Ensar Küçükaltan


Afrika’nın Ortasında Dil Üzerinden Şekillenen Kimlik Krizi

12 Aralık 2019 14:42

Ensar Küçükaltan

 Geçtiğimiz aylarda sosyal medyada dolaşımda olan bir video izleyenleri dehşete düşürmüştü. Videoda bir anne sırtındaki yavrusuyla beraber kurşuna diziliyordu. Mesele ülkemizde pek gündem olmasa da uluslararası medyada büyük yankı uyandırdı. Ancak bu olay münferit değil, aksine yaklaşık yüz yıllık bir geçmişe sahip ayrışmanın günümüze yansıması şeklinde okunabilir. Batı’nın yapay normlarla ayrıştırdığı pek çok Afrika ülkesi gibi Afrika’nın ortasında yaşanan bir dil ve kimlik krizi, bugün hala sonuçlanmamış şekilde ortada duruyor.

Kamerun bu krizin baş aktörü durumunda bulunuyor. Meselenin tarihine baktığımızda ise kıtanın başka pek çok bölümünde olduğu gibi sömürge güçlerinin parmağını görüyoruz. 1916 yılında Fransız ve İngilizlerin yaptığı paylaşımla sınırları belirlenen Kamerun, içinde Fransızca konuşan çoğunlukla İngilizce konuşan azınlık nüfusu birlikte barındırmaktadır. Kuruluşunda Doğu ve Batı şeklinde ayrıma tabi tutulan ülkenin Batı diye tabir edilen kısmında (bugün Güney Kamerun olarak bilinmektedir) İngilizce konuşan azınlık yaşamaktadır. Doğu kısımdaki Frankofon bölge başlangıçtan itibaren gerek kaynaklar gerekse yatırımlar bakımından pastanın büyük dilimini alırken Anglofon kesim için bu durum tam ters istikamette seyretmiştir.

Hem sömürge güçlerinin durumu (Doğu Kamerun’un bağımsızlığı) hem de yeni oluşturulan federal yapının içerisindeki sorunlar dil krizinin bugüne uzanan bir mesele olmasına neden olmuştur. 1984 yılında devlet başkanı Paul Biya’nın ülkenin adını Birleşik Kamerun Cumhuriyeti’nden Kamerun Cumhuriyeti’ne çevirmesi Anglofonların öfkesini celp etmiştir. Para birimi olarak CFA kullanılması, ticaretin ve yatırımların bu para birimi üzerinden yapılması da başka bir sorun olmuştur. Karşılıklı hamleler üzerinden şekillenen bu kriz, uluslararası alana taştığında her iki tarafın lobi çalışmalarının gölgesinde kalmış, insanlar hayatlarını kaybetmeye devam etmişlerdir. Bugün sosyal medya üzerinden çoğunlukla diaspora vatandaşların gündeme getirdiği Anglofon krizi, dilin sahibi İngilizler ve Fransızlar tarafından da izlenmekte, yalnızca izlenmektedir.


Harita: (International Crisis Group, 2019)

2017’de Kamerun’dan bağımsızlığını ilan eden Ambazonya’nın geleceği henüz meçhul bir durumda bulunuyor. Meselenin insan hakları boyutu bizi daha çok ilgilendirse de, bugün Ambazonya gerçeğini ve bu uluslararası alanda tanınmayan yerin savunucularını incelemek krizin boyutu hakkında fikir edinmemizi sağlayabilir. Ambazonya meselesinde bugün güçlü olan taraf ayrılıkçı fikirde olan ve Kamerun’dan tamamen bağımsız olmayı savunan gruplardır. Federal Ambazonya Cumhuriyeti Geçici Hükümeti (IG) ile Ambazonya Yönetim Konseyi (AGC) silahlı kanatları da mevcut olan ve bağımsızlık yanlısı iki organdır. Bunların yanında Halkın Özgürlük Hareketi, Genç Güney Kamerunlular Ligi gibi farklı yapılarında siyasi hamlelerini görmek mümkün. IG’nin lideri Julius Ayuk Tabe’nin Nijerya’da tutuklanması sonrasında büyüyen gösteriler Angolofonları bir kez daha medya önüne çıkarsa da liderin tutuklanması IG’nin güç kaybetmesine neden oldu. Bu arada ayrılıkçıların iki farklı yapısı IG ve AGC’nin birbiriyle olan çatışmalarında 2018 yılında yüzlerce kişi öldü.

Uluslararası Camianın Tutumu

Pek çok sorunda olduğu gibi uluslararası kurumların Kamarun’daki krize de cevap vermekten aciz olduğunu gördük. Arakan’da, Yemen’de, Suriye’de ve diğer coğrafyalarda laftan öte gidemeyen bu hamlelerin benzerini Afrika’daki çatışma alanlarında da görmek mümkün. Sürpriz değil çünkü Ruanda katliamının üzerinden henüz çok geçmedi, unutulmadı.

ABD başta olmak üzere Almanya, İngiltere, Kanada hem ayrılıkçıları kınadı hem de Kamerun ordusunun faaliyetlerini. Karşılıklı diyalog çabaları bugüne kadar hep sonuçsuz kaldı. Alman ve Kanada parlamentolarından konunun araştırılmasına ve insan hakları ihlallerinin tespitine dair çıkan teklifler, sahadaki katliam görüntüleri ile birleşti ancak sorun çözülmedi. Fransa’nın tutumunun diğer Avrupa ülkelerinden farklı olması nispeten anlaşılır bir durum. Çünkü Kamerun hükümeti ile arası iyi olan Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Fransızca’nın dünyada en fazla konuşulan üçüncü dil seviyesine kademeli olarak gelmesi arzunu açıklamıştı. Hal böyleyken Fransa’nın olaya tarafsız bakmasını beklemek zaten fazla iyimserlik olurdu. Norveç ve Hollanda’nın konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne getirme önerisi ise Çin, Fransa, Rusya, E. Gine, Etiyopya ve Fildişi Sahili oyları ile reddedilmişti. İngiltere ise Anglofon azınlık için yaklaşık iki buçuk milyon dolarlık insani yardım yaparak vicdanını rahatlattı. Diğer yandan Avrupa Birliği ve Afrika Birliği’nin ise konunun çözümüne yönelik gerçek bir yaptırım gücü olmadığı ortada. Kamerun’un sınır komşusu Nijerya ise daha ilginç bir siyaset yürütüyor. Bölgedeki Boko Haram tehdidine karşı Kamerun’un desteğine ihtiyacı olan Nijerya, Biya hükümetiyle arasını iyi tutmaya gayret ediyor. Ayrıca Ambazonya krizinin Nijerya topraklarında benzer talepleri olan Biafra bölgesinde yeni bir ayrılıkçı dalgayı harekete geçirmesinden korkuluyor. Bugün otuz beş binin üzerinde Anglofon mültecinin Nijerya topraklarında yaşadığını da unutmamak gerek.

Yumuşak Güç Krizi mi?

Bir yanda Frankofon köylerine yapılan saldırılar, diğer yanda Anglofonların kurşuna dizilmesi şeklinde süre gelen problemde çıkış yolu şimdilik gözükmüyor. Evlerin, iş yerlerinin, köylerin yakılması, Çünkü sorunun kaynağı, iki sömürü ülkesinin silahları, tankları ile bölgeden çekilmesi sonrası daha tehlikeli bir güçle bölgede varlıklarını devam etmelerinde yatıyor. Aynı bölgenin insanlarına kendi dilleri üzerinden kimlik kazandıran bu iki güç, yumuşak güç teorisinin ne kadar tehlikeli olabileceğinin de örneğini sergiliyor. Joseph Nye tarafından zenginleştirilen yumuşak güç teorisini başka bir yazının geniş konusu yapmak yararlı olabilir. Ancak özetle Nye, tercihleri etkileyebilmenin çekicilik vasıtasıyla kültür, dil, politik değerler gibi faktörlerle olacağını savunmaktadır. Yani gücün eski formunu silahlı mücadeleye dayalı sert güç olarak değerlendirirsek Kamerun’da yaşanan kimlik bunalımının bir yumuşak güç ürünü olduğunu söylemek mümkün hale gelmektedir. Afrika’da şiddetin kimlik üzerinden inşa edilmesi şaşırılması gereken bir şey değil ancak Batı kimliği üzerinden, dil üzerinden inşası pek de anlam verilebilecek bir nokta değil. İngilizce ve Fransızca dillerinin yalnızca dil olmaktan çıkıp kimlik haline geldiği bu krizin, kıta dışı müdahalelerle çözülmesi oldukça zor gözüküyor. Afrika’nın sorunlarını yalnızca Afrikalılar çözebilir

Kaynaklar:

Elong, E. E. (2012). Sovereignty in the Making: The Case of Anglophone Cameroon. European Conference on African Studies. Uppsala: European Conference on African Studies.

International Crisis Group. (2019). Cameroon’s Anglophone Crisis: How to Get to Talks? Brussels: International Crisis Group.

Konnings, P., & Nyamnjoh, F. B. (1997). The Anglophone Problem in Cameroon. The Journal of Modern African Studies, 207-229.

Nye, J. (2004). Soft Power: The Means to Success in World Politics. New York: Public Affairs.

www.ambazoniagov.org

www.ambazonia.org