: Savaş Çıkmaza Girdi

Herzl ziyarete dair şunları da yazmıştı:

“Bay Hechler bana yazılı (İncil) hazinelerini ve sonunda Filistin haritasını gösterdi. Yayınlandığı sırada odanın tüm zeminini kaplayan 4 parçadan oluşan büyük bir askeri personel haritasıydı. Hesaplamalarına göre yeni tapınağımızın bulunması gereken yeri bana gösterdi. Beytel'in yeriydi çünkü orası ülkenin merkeziydi. Ayrıca bana antik tapınağın modellerini de göstererek şöyle dedi: Araziyi sizin için hazırladık.”

Paul Merkle, bu toplantıyı 19. yüzyılın son yıllarında çağdaş Yahudi-Hıristiyan Siyonizm'inin ortaya çıkışı ve ittifakının ilk temeli olarak görmektedir. Bu, sonuçları olan bir toplantıydı; üst düzey İngiliz ve daha sonra Amerikalı politikacılar bu fikirlerden etkilenmiş ve bunları uygulamaya çalışmışlardı. Nitekim İngiltere'nin Yahudilerin Filistin'e göç etmesini desteklediğini ve 1917'den 1948'e ve sonrasındaki işgal yılları boyunca onlara silah ve teçhizat desteği sağladığını gördük.

1126 N E T A N Y A H U 1 1 1713945186

Netenyahu: İsrail topraklarına dönmeye dair kadim bir özlem vardır ve bu rüya, Hıristiyan Siyonistler aracılığıyla patlamıştır.

Hatta İsrail'in şimdiki Başbakanı Benjamin Netanyahu bile Şubat 1985'te yaptığı bir konuşmada -o dönemde Birleşmiş Milletler Büyükelçisiydi- bu gerçeği kabul ederek “İngiliz ve Amerikalı Hıristiyan Siyonistlerin yazıları, bu yüzyılın (20. yüzyıl) başındaki Lloyd George (İngiltere Başbakanı), Arthur Balfour (İngiltere Dışişleri Bakanı) ve Woodrow Wilson (Amerikan Başkanı) gibi tarihi liderlerin düşüncelerini doğrudan etkilemiştir.” ifadelerini kullanmıştı.

Netanyahu konuşmasında şunları da kaydetmişti:

”Büyük buluşmanın rüyası, Yahudi devletinin yeniden canlanması için siyasi ve uluslararası temellerin atılmasında önemli rol oynayan bu adamların hayal gücünü ateşlemiştir. Yahudi geleneğimizde İsrail topraklarına dönmeye dair kadim bir özlem vardır ve iki bin yıldır aklımızı kurcalayan bu rüya, Hıristiyan Siyonistler aracılığıyla patlamıştır.”

Siyonizmin Hizmetindeki Amerikan Başkanları ve Papazlar

Halsell, “Kehanet ve Siyaset” adlı kitabında Yecüc ve Mecüc ile ilgili İncil kehanetlerini ve bunların çağdaş Evanjelikler tarafından “Rusya” olarak yorumlanmasının izini sürüyor. Kitapta Mesih'in önderliğinde işgal altındaki Filistin'in kuzeyindeki Magdon Vadisi'nde düşmanlarına karşı gerçekleşecek olan Armageddon Savaşı’nı ayrıca Başkanlar Jimmy Carter, Ronald Reagan, George H.W. Bush, Clinton ve diğerlerinin başını çektiği Amerikan siyasi seçkinleri tarafından da kullanılan “Tanrı'nın düşmanları” veya “İsrail'in düşmanları” kavramı ve diğer dini terimleri ele almaktadır.

120641 1713944695

Örneğin, 1986 gibi erken bir tarihte İskoçya'nın Lockerbie köyü üstünde bir Amerikan yolcu uçağının bombalanması ve o dönemde Libya lideri Muammer Kaddafi rejiminin olaya karışmasının ardından, Halsell duruma ilişkin “Libya Ronald Reagan'ın bir numaralı uluslararası düşmanı haline geldi. Reagan Libya'dan nefret ediyordu çünkü onu İsrail'in kehanetinde zikredilen düşmanlarından birisi ve dolayısıyla Tanrı'nın düşmanı olarak görüyordu.” ifadelerini kullanmıştı.

Halsell'in eski Kaliforniya Senatosu Başkanı James Mills'ten aktardığına göre, Mills 1971 yılında Ronald Reagan'la -ABD başkanı olmadan önce- bir görüşme yapmıştı. Bu görüşmeyle ilgili olarak “Reagan aniden Mills'e İncil'deki kehanetler ve Sovyetler Birliği'yle (Yecüc ve Mecüc) savaşmamızın kaçınılmaz olduğu hakkında konuşmaya başladı.” dedi.

Mills, San Diego dergisinin Ağustos 1985 sayısında bu olaya değinmiş ve konuşmasında şunları kaydetmişti:

“Reagan ona kesin bir dille şunları söyledi: Hezekiel 38. bölümünde İsrail topraklarının Tanrı’ya inanmayan ülkelere ait ordular tarafından bir saldırıya maruz kalacağını söyleyen bir metin bulunmaktadır. Libya'nın da onların arasında olacağını söylüyorsunuz. Bunun ne anlama geldiğini anlıyor musunuz? Libya artık komünist oldu ve bu, Armegeddon gününün (son kıyamet alameti savaşı) çok uzak olmadığının göstergesidir.”

Halsell aynı şekilde ABD Başkanı Jimmy Carter'ın bazı konuşmalarında da Reagan'ın inandığı kehanetlerdeki aynı etkiyi bulacağımıza dikkat çekerek “1948'de İsrail'in kurulması, Yahudilerin yüzlerce yıl önce sürgün edildikleri ‘Vaat Edilmiş Topraklara’ nihayet geri dönmeleri anlamına geliyordu. İsrail ulusunun kurulması, İncil'deki kehanetin gerçekleşmesi ve esaslı bir şekilde uygulanmasıdır.” şeklinde konuştu.

Halsell diğer kitabı Tanrı'nın Eli'nde ise ABD'deki en önde gelen sağcı Evanjelik Hıristiyan gruplarını ve bunların İsrail'e verdikleri mali, retorik ve siyasi desteğinin tezahürlerini, ayrıca İsrail ve Amerikan Yahudileri ile kurdukları güçlü lobiyi inceliyor.

İki taraf arasındaki ilişkilerin zaman içinde güçlendiğine inanan Halsell, dönemin en ünlü Amerikalı papazlarının haftalık kilise ve televizyon toplantılarında bunun açıkça görüldüğünü belirtiyor. Hatta bunlar arasında İsraillilerin 1970'li yıllarda jet uçağı hediye ettiği, 2007 yılında kendisini Golan'da ağırladığı ve adına orada orman kurduğu Jerry Falwell de vardı.

Amrika.w.israel 0000 1713943345

Kitapta Halsell, çeşitli Amerikan seçimlerine nufüz eden sağcı Evanjelik Hıristiyan grupların örgütlerini gözlemliyor.

Halsell, buna karşılık Falwell'in konuşmalarıyla, kitaplarıyla ve hatta onlar için bağış toplamasıyla onlara tam destek verdiğini vurgulayarak “Falwell'in rolü o kadar büyük hale geldi ki, Netanyahu gibi İsrail başbakanları ABD'yi her ziyaret ettiklerinde onu ziyaret etmeye özen gösteriyorlardı.” dedi.

Yazar ayrıca son yıllarda ABD'deki çeşitli seçimlere nüfuz eden siyasi örgütleri de gözlemliyor ve İncil'deki kehanetlerin “Mesih” meselesini ve onun Amerikan siyasi ve dini sahnesine hakim olan “determinist” Hıristiyan düşüncesindeki merkeziliğini gölgede bırakmaya başladığı sonucuna varıyor.

Yukarıda anlatılanlardan, makalemizin ABD siyasi seçkininin İsrail'e mutlak destek uğruna Orta Doğu'daki hayati çıkarlarını göz ardı etmesinin altında yatan nedenlerle ilgili sorusunu anlayabiliriz. Gerçek şu ki bu cevap, gördüğümüz gibi Hıristiyan Siyonizmi ile Yahudi Siyonizmi arasındaki yakın dini ilişkinin boyutlarıyla sınırlı kalmamakta, aynı zamanda göz ardı edilemeyecek siyasi, stratejik, ekonomik ve tarihsel çıkarların yakınlaşmasını da içermektedir.

*Yazımız Al Jazeera kanalında yayınlanan makaleden çeviri yapılmıştır.