İsmail Mansur Özdemir


Arap İstiklalinin Kahramanı Asimetrik ve Özgün Aktör Olarak Muammer Kaddafi

28 Ocak 2020 15:11

Arap Baharı ‘Travmatik Bir Değişimleme Süreci’

Arap baharı rüzgârı o kadar hızlı esti ki, olaylarla beraber algı ve idrakleri kendi istediği istikamette inşa etmeye de muvaffak oldu. Nereden, nasıl ve ne tür bir hikmeti! olduğunu anlayamadan, rejimler bir bir yıkılmaya, Ortadoğu’nun kaderinde etkili olmuş aktörler yerle yeksan olmaya başladı. Bir noktadan başlayıp hızla akan toplumsal ve siyasal olayların yönü ve miktarının da planlı olduğu bugün daha da net anlaşılıyor.

Sokaklara çıkan insanlar daha müreffeh bir gelecek arzusu ve demokratik bir toplum özlemi ile çıktıkları sokakların mezarları olacağını ve bugünkü durumu tahayyül etselerdi çıkarlar mıydı? Bunu bazen karşılaştığım insanlara soruyorum. Aldığım cevap genelde hayır oluyor. Çünkü bugün içinde bulundukları hal, tahayyüllerin almayacağı kadar kaotik, zor ve belirsiz. Bu kadar belirsizliğin olduğu yerde ve ağır travmatik yaşanmışlıklar içinde insanlar düne karşı bakıp iç geçiriyorlar. Daha iyi olacağını düşünmüştük fakat tahammül edilmez bir hal aldı, demeyi de ihmal etmiyorlar.

Bunun en temel sebebi; Arap Baharı sürecinin motivasyonun toplumların refah ve demokrasi standartlarının artırılması gibi görünse de her manipülatif değişimleme operasyonunda olduğu gibi, değişimi planlayanın arzu ettiği istikamette taşımak olduğu kesin gibidir. Arap Baharı süreci tam olarak manipülatif bir değişimleme operasyonu olarak Arap halklarını belirsizlik ve iç çatışma ortamına sürükleme operasyonudur denebilir. Bunu bugün söylemek herkes için daha kolay, fakat bunu 2012’de yazarak bugün konuşma hak ve haddimi kendimde bulduğumu ifade etmek isterim. Anadolu Gençlik Dergisinin 2014 Aralık sayısında ‘Dışarıdan koordine edilmiş her değişim süreci bir başkasının kontrol ve koordinesinde gerçekleştiği için kontrol edilir olmaktan uzaktır ve toplumları hiç istemedikleri durumlara gark edebilir.’ demiştim. İşte tam bugün Arap Baharı sürecinin yaşattığı travmaların sonuçları ile yüzleşirken bunu tekrar hatırlamış oluyoruz.

Şüphesiz Arap Baharının etki ve tesiri her coğrafyada farklı yaşatıldı. Kimisinde siyasal geçişler temin edilirken, özellikle Suriye, Yemen ve Libya’da iç savaş tarzı bir boyut kazandı. Uluslararası kuruluşlarla bedenini aynileştiren ilizyonist ülkelerde eski sömürge hatlarında vaziyetlerini aldılar, bazısı da psikanalitik tezahürlerinde etkisi ile kendisini oyunun içine atıverdi. Bu ülkelerden en travmatik olanı tartışmasız Libya’dır. Ömer Muhtarın ülkesi Libya Arap Baharı sürecinin en sert geçtiği ve iç savaşın devam ettiği bir ülke.  Şunu sormak gerekiyor, Libya bu süreçte dengeler ve alt sosyolojik gruplar arası dağılım/paylaşım sorunu sebebiyle mi savaşına devam ediyor, yoksa savaş devam etsin arzusu mu işletilmektedir? Benim düşüncem Arap baharı sürecinde her ülkeye çizilen senaryonun Libya ayağında savaşın istenmesi. Libya tam da planlandığı şekli ile gövdesine uygun şekilde iç savaş senaryosu çizilmiş bir ülke. Normal şartlarda bu nitelikte iç savaşı tetikleyecek bir durum olmamasına rağmen, bugün sürecini en sert yaşayan ülkelerden biri.

Kaddafi riyasetindeki Libya o halde neyin bedelini ödemektedir? sorusunun cevabını aramak gerekiyor. Bende bu yazımda Kaddafi üzerinden bu sorunun cevabını biraz tartışmak istiyorum. Zira Kaddafi’nin katledildiği günden itibaren beni rahatsız eden bir durumu, tüm konferans ve toplantılarda ifade edip duruyorum. İnsani ve bireysel hatalarına rağmen, Kaddafi neyin bedelini ödemiş ve hak etmediği bir sonla niçin halkına veda etmek zorunda kalmış ve itibarsızlaştırılarak katledilmiştir.

Osmanlı Libya’sı ve Bağımsızlık Süreci

Tarihi açıdan bakıldığında Akdeniz Arap coğrafyasındaki Osmanlı topraklarından en dikkat çekici olanı Trablusgarp’tır. Bölge’deki çeşitliliği bir araya getiren İslam ve Osmanlılıktır. Zira Barka, Trablus ve Fizan’ı bir araya getirerek tek eyalet yapan Osmanlıdır. Trablusgarp bundan sonraki döneminde Osmanlıya doğrudan bağlı bir eyalet iken 1911 yılında İtalyan işgaline uğramıştır. Bu işgal döneminde Enver Paşa, Mustafa Kemal Paşa, Nuri Paşa, Reşit Paşa bölgede İtalyanlara karşı halkı örgütlemiş ve bizzat savaşmışlardır. Millet tarihimizin değerli mücadelelerinden biri olarak çok değerlidir. Maalesef 1912 yılındaki Uşi anlaşması ile Osmanlı bölgeden çekilmek zorunda kalmışsa da Libya ve Anadolu arasındaki kalbi hissi bağ her vakit taze kalmıştır. 1945 yılında İtalyan’ın yenilmesi ile birlikte Libya halkı için devam eden bağımsızlık gayretleri daha da artmış ve 1951 yılında hedefine ulaşmıştır. Üç büyük eyalet federal yönetim süreci ile 1963 yılına kadar devam etmiştir. Ülkenin kaderindeki en önemli değişim süreci Libya’da petrolün bulunması ile ortaya çıkmıştır. BM başta olmak üzere bölgeye uluslararası ilginin arttığı bir dönem başlamıştır. Kral İdris yönetimindeki Libya, enerji kaynakları ile uygun atılımları yapma konusunda oldukça hazır olduğu bir dönemde, İsrail’in Filistin topraklarına Amerikalılar ’da Libya’ya musallat olmuşlardır.

Cemal Abdunnasır Arap Halklarının Kahramanı

Arap halklarında tartışmasız Osmanlı sonrası dönemin en kritik aktörlerinden biri 23 Temmuz 1952 yılında darbe ile Mısır’da hâkimiyet kuran Cemal Abdunnasır’dır. Abdunnasır tipi darbe ve yönetim modeli ve onun hedef ve söylemleri ikinci dünya savaşı sonrasında belirsizlik yaşayan Arap ve Afrika halkları için bir model olmuştur. Afrikalı ve Arap gençler için en büyük idol Abdunnasır, eklektik bir tip olarak coğrafya’ da sembolik olduğu kadar fikirleri ile de etki yaratan bir aktöre dönüşmüştür. Bir taraftan Arap Bağımsızlığını savunurken, diğer taraftan Müslüman Kardeşlerden edindiği İslami düşünceyi de savunuyor ve aynı zamanda sosyal adalet ve paylaşımı esas alan bir Arap Sosyalizmini’de tartışmaya açıyordu. İslam ve Sosyalizm’in tüm Arap ve Afrika coğrafyasında tartışıldığı bir dönemde aynı zamanda İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalci varlığına da kayıtsız kalmıyordu. Arap Gençler için olağanüstü bir model olan Abdunnasır 1967 Arap İsrail savaşını da başlatmıştır. Fakat savaş Arapların aleyhine neticelenmiş ve Arap orduları yenilmiştir. Bu Arap halklarında büyük bir infial ve özgüven kaybının oluşmasına sebep olmuş ve Arap İsrail savaşının ardından 3 yıl sonra Abdunnasır ölmüş ve yerine yardımcısı Enver Sedat geçmiştir.

Cemal Abdunnasır Arap milletleri ve özellikle gençler için özgün bir model olmuş ve binlerce Arap gencinde yaktığı özgürlük ateşi ile tüm Arap gençleri için tartışmasız bir idol olmuştur. Arap topraklarında ve Afrika’da ki pek çok ülkede Müslüman Arap Gençler, askeri okullara gidiyor, Arap ya da Afrika Sosyalizmi savunuluyordu.

Arap- Afrika bölgelerinin tümünde olduğu gibi Libya’da da Abdunnasır büyük bir etki yapmıştır. Abdunnasır’dan etkilenenlerden biride Muammer Kaddafidir.

Arap İstiklalinin Öz Evladı: Muammer Kaddafi

1942 yılında Sirte şehrinde doğmuştur. Her Arap genci gibi Cemal Abdunnasır’a büyük bir hayranlık besliyordu. 1948 İsrail’in Filistin İşgali ve Süveyş Krizi sebebiyle dönemin tüm Arap gençleri sokaklarda idi. İsrail karşıtı söylem ve savaş arzusu, Abdunnasır’a duyulan hayranlık Kaddafi’nin kaderini de çizdi ve askeri okula gitti. O halde Kaddafi’nin gençlik çağı üç güdü üzerine oturmaktadır. İsrail karşıtlığı, asker olma arzusu ve krala karşı darbe. Dönemin ideolojik rengi Kaddafi’yi inşa etmişe benziyor. İslamcı sosyalizm fikri, daha sonra kaleme aldığı yeşil kitap, tamda böyle eklektik bir metin olarak tezahür ediyor. Kaddafi eğitimi için İngiltere’ye gitmişse de hiçbir kaynakta hangi yollarla gittiği ya da niçin kendisinin seçildiği konusunda bir malumata ulaşılamamaktadır. Bölgenin eski geleneksel hamisi İngiltere’nin, kabiliyetli Arap gençleri ülkesine götürmesinin de güçlü İngiliz siyasetinin işleyişi açısından şaşırtıcı olmaması gerekiyor. Zira yeni tip sömürge modelinin endoktrinasyondan geçmiş aktörler eliyle olacağı da sonradan ortaya çıkmış oluyor. Tam burada şöyle bir bilgi anlamlı hale geliyor. Libya Vakıflar ve Din İşleri Bakanı Sn. Ali Muhammed El Beşir Hamude yazdığı bir makalede bu durumu anlamaya imkân sağlayacak şöyle bir bilgi veriyor. ‘Kral İdris, ABD’li yetkililerle yaptığı görüşmede ‘ Libya petrollerinin Libya halkına ait olduğu ve Libya parlamentosunun belirlediği politika çerçevesinde hareket edeceğini ifade etti. Amerikalı yetkilinin görüşmeden çıkarken yardımcısına şöyle dedi: ‘’ Biz bu ülkede parlamentoya veya bir başkasına danışmadan karar alacak birisini istiyoruz.’’  Bu görüşmeden kısa bir zaman sonra Eylül 1969’da Muammer Kaddafi liderliğinde bir askeri darbe gerçekleşti. (Hamude;www,timeturk.com/kaddafiöncesiLibya tarihi/haber-807843) . Tabi bu bilgi yada şüphe Kaddafi’yi İngiliz unsuru yapmaz, zaten temel nokta idealist gençlerin her zaman batılılar için ilgi odağı olduğu gerçeğidir.

İngiltere’deki eğitiminin ardından Bingazi’ye dönen Kaddafi 27 yaşında 1969 yılında Kral İdris’e karşı darbe yaparak idareyi el almıştır. Nasır modeli bir geçiş sürecine halk hazır olduğu için darbe sessiz ve kansız gerçekleşmiştir. İngiltere’deki eğitim sürecinde iyi hazırlandığı belli olan Kaddafi yazdığı  ‘Yeşil Kitap’  ile bir sistem de önererek, benzerlerinden farklı olarak askeri alanlar haricinde sosyolojik durumu, tarih ve felsefeyi ve küresel gelişmeleri de yakinen takip eden bir lider olarak öne çıkmıştır.         

Kaddafi dönemi Libya’sında en dikkat çeken uygulamalar sosyal devlet alanında olmuştur. Halkının refah düzeyini artırmaya yönelik olarak geliştirdiği ve sosyalist modellemeler yoluyla yaptığı kamu destekleri oldukça dikkat çekicidir. Petrol giderlerinin halka maaş yoluyla paylaştırılması, halkın eğitim ve öğretime kolay ve ücretsiz ulaşımı, üniversite eğitimin yaygınlaşması, halkın vergi vermemesi, özellikle her Libya vatandaşının ev sahibi olması, evlilik destekleri, başarı destekleri, yurt dışı bursları, çocuk desteği, hafız olanlara ev verilmesi gibi kendine has karakter taşıyan bir sosyal devlet modeli ortaya koyduğu söylenebilir.

Kaddafi’nin küresel standartlara bakıldığında dikkat çekici düzeyde ülkesinde standartların çok üstünde bir refah oluşturduğu söylenebilir. Ülkesinin sosyolojik dengesi ile savaşmadığını, gelişimsel alanları yapılandırdığı ve toplumsal ve ekonomik gelişmeye hizmet ettiği söylenebilir. Bu yaklaşım Arap Baharı sürecinin Libya’da refah talebi odaklı bir süreç olduğu yaklaşımını ortadan kaldıracak ve boşa düşürecektir. O halde Libya’da herhangi bir refah krizi yoksa neden Kaddafi iktidardan uzaklaştırılmış ve itibarsızlaştırılarak katledilmiştir. O halde sebepler, sosyo/ekonomik sebeplerin dışında aranmalıdır.

Afrika’daki Entelektüel Devrimin Kahramanı ve Afrika’daki İslami Kapasitenin İnşası

Afrika’nın birçok ülkesinde yaptığımız pek çok insani yardım çalışmasında, uluslararası toplantılarda ve eğitim amaçlı olarak ülkemize gelen pek çok insanla temas etme imkânı buluyoruz. Master ve doktora eğitim düzeyindeki bu insanların her birinin ülkesinde imkân ve kapasite farklılıkları var. Özellikle Afrika’nın pek çok ülkesinde, var olan imkânlardan istifade konusunda Müslümanların sıkıntıları var. Bazı ülkelerde batılı sömürge politikaların devam etmesi dolayısıyla Müslümanlar yüksek eğitim imkânlarından yararlandırılmıyorlar. Bazı ülkelerde üniversiteler kilisenin inhisarında olduğu için Müslümanlar kilise himayesinde okumayı ilkesel olarak istemiyorlar. 70’li yıllardan sonra Afrika kıtasının tümünde seferberlik ilan eden kişi Kaddafi olmuştur. Müslüman Afrika- Arap politikası temelinde Kaddafi tüm Müslüman Afrikalı gençleri yükseköğretim için ülkesine davet etmiş, bununla da yetinmeyip, tüm İslam dünyasının akademisyenlerine kapılarını açmıştır. Yurt dışında eğitim görmek isteyen gençlere yüksek burslar vererek iş garantili olarak burslandırmıştır. Uganda’dan Mozambik’e, Etiyopya’dan Somali’ye nerede entelektüel bir akademik gayret görürseniz orada Libya üniversitelerinde okumuş insanlar görebilirsiniz. Bu büyük entelektüel devrimin Afrika’da İslam’ın ve Müslümanların kapasitesine yapılmış çok önemli bir katkı olduğunu ifade etmek gerekmektedir.

Bunun yanında buradan mezun olan bireylerin ülkelerine döndükten sonra İslam ve Müslüman toplumları için yapacakları her türlü çalışmada Kaddafi tarafından finanse edilmiştir. Geçmişinde İslam olup ta batılı kiliseler marifetiyle işgal edilmiş ülkelerde çok kritik çalışmalar Kaddafi finansmanı sayesinde gerçekleşmiştir.  İnsan kapasitesinin oluşumu, İslami çalışmaların finansmanı yanında tüm Afrika’da, Amerika’da ve Güneyasya’da ve hatta Balkanlarda çok kritik sayılabilecek İslami nitelikli imar faaliyetleri desteklenmiştir. Cami yanında, medrese ve üniversite binaları da Kaddafi tarafından finanse edilmiştir. Balkanlarda bugün bile varlığını devam ettiren pek çok İslami çalışma Kaddafi tarafından finanse edilmiştir. Batı Trakya, Arnavutluk ve Boşnak Müslümanların yaşadıkları bölgelerde Kaddafi finansmanı ile İslami imar ve davet faaliyetleri gerçekleşmiştir. Kaddafi’nin küresel düzeyde etki yaratan oldukça nitelikli ve derinlikli kamu diplomasi faaliyetleri ile tüm dünya’ da İslam dışı bir düşman çevresi oluşturduğu ortadadır. Yaşadığı sefil finali ve itibarsızlaştırıcı katlini izah konusunda bu gayretlerinin etkili olmuş olabileceğini söylemek çokta abartılı olmaz.

Kaddafi’nin Küresel Etki Yaratan İslami Kamu Diplomasisi Faaliyetleri

Milliyetçi ve İslami kimliği ile batı karşısında sürekli İslam toplumlarının yanında olduğu bir gerçektir. Dünya’nın neresinde olursa olsun dış politika odağına İslam toplumlarını almıştır. Arap ve Afrika halkları başta olmak üzere tüm Müslüman halkların sorunlarına duyarlı olmuştur. Dönemi itibariyle nerede bir kriz varsa Kaddafi’nin sürecin mutlaka içinde olduğu söylenebilir. Arap ve Müslüman devletlerin ortak kuruluşlar teşekkül ettirmesi konusundaki gayretleri çok değerlidir. Eğer bugün bir Afrika Birliği var ise Kaddafi’nin gayreti ile olmuştur.

Filistin Mücadelesindeki Destekleri

Özellikle Kudüs meselesi ve İsrail’in Filistin topraklarını işgali konusundaki duyarlılığı oldukça üst düzeydedir. Bu konudaki bilinç düzeyinin gençlik döneminde oluştuğu söylenebilir. Zira 1950’li yıllardaki İsrail karşıtı tüm sokak eylemlerinde görev almış ve Arap ordusunun bir neferi olmuştur. Her zeminde işgalci İsrail ve dostlarının karşısında olmuştur. İsrail’le mücadele eden Filistin halkını ve organizasyonlarını desteklemiştir. Kriminalize olma pahasına her türlü küresel operasyonları finanse etmiş yada illiyetini açıkça ilan etmiştir. Filistin mücadelesinin küresel etki oluşturması sürecinde üstlendiği rol oldukça değerlidir.

Güney Asya Müslümanları İle İlişkiler

Bunun yanında İslam dünyasının uzak coğrafyalarına da kayıtsız kalmadığı bilinen bir gerçektir. Moro Müslümanlarının mücadelelerinin küresel düzlemde duyulmasında Kaddafi’nin gayreti oldukça fazladır. Barış görüşmelerinin başlatılması, bazı gençlerin Libya’da eğitim alması gibi konularda verdiği desteğin yanında, Diplomatik sürecin 1976 yılından itibaren hız kazanmasına destek vermiş fakat Filipin tarafının olumsuz tutumları sebebiyle hep askıda kalmıştır. İİT başta olmak üzere pek çok uluslararası aktör sürece dâhil olmuş ise bu Kaddafi’nin gayreti ile olmuştur. Bu sebeple bugün bile Kaddafi Moro’da saygı ile anılmaktadır.

Sovyet Müslümanları ve Balkanlarla olan İlişkileri

1918 yılında Bolşevik devrimin ardından Sovyet Müslümanları için zor dönemler başlamıştır. İslami eğitimin tamamen yok edildiği, Müslüman toplulukların hicret etmek zorunda kaldığı Rusya’da din eğitimi krizi Kaddafi’den sonra bir parça rahatlamıştır. 70’lerden sonra Sovyet sistemi içerisindeki İslami çalışmaların arka planında Kaddafi’nin etkili olduğu bilinmesi gereken önemli bir gerçektir. 1969 -1992 dönemi arasında Sovyetler ile kurduğu iyi ilişkiler çerçevesinde Sovyet Müslümanlarının dini eğitimlerinin Libya’da Kaddafi himayesinde gerçekleşmiştir. Eğer Kaddafi bu desteği vermemiş olsa yaşanacak derin dini krizin maliyetleri oldukça fazla olabilirdi. Gerçi Sovyet devleti Libya’da eğitim gören Müslümanları kendi Sovyet yönetim sistemine entegre ederek kendi meşruiyet aygıtına dönüştürmeyi bilmiştir. Balkanlar’da Sovyet ve slav etkisindeki Balkan Müslümanlarına verdiği destekler ve özellikle eğitim, burslandırma, teşkilatlanma, imar ve inşa destekleri; Balkan Müslümanlarını ayakta tutmuştur.

Amerika’daki Afroamerikan gruplara verdiği destekler, Latin Amerika’daki bazı gruplara verdiği destekler hatta İRA mensuplarına verdiği desteklerle tüm dünya’ da muhalif bir aktör olarak büyük tesir yaratmıştır. Küresel düzlemde bir aktör olmuş ve batının yalanlarını her zeminde yüzlerine vuran bir medeni cesareti temsil etmiştir. Hatta Güney Avrupa’da iç siyaset süreçlerinde taraflara verdiği destekle belli zamanlarda batının bir iç siyaset aktörü olarak ta karşımıza çıkmıştır.

Türkiye İle İlişkiler

Kaddafi’nin ülkemiz ve milletimiz ile olan ilişkileri de oldukça olumludur. Ticari olarak en yoğun ticari etkileşimi olan ülke Türkiye olmuştur. Özellikle ülkesini imar ve inşa faaliyetleri ülkemiz inşaat sektörü eliyle gerçekleşmiştir. Ülkemizde bugün inşaat sektörünün gelişmesinde Libya deneyimlerinin çok büyük bir etkisi olmuştur. 1974 yılında Türkiye’nin Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında tüm dünya’ ya meydan okuyup açıktan destek veren tek ülkedir. Bu tarihi dostluğunun milletimizde bir karşılığının olması icap ederdi. (Maalesef öldürüldüğü gün bir despotun öldürüldüğü propagandasına halkımız yenik düşmüştür.) Savruk ve değişken tabiatı ile bazen absürt çıkışlarının da olduğunu ifade etmek gerekmektedir. Bunun en acı faturasını Rahmetli Necmettin Erbakan Hoca ödemiştir. Başbakanlığı esnasında yaptığı ziyaretteki nezaketsizlik ve PKK’yı metheden söylemi oldukça üzücü ve ilişkileri hırpalayan bir etki yapmıştır. Fakat bunun altındaki sebepler ve asimetrik davranışlar gösterme potansiyeli taşıyan Kaddafi’nin kimler tarafından ne amaçla tahrik edilmiş ya da manipüle edilmiş olabileceği üzerine çok fazla kafa yorulmamıştır.  Başbakan Erbakan’ın doğal olarak iş birliği yapacağı güçlü bir Libya’yı kapsam dışı bırakmanın anlamını iyi bilen bir küresel ekibin ustalıklı bir ajanlık faaliyeti olabileceği gerçeği dışarıda bırakılmamalıdır.

Kaddafi’nin Katledilmesi Arap İstiklalinin Ve İslam Dünyasının İtibarsızlaştırılmasıdır

Batı dünyası, ekonomisini ve stratejik konumunu akıllıca kullanan bu sıra dışı devlet adamı ile ilişkilerini kontrollü tutmuştur. Belli düzlemlerde alışveriş ve anlaşmalar yapmak zorunda kaldığı da bilinen bir gerçektir. Batı’nın kendi siyasetlerinin de bir parçası haline gelen Kaddafi’den nefret etmesini gerektiren pek çok sebebi vardır. Batılı, haçlı uygarlıktan haz etmeyen ve bunu her defasında ifade eden, dünya halklarına çok sistematik yollar önermese de cesaret sunan Kaddafi’den öç almasını gerektiren pek çok sebebi vardır. Buna karşın Müslümanların sınırlı miktarda gerekçe hariç Kaddafi’den derin bir nefret duymasın gerektiren hiçbir şey yoktur. İslam dünyasının yaptığı kritik hayırlar nedeniyle bir minnettarlık içinde olması da beklenir.

Batı dünyasının kendilerince asimetrik ve hesap dışı ve hatta bazı zamanlarda hesap bozan Kaddafi’de kurtulması için pek çok gerekçesi vardır. Hatta bazı iç ihtilaflarında kaynak ve borç aldıkları Kaddafi’nin Batı’nın bazı mahrem malumatlarına da ortak olduğu bilinmektedir.

Bu sebeple Batı’nın Kaddafi ile ilgili ilk yöntemi itibarsızlaştırma ve karikatürize ederek işlevsizleştirme şeklinde olmuştur. Yaşlandıkça absürtleşen ve magazinleşen Kaddafi de bu itibarsızlaşmaya uygun davranış biçimleri ortaya koymaya başlamış ve derin bir saygınlık krizinin içine savrulmuştur. Bu zamanlarında bile BM, Arap Ligi ve İİT’de yaptığı konuşmalar manifesto niteliğinde olmuştur. İşlevsizleştirme ve karikatürize etme yöntemleri ile nihai sonuca ulaşamayacaklarını anlayan Batı oligarkları Arap Baharı sonrasındaki istikrarsızlaştırma programında Kaddafi’nin başlarına bela olacağını bildikleri için onu yok etmeye fazlaca konsantre olmuş oldular. Bir halk mahkemesinde yargılanması esnasında söyleyebileceklerinin yaratacağı maliyetleri bile tolere edecek noktada olmadıkları ortadadır.

Katledilmesinde bazı mesajlar var. En temel mesaj İslam’a, Müslümanlara ve Arap halklarına verilmiştir. Milletinize hizmet etseniz bile biz o millete sizi itibarsızlaştırarak öldürürüz mesajı verilmiştir. Temeli itibariyle itibarsızlaştırılan Arap İstiklali ve İslam Dünyası olmuştur.

(*) Sebillürreşad Dergisi Ocak 2020 sayısında yayımlanmıştır.