Suriye

Suriye Savaşının Üzerinden 10 Yıl Geçmesine Rağmen Barış Halen Uzak Bir İhtimal

10 Mart 2021 00:32

Şiddet ve insanlık trajedisiyle son on yıla damgasını vuran Suriye savaşında, çatışmaların hızı ve yoğunluğunda bir azalma olmasına rağmen açtığı yaraların halen kanadığına ve ufukta henüz barışın görünmediğine vurgu yapıldı.

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve rejimi, 2011 yılı sonlarında, ülkelerini onlarca yıldır demir yumrukla yöneten birçok rejimi deviren Arap Baharı devrimleri sırasında düşmek üzere gibi görünüyordu. Ancak çatışmaların başlamasının üzerinden geçen on yılın ardından Esed, halkla herhangi bir uzlaşıya varmak için gerçek bir fırsat sunmayan maliyetli bir zaferin ardından halen yerinde kalırken bugün, rakip yabancı güçlerin avı haline gelen Suriye topraklarındaki sınırlı bir bölgeyi kontrol ediyor.

Tunus, Mısır ve Libya’da başlayan protesto dalgasının, yarım asır boyunca gösteri yapılmasının yasak olduğu Suriye'ye ulaşması biraz zaman aldı. Libya’nın Şam Büyükelçiliği önünde nöbet tutar gibi yapılan ilk toplanmalardan bazıları, ülkeyi kırk yıldır yöneten Esed ailesine doğrudan bir meydan okuma gibi değil de diğer ülkelerdeki protestoları desteklemeye yönelik gibi görünüyordu.

Suriye'nin önde gelen insan hakları aktivisti, gazeteci Mazen Derviş'in telefonla verdiği bir röportajda, ülkede olan-biteni şu sözlerle anlattı:

“Bizler, Tunus, Mısır ve Libya'ya bir destek biçimi olarak özgürlük ve demokrasi sloganları atıyorduk, ama gerçekte Suriye için tezahürat yapıyorduk.”

Ülkesinde defalarca kez tutuklanan Derviş, en son 2012 Şubat ayında tutuklandı. Üç yıl boyunca tutuklu kalan Derviş, 2015'te serbest bırakıldı. Ardından ülkeyi terk eden Derviş, 17 Aralık 2011'de kendisini ateşe vererek Tunus’taki ayaklanmanın ilk kıvılcımını yakan Tunuslu seyyar satıcısı Muhammed Buazizi'ye atıfta bulunarak, “Asıl meselemiz bize ulaşacak kıvılcımı bulmaktı. Akıllarımıza ‘Peki, Suriyeli Buazizi kim olacak?’ sorusu takılmıştı” ifadelerini kullandı.

Ta ki ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde iki çocuk, ülkesinden kaçmak zorunda kalan Tunus Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali'ye ya da halkın ve ordunun baskısıyla istifa etmek zorunda kalan Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'e olanlara işaret ederek, bir duvara, Suriye Devlet Başkanı Esed’e atıfla “Doktor sıra sende” yazana kadar bu arayış devam etmişti. Duvara bu yazıyı yazan çocukların gözaltına alınıp işkence görmeleri, Suriyelileri sokağa döktü.

AFP ve diğer birçok tarafın, Suriye ayaklanmasının başlangıcını belgelemek için kullandığı tarih, 15 Mart protestoların başladığı ilk gün değil, gösterilerin ülkenin farklı yerlerinde eş zamanlı olarak başladığı gündür.

Protestolar hızla uzun süreli bir çatışmaya dönüştü ve Suriye'nin yaklaşık 22 milyonluk nüfusunun yarısını, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana gerçekleşen en büyük yerinden edilme dalgasıyla evlerini terk etmeye zorladı. Yerinden edilenlerin yarısı ülkeyi terk etti. Çok sayıda ölüm teknesi, Avrupa kıyılarına doğru yola çıktı. Bu olay, kamuoyunu, siyaset sahnesini ve Avrupa’daki seçimleri geniş kapsamda etkiledi.

Silahlı çatışmaların yarattığı kaosun ortasında DEAŞ terör örgütü, Suriye ve komşusu Irak'taki toprakları kontrolü altına aldığını ilan etti.

Askeri çatışmayla birlikte, baş düşmanlar olan İran ve ABD, çıkarlarını korumak için Suriye'ye güç gönderdi, Türkiye de öyle yaptı. Eylül 2015 sonunda ise Rusya, sahadaki dengeyi Esed lehine çeviren bir hamleyle, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana sınırları dışındaki en büyük askeri müdahalesini Suriye’de başlattı.

Yaklaşık 400 bin kişi öldürüldü

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre on yıldır süren savaşta, yaklaşık 400 bin kişi öldürüldü. Rejim, muhaliflerin güçlü olduğu bölgelere boyun eğdirmek için sivillerin olduğu yerlere yönelik kimyasal silahlar kullandı. Rejime ait savaş uçakları, nüfusun yoğun olduğu bölgelere varil bombalarıyla büyük hava saldırıları düzenleyerek rast gele insanları öldürdü. Rakiplerini boyun eğdirmek için sistematik olarak kuşatma ve açlık politikaları yürüttü. Suriye Hava Kuvvetleri, sağlık tesislerine karşı sayısız hava saldırısı düzenlemekten çekinmedi.

Rejimin protestoları hızla bastırması ve ardından Suriye hapishanelerinde tutuklu bulunan aşırılık yanlısı gruplara üye kişileri toplu olarak serbest bırakması, Suriye ayaklanmasını yıkıcı bir savaşa dönüştürdü.

DEAŞ’ın uyguladığı aşırı şiddet ve hem Avrupa’dan hem de diğer bölgelerden saflarına savaşçılar çekme yeteneği, Batı’da büyük korku uyandırırken demokrasi yanlısı coşkunun yavaş yavaş ortadan kalkmasına neden oldu. Dünyanın dikkati Suriye halkının mücadelesinden aşırılık yanlılarıyla mücadeleye yöneldi. Esed, kendini terörizme karşı bir siper olarak göstermekte fazla geç kalmadı.

Derviş bu noktada, “Devrime büyük bir saflıkla dahil olduğumuzu düşünüyorum. Konuyu duygusal, şiirsel ve romantik bir şekilde ele alıyorduk. Tek başına ahlaki sistemimizin yeterli olduğuna inandık. Elimizde hiçbir araç yoktu. Oysa gerek rejimin gerekse radikal grupların olsun, gerçek ortakları ve muazzam mali potansiyeli vardı” şeklinde konuştu.

ABD’nin eski Başkanı Barack Obama, 2012 yılında Esed'in kimyasal silah kullanmasını ‘kırmızı çizgi’ olarak nitelendirdi. Ancak bir yıl sonra Şam yakınlarındaki Doğu Guta'yı hedef alan kimyasal bir saldırıyla bu kırmızı çizgi aşıldığında, Obama pek çok kişinin beklediği askeri müdahaleden kaçındı. Bu da Esed rejimine ağır bir darbenin indirilmesini engelleyen belirleyici bir an oldu.

İran ve Rusya etkisi

Birkaç çatı altında savaşan ve bir kısmı yurt dışından para ve silah yardımı alan muhalif gruplar, ilk iki yılda firarlar nedeniyle zayıflayan Suriye ordusuna ağır kayıplar verdirmeyi başardı. Ama İran'ın Hizbullah başta olmak üzere İran yanlısı gruplarla Suriye’ye erken müdahalesi ve ardından 2015'teki Rusya’nın kararlı müdahalesi, sahadaki denklemleri kademeli olarak büyük şehirler ve petrol sahaları da dahil olmak üzere Suriye'nin yaklaşık yüzde 80'inin kontrolünü kaybeden Esed lehine değiştirdi. Oysa muhalifler Şam’ın eteklerine kadar ulaşmıştı.

Esed, Rus savaş uçaklarının, askeri teçhizatlarının ve danışmanlarının yanı sıra Hizbullah liderliğindeki Tahran yanlısı grupların desteğiyle, yeniden üstünlük kazandı. Rejim güçleri, kaybettikleri bölgeleri geri almak için ‘yanmış toprak’ politikası izleyerek muhaliflere karşı misillemede bulundu.

Şubat 2016'da amacının Suriye'nin tamamını geri kazanmaktan başka bir şey olmadığını iddia eden Esed, “İmkanımız olsun ya da olmasın bu, hiç tereddüt etmeden üzerinde çalışacağımız bir hedeftir. Herhangi bir bölgeden vazgeçeceğimizi söylemek mantıksızdır” ifadelerini kullandı.

Ardından rejim güçleri, Halep şehrinin doğu mahallelerini, Rusya’nın hava desteğiyle büyük bir askeri operasyon eşliğinde boğucu bir kuşatma altına almayı başardı. Aynı senaryo daha sonra Doğu Guta'da ve diğer bölgelerde tekrarlandı. Bu saldırıların çoğu, on binlerce sivil ve muhalif savaşçının, yaklaşık üç milyon kişinin Heyetu Tahriru'ş Şam (HTŞ/ eski adıyla Nusra Cephesi) ve diğer grupların kontrolü altında yaşadığı İdlib’e tahliyesini öngören uzlaşılarla sona erdi.

Suriye'de 15 bin asker konuşlandıran Türkiye, özellikle sınırlarına yakın kuzey bölgelerinde nüfuzunu güçlendirdi.

ABD'nin 2014 yılından bu yana DEAŞ ile mücadelede desteklediği Suriye Demokratik Güçleri (SDG), 2019'da DEAŞ’ı bölgelerinden çıkardı. SDG şu anda Suriye'nin kuzeyi ve kuzeydoğusundaki geniş alanları kontrol ediyor.

Göreceli sakinlik

Moskova ve Ankara arasında varılan ateşkes anlaşması çerçevesinde İdlib’de bir yıldır göreceli de olsa itidalli bir hava hakim. Esed’in uzun süredir başlatma tehdidinde bulunduğu askeri operasyonun gerçekleşme ihtimali şuan için pek mümkün görünmüyor. Analistler, herhangi bir yeni saldırının iki askeri gücü, yani Rusya ve Türkiye'yi doğrudan çatışmaya sokacağını söylüyorlar.

Esed rejimi bugün ülkenin üçte ikisinden daha azını kontrol etse de ülke sınırlarına ilişkin egemenlik haritası incelendiğinde manzara pek parlak görünmüyor. Suriye üzerine kapsamlı çalışmaları bulunan coğrafyacı Fabrice Balanch, yakın tarihli bir raporunda, rejim güçlerinin ‘Suriye sınırlarının yalnızca yüzde 15'ini kontrol ettiğini’ açıkladı.

Suriye’de çatışmaların patlak vermesinden bu yana en düşük ölüm oranları geçtiğimiz yıl kaydedildi. Çatışmaların yoğunluğunda önemli bir azalma görülse ve bu da savaşın bir şekilde bittiğini gösteriyor olsa da, Suriyelilerin çoğu, her zamankinden daha kötü şartlar altında yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Şam’da yaşayan 39 yaşındaki Husam adlı bir Suriyeli telefon aracılığıyla yaptığı açıklamada, “Savaş, çatışmaların durması anlamında sona erdi, ancak yaralarımız hala kanıyor” dedi.

Birleşmiş Milletler'e (BM) göre şuan Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 60'ı gıda güvensizliği ile karşı karşıya. Suriye para birimi on yıl içinde yüzde 98 oranında değer kaybetti. Bu ay yayımlanan World Vision raporuna göre Suriye savaşının 1,2 trilyon dolara mal olduğu tahmin ediliyor.

Bu üzücü tabloyla birlikte, çatışmanın kurbanları için bir tür adalet sağlama olasılığı, Suriyelilerin büyük bir kesimi için adeta bir umut ışığı oldu. Almanya’daki bir mahkeme, 24 Şubatta, eski bir Suriye İstihbarat Servisi ajanını, Esed rejimine atfedilen ihlallerle ilgili dünyada görülen ilk dava çerçevesinde ‘insanlığa karşı işlenen suçlara karışmaktan’ dört buçuk yıl hapis cezasına çarptırdı. Ancak Esed’in halen herhangi bir şekilde cezalandırılması söz konusu değil. Hatta 2000 yılından bu yana iktidarda olan Esed (55), önümüzdeki yaz dördüncü kez devlet başkanlığına aday olmaya hazırlanıyor.

Öte yandan Avrupa Birliği'nin (AB) Suriye Maslahatgüzarı Gilles Bertrand, “Suriye, bölgedeki genç ülkelerden biridir. Nüfusunun büyük bir yüzdesi 2011 yılında henüz doğmamıştı bile. Bu çocuklar, beş-on yıl içinde Suriye’nin gençleri olacaklar ve onlar da, rejim reformları uygulamadığı takdirde kendilerine veremeyeceği bir gelecek, ekonomik ufuklar ve siyasi özgürlükler isteyecekler” yorumunda bulundu.

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve rejimi, 2011 yılı sonlarında, ülkelerini onlarca yıldır demir yumrukla yöneten birçok rejimi deviren Arap Baharı devrimleri sırasında düşmek üzere gibi görünüyordu. Ancak çatışmaların başlamasının üzerinden geçen on yılın ardından Esed, halkla herhangi bir uzlaşıya varmak için gerçek bir fırsat sunmayan maliyetli bir zaferin ardından halen yerinde kalırken bugün, rakip yabancı güçlerin avı haline gelen Suriye topraklarındaki sınırlı bir bölgeyi kontrol ediyor.

Tunus, Mısır ve Libya’da başlayan protesto dalgasının, yarım asır boyunca gösteri yapılmasının yasak olduğu Suriye'ye ulaşması biraz zaman aldı. Libya’nın Şam Büyükelçiliği önünde nöbet tutar gibi yapılan ilk toplanmalardan bazıları, ülkeyi kırk yıldır yöneten Esed ailesine doğrudan bir meydan okuma gibi değil de diğer ülkelerdeki protestoları desteklemeye yönelik gibi görünüyordu.

Suriye'nin önde gelen insan hakları aktivisti, gazeteci Mazen Derviş'in telefonla verdiği bir röportajda, ülkede olan-biteni şu sözlerle anlattı:

“Bizler, Tunus, Mısır ve Libya'ya bir destek biçimi olarak özgürlük ve demokrasi sloganları atıyorduk, ama gerçekte Suriye için tezahürat yapıyorduk.”

Ülkesinde defalarca kez tutuklanan Derviş, en son 2012 Şubat ayında tutuklandı. Üç yıl boyunca tutuklu kalan Derviş, 2015'te serbest bırakıldı. Ardından ülkeyi terk eden Derviş, 17 Aralık 2011'de kendisini ateşe vererek Tunus’taki ayaklanmanın ilk kıvılcımını yakan Tunuslu seyyar satıcısı Muhammed Buazizi'ye atıfta bulunarak, “Asıl meselemiz bize ulaşacak kıvılcımı bulmaktı. Akıllarımıza ‘Peki, Suriyeli Buazizi kim olacak?’ sorusu takılmıştı” ifadelerini kullandı.

Ta ki ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde iki çocuk, ülkesinden kaçmak zorunda kalan Tunus Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali'ye ya da halkın ve ordunun baskısıyla istifa etmek zorunda kalan Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'e olanlara işaret ederek, bir duvara, Suriye Devlet Başkanı Esed’e atıfla “Doktor sıra sende” yazana kadar bu arayış devam etmişti. Duvara bu yazıyı yazan çocukların gözaltına alınıp işkence görmeleri, Suriyelileri sokağa döktü.

AFP ve diğer birçok tarafın, Suriye ayaklanmasının başlangıcını belgelemek için kullandığı tarih, 15 Mart protestoların başladığı ilk gün değil, gösterilerin ülkenin farklı yerlerinde eş zamanlı olarak başladığı gündür.

Protestolar hızla uzun süreli bir çatışmaya dönüştü ve Suriye'nin yaklaşık 22 milyonluk nüfusunun yarısını, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana gerçekleşen en büyük yerinden edilme dalgasıyla evlerini terk etmeye zorladı. Yerinden edilenlerin yarısı ülkeyi terk etti. Çok sayıda ölüm teknesi, Avrupa kıyılarına doğru yola çıktı. Bu olay, kamuoyunu, siyaset sahnesini ve Avrupa’daki seçimleri geniş kapsamda etkiledi.

Silahlı çatışmaların yarattığı kaosun ortasında DEAŞ terör örgütü, Suriye ve komşusu Irak'taki toprakları kontrolü altına aldığını ilan etti.

Askeri çatışmayla birlikte, baş düşmanlar olan İran ve ABD, çıkarlarını korumak için Suriye'ye güç gönderdi, Türkiye de öyle yaptı. Eylül 2015 sonunda ise Rusya, sahadaki dengeyi Esed lehine çeviren bir hamleyle, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana sınırları dışındaki en büyük askeri müdahalesini Suriye’de başlattı.

Yaklaşık 400 bin kişi öldürüldü

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre on yıldır süren savaşta, yaklaşık 400 bin kişi öldürüldü. Rejim, muhaliflerin güçlü olduğu bölgelere boyun eğdirmek için sivillerin olduğu yerlere yönelik kimyasal silahlar kullandı. Rejime ait savaş uçakları, nüfusun yoğun olduğu bölgelere varil bombalarıyla büyük hava saldırıları düzenleyerek rast gele insanları öldürdü. Rakiplerini boyun eğdirmek için sistematik olarak kuşatma ve açlık politikaları yürüttü. Suriye Hava Kuvvetleri, sağlık tesislerine karşı sayısız hava saldırısı düzenlemekten çekinmedi.

Rejimin protestoları hızla bastırması ve ardından Suriye hapishanelerinde tutuklu bulunan aşırılık yanlısı gruplara üye kişileri toplu olarak serbest bırakması, Suriye ayaklanmasını yıkıcı bir savaşa dönüştürdü.

DEAŞ’ın uyguladığı aşırı şiddet ve hem Avrupa’dan hem de diğer bölgelerden saflarına savaşçılar çekme yeteneği, Batı’da büyük korku uyandırırken demokrasi yanlısı coşkunun yavaş yavaş ortadan kalkmasına neden oldu. Dünyanın dikkati Suriye halkının mücadelesinden aşırılık yanlılarıyla mücadeleye yöneldi. Esed, kendini terörizme karşı bir siper olarak göstermekte fazla geç kalmadı.

Derviş bu noktada, “Devrime büyük bir saflıkla dahil olduğumuzu düşünüyorum. Konuyu duygusal, şiirsel ve romantik bir şekilde ele alıyorduk. Tek başına ahlaki sistemimizin yeterli olduğuna inandık. Elimizde hiçbir araç yoktu. Oysa gerek rejimin gerekse radikal grupların olsun, gerçek ortakları ve muazzam mali potansiyeli vardı” şeklinde konuştu.

ABD’nin eski Başkanı Barack Obama, 2012 yılında Esed'in kimyasal silah kullanmasını ‘kırmızı çizgi’ olarak nitelendirdi. Ancak bir yıl sonra Şam yakınlarındaki Doğu Guta'yı hedef alan kimyasal bir saldırıyla bu kırmızı çizgi aşıldığında, Obama pek çok kişinin beklediği askeri müdahaleden kaçındı. Bu da Esed rejimine ağır bir darbenin indirilmesini engelleyen belirleyici bir an oldu.

İran ve Rusya etkisi

Birkaç çatı altında savaşan ve bir kısmı yurt dışından para ve silah yardımı alan muhalif gruplar, ilk iki yılda firarlar nedeniyle zayıflayan Suriye ordusuna ağır kayıplar verdirmeyi başardı. Ama İran'ın Hizbullah başta olmak üzere İran yanlısı gruplarla Suriye’ye erken müdahalesi ve ardından 2015'teki Rusya’nın kararlı müdahalesi, sahadaki denklemleri kademeli olarak büyük şehirler ve petrol sahaları da dahil olmak üzere Suriye'nin yaklaşık yüzde 80'inin kontrolünü kaybeden Esed lehine değiştirdi. Oysa muhalifler Şam’ın eteklerine kadar ulaşmıştı.

Esed, Rus savaş uçaklarının, askeri teçhizatlarının ve danışmanlarının yanı sıra Hizbullah liderliğindeki Tahran yanlısı grupların desteğiyle, yeniden üstünlük kazandı. Rejim güçleri, kaybettikleri bölgeleri geri almak için ‘yanmış toprak’ politikası izleyerek muhaliflere karşı misillemede bulundu.

Şubat 2016'da amacının Suriye'nin tamamını geri kazanmaktan başka bir şey olmadığını iddia eden Esed, “İmkanımız olsun ya da olmasın bu, hiç tereddüt etmeden üzerinde çalışacağımız bir hedeftir. Herhangi bir bölgeden vazgeçeceğimizi söylemek mantıksızdır” ifadelerini kullandı.

Ardından rejim güçleri, Halep şehrinin doğu mahallelerini, Rusya’nın hava desteğiyle büyük bir askeri operasyon eşliğinde boğucu bir kuşatma altına almayı başardı. Aynı senaryo daha sonra Doğu Guta'da ve diğer bölgelerde tekrarlandı. Bu saldırıların çoğu, on binlerce sivil ve muhalif savaşçının, yaklaşık üç milyon kişinin Heyetu Tahriru'ş Şam (HTŞ/ eski adıyla Nusra Cephesi) ve diğer grupların kontrolü altında yaşadığı İdlib’e tahliyesini öngören uzlaşılarla sona erdi.

Suriye'de 15 bin asker konuşlandıran Türkiye, özellikle sınırlarına yakın kuzey bölgelerinde nüfuzunu güçlendirdi.

ABD'nin 2014 yılından bu yana DEAŞ ile mücadelede desteklediği Suriye Demokratik Güçleri (SDG), 2019'da DEAŞ’ı bölgelerinden çıkardı. SDG şu anda Suriye'nin kuzeyi ve kuzeydoğusundaki geniş alanları kontrol ediyor.

Göreceli sakinlik

Moskova ve Ankara arasında varılan ateşkes anlaşması çerçevesinde İdlib’de bir yıldır göreceli de olsa itidalli bir hava hakim. Esed’in uzun süredir başlatma tehdidinde bulunduğu askeri operasyonun gerçekleşme ihtimali şuan için pek mümkün görünmüyor. Analistler, herhangi bir yeni saldırının iki askeri gücü, yani Rusya ve Türkiye'yi doğrudan çatışmaya sokacağını söylüyorlar.

Esed rejimi bugün ülkenin üçte ikisinden daha azını kontrol etse de ülke sınırlarına ilişkin egemenlik haritası incelendiğinde manzara pek parlak görünmüyor. Suriye üzerine kapsamlı çalışmaları bulunan coğrafyacı Fabrice Balanch, yakın tarihli bir raporunda, rejim güçlerinin ‘Suriye sınırlarının yalnızca yüzde 15'ini kontrol ettiğini’ açıkladı.

Suriye’de çatışmaların patlak vermesinden bu yana en düşük ölüm oranları geçtiğimiz yıl kaydedildi. Çatışmaların yoğunluğunda önemli bir azalma görülse ve bu da savaşın bir şekilde bittiğini gösteriyor olsa da, Suriyelilerin çoğu, her zamankinden daha kötü şartlar altında yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Şam’da yaşayan 39 yaşındaki Husam adlı bir Suriyeli telefon aracılığıyla yaptığı açıklamada, “Savaş, çatışmaların durması anlamında sona erdi, ancak yaralarımız hala kanıyor” dedi.

Birleşmiş Milletler'e (BM) göre şuan Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 60'ı gıda güvensizliği ile karşı karşıya. Suriye para birimi on yıl içinde yüzde 98 oranında değer kaybetti. Bu ay yayımlanan World Vision raporuna göre Suriye savaşının 1,2 trilyon dolara mal olduğu tahmin ediliyor.

Bu üzücü tabloyla birlikte, çatışmanın kurbanları için bir tür adalet sağlama olasılığı, Suriyelilerin büyük bir kesimi için adeta bir umut ışığı oldu. Almanya’daki bir mahkeme, 24 Şubatta, eski bir Suriye İstihbarat Servisi ajanını, Esed rejimine atfedilen ihlallerle ilgili dünyada görülen ilk dava çerçevesinde ‘insanlığa karşı işlenen suçlara karışmaktan’ dört buçuk yıl hapis cezasına çarptırdı. Ancak Esed’in halen herhangi bir şekilde cezalandırılması söz konusu değil. Hatta 2000 yılından bu yana iktidarda olan Esed (55), önümüzdeki yaz dördüncü kez devlet başkanlığına aday olmaya hazırlanıyor.

Öte yandan Avrupa Birliği'nin (AB) Suriye Maslahatgüzarı Gilles Bertrand, “Suriye, bölgedeki genç ülkelerden biridir. Nüfusunun büyük bir yüzdesi 2011 yılında henüz doğmamıştı bile. Bu çocuklar, beş-on yıl içinde Suriye’nin gençleri olacaklar ve onlar da, rejim reformları uygulamadığı takdirde kendilerine veremeyeceği bir gelecek, ekonomik ufuklar ve siyasi özgürlükler isteyecekler” yorumunda bulundu.