İsmail Mansur Özdemir


Sistem Analizi Çerçevesinde Terör, Terörle Mücadele Küresel Boyut / Milli Hassasiyet - I

21 Aralık 2019 16:39

Terörün tarihi serüveni, finansmanı ile kara para trafiği, 11 Eylül sonrası seyri ve terörle mücadele mevzuatı... Tüm dünya milletlerini koruyucu ve ortak mutabakat/ tanımlama çalışmaları... Uzun bir makale ile inceleme altına aldığımız ‘terör’ olgusunun ilk bölümünü kaleme aldık.

TÜRK KAMU DİPLOMASİSİNİN PARLAYAN YILDIZI İNSANİ YARDIM VE DİPLOMASİ ODAKLI ÇALIŞMA YAPAN SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ KÜRESEL GAYRETLERİ VE OECD BÜNYESİNDEKİ FATF’IN (FİNANCİAL ACTİON TASK FORCE) TÜRKİYE RAPORLANDIRMA SÜRECİNE YÖNELİK ELEŞTİRİLER

SİSTEM ANALİZİ ÇERÇEVESİNDE TERÖR, TERÖRLE MÜCADELE KÜRESEL BOYUT / MİLLİ HASSASİYET

Genel Giriş:​

Bu yazı FATF’ın Kara Paranın Aklanması ve Terörün Finansmanı konusunda ülkemizde bir zamandır yürüttüğü raporlandırma süreci ile ilgili öngörülebilir /öngörülemez süreçleri ele almak amacıyla kaleme alınmıştır. Bir zamandır çalışmalarını dikkatle takip ettiğimiz FATF’ın Türkiye’nin küresel düzeyde ortaya koyduğu insani diplomasi faaliyetlerini raporlandırırken olumsuz bir dil kullanması rahatsız edicidir. Uzunca bir zamandır Türkiye’de çalışmalarını sürdüren FATF’ın siyasi, politik motivasyonla Türkiye’nin kamu ve sivil toplum kuruluşlarının kapasite ve işlevlerine yönelik bir tanımlama çabasına girebileceği öngörülmektedir. Benzer kurum ve kuruluşların ABD hegemonyasında ortaya koydukları benzer tutumlar bunun en önemli göstergesidir. Bu endişeden hareketle aşağıda uzun uzun Türkiye’nin insani yardım gayretinin temel dinamikleri ve terörle tarihsel büyük mücadelesi uzun uzun anlatılmaya çalışılmıştır.

İnsanlık küresel düzlemde bir büyük gerilim ikliminin içine doğru savrulmuş durumdadır. 18 ve 19. yüzyılın biriken tüm negatif enerjisi iki büyük dünya savaşına sebep olmuş ve savaş sonrasında kurulan dünya sistemi küresel düzeyde belli coğrafyaları diğerleri üzerinde hegemonik bir asimetrik denge üzerinden pozisyon aldırmış durumdadır. Ve adeta küresel mekanizmalar denge adını koydukları sistemlerinde avantajı belli ülkeler lehine devam ettirme gayreti içindedirler.

Tüm Dünya’da ortak amaçlarla kurulan kuruluşlar dünya milletlerinin ortak ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaktır. Bir küçük azınlığın büyük kitleler üzerinde var ettiği hegemonya sürdürülebilir bir dünya sistemi önermekten çok uzaktır. Ortak menfaat temelinde teşekkül ettirilmiş kuruluşlar sürekli bir tartışma etrafında sürüklenmektedir. Bu karmaşık sürecin var ettiği küresel sistem medeniyetler çatışması temelinde dünyayı bir şiddet sarmalının içine doğru savurmuş durumdadır. Bu bağlamda modern dönemlerden başlayarak ortaya çıkan bu gerilimi terör kavramı etrafında kısaca tartışmak anlamlı olacaktır. Zira terör; tarihi, ontolojisi ve sonuçları itibariyle dikkatle tartışılması gereken bir kavramdır. Terör kavramı, ontolojisi, sosyolojisi itibariyle sübjektif olunamayacak kadar hassas bir konudur.

Terörle mücadele terörün yarattığı büyük tahribat göz önüne alındığında tüm insanlığın boynuna bir borçtur. Fakat terör algısının ve terörist fiilin herkes tarafından ortak bir biçimde tanımlanması gereklidir. Ortak tanımlama terörle mücadelenin başlangıç noktasıdır. Bu haliyle terör faaliyetinin nitelik ve yapısı ile ilgili farklı yaklaşımlar mücadeleyi zayıf ve sonuçsuz kılmaktadır. Benim teröristim, onun teröristi diye bir yaklaşım olamayacağından, hukuksuz tüm terör fiilleri geçmişinden bugüne ortak bir tanımlamanın içine girmelidir. Terörle mücadele mevzuatı, oldukça yenidir. Terörün serüveni ve tarihi göz önüne alındığında, oldukça yeni terörle mücadele mevzuatının tüm dünya milletlerini koruyucu ve ortak mutabakatın/ tanımlamanın bir ürünü olması sağlanmalıdır.

FATF’ın (Financial Action Task Force) terörün finansmanı ve kara paranın aklanması konusundaki gayreti gecikmiş te olsa değerlidir. 11 Eylül sonrasında daha yoğun şekilde organize olan FATF’ın çalışmalarına Türkiye Cumhuriyeti Devleti de başından beri katkı sağlamaktadır. Fakat terör algısı ve terör tanımında ki farklılıklar nedeniyle FATF Türkiye Cumhuriyetine karşı yönelen teröre karşı oldukça pasif bir pozisyonu tercih etmektedir. Türkiye büyük bir terör koridoru tarafından çevrelenmiştir. Üstelik FATF’ın da üyesi olan bazı ülkelerin bu terör yapıları ile olan yakınlığı Türkiye için oldukça rahatsız edici bir durumdur. Üstelik kamuoyunun gözü önünde bu terör yapılanmalarına aleni ve gizli yardımlar yapılmaya devam edilmektedir. ABD Başkanı Donald Trump DAEŞ’in kuruluşu ve oluşumu ile alakalı atfını Selefi olan Obama’ya yaparak onun zamanında kurulduğunu ifade etmiştir. PKK, PYD, YPG, FETÖ vb. yapılar FATF üyesi ülkelerce desteklenmektedir. Bu kabul edilebilmesi mümkün olmayan büyük bir tutarsızlıktır.  Ayrıca terörle mücadele konusunda NATO başta olmak üzere benzer küresel kuruluşlar ülkemizin yanında ve safında çok güçlü durmaktan imtina etmektedirler. Son dönemde FATF’ın bu kritik gerçekleri görmezden gelerek yaptığı çalışmalar dikkat çekicidir.

Yakın tarihte ortaya çıkan iki durum bu konuyu doğrular mahiyettedir. Cumhurbaşkanımız başkanlığında bir heyetin G-20 toplantısı çerçevesinde Japonya’da bulundukları bir dönemde üstelik ABD heyeti ile kritik ikili görüşmelerin devam ettiği saatlerde, PKK elebaşlarından biri Washington Post gazetesinin desteği ile alenen terör propagandası yapmıştır. Bu yayınla birlikte, uluslararası toplumun terörizmle mücadelede en temel taahhüdü olan ‘terörizmin teşvik edilmesinin önlenmesi’  ilkesi ağır biçimde ihlal edilmiştir. Terörle mücadelenin tutarlı olabilmesi için terör örgütleri arasında asla ayrım yapılmaması gerekir. PKK’nın terör propagandasına alet olan ve DAEŞ, El- Kaide ve diğer terör örgütleri konusunda sergilenen duyarlılıkla bağdaşmayan bu yaklaşım terörle mücadele de ikiyüzlü uygulamanın da bir örneği olmuştur.

Bir diğer fecaat durum ise BM tarafından gerçekleşmiştir. Bununda G-20 toplantısı esnasında olması dikkat çekicidir. BM terör örgütünün sözde SDG’ye komutanlık eden PKK teröristi ‘Ferhat Abdi Şahin’ ile bir araya gelerek ‘eylem Planı’ adı altında bir anlaşma imzalamıştır. İnterpol tarafından aranırken BM koridorlarında gezen bir terörist ile anlaşma imzalayan BM’nin ne yapmak istediğini anlamak mümkün değildir. BM’nin SDG ile YPG/PKK’nin bünyesindeki çocuk savaşçıları bırakması başlığı ile yaptığı oturum tam bir tutarsızlık örneğidir. Adeta bir terör örgütünü akredite gayreti taşıyan bu tutum batılı kurumların terörle mücadele konusunda büyük bir tutarsızlık içinde olduklarının göstergesidir. Bu güncel iki hukuksuzluk karşısında ülkemizin gösterdiği tutum yerinde ve doğrudur. Bu ve benzeri tutumlar üzerinden küresel kuruluşların terörün desteklenmesi konusundaki zayıf ve tarafgir duruşları en güçlü şekilde tartışmaya açılmalıdır.

FATF tamda bu iklimde Türkiye’ye yönelik bir raporlandırma faaliyetine girmiş bulunmaktadır. Bu yapısal ve siyasal tutarsızlıkların devam ettiği bir süreçte Türkiye’yi özellikle Sivil Toplum Kuruluşlarının kabiliyet ve kapasitelerinin analizine yönelik raporlandırma çalışmaları çok anlamlı durmamaktadır. Ülkemizin tüm kurumları ile küresel düzeyde üstlendiği hassas süreci örseleme ihtimaline yönelik her türlü girişim dikkatle takip edilmelidir. Aşağıdaki rapor tam olarak bu yapısal süreç yönetiminde ihtiyati ipuçları vermeye yönelik bir çalışma olacaktır.

Türkiye’ye yönelik raporlandırma faaliyetleri; terörün tarihsel bağlamından kopuk, günün gerçeklerini takipten uzak, Türkiye’nin terörle mücadele gerçeğini ıskalayan bir görünümdedir. Türkiye Cumhuriyeti kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları ile tüm Dünyada kritik bir rol üstlenmektedir.  Afetler, savaş ve işgallerin yarattığı büyük insani dramların rehabilitasyon ’unda oldukça tarihi bir rol oynamaktadır.


İSMAİL MANSUR ÖZDEMİR

USSAP (Uluslararası Sosyal,  Siyasal Araştırmalar Platformu) BAŞKANI