Mustafa Kaya


Libya’da Kim Zaman Kazandı?

21 Ocak 2020 14:44

Sonuçları merakla beklenen Berlin Konferansı geçtiğimiz Pazar günü gerçekleştirildi. Ateşkesin devamı, askeri faaliyetlere son verme ve BM tarafından ilan edilen silah ambargosuna uyma çağrısı ortaya çıkan ana sonuç başlıklarıydı. Toprak bütünlüğü vurgusu, bundan sonra sürecin yürütülmesinin BM Güvenlik Konseyi’nin kontrolüne verilmesi, Libya petrollerinin Libyalılara ait olduğuna dair vurgular ise ilk etapta dinleyenlerde “bunlar beylik ifadeler” hissi uyandırdı. Aslında daha fazla detay değerlendirmelere ihtiyaç var gibi. Geçen günkü yazımızda Berlin Konferansı, Bosna’daki Dayton Anlaşması’nın farklı bir versiyonu mu olacak sorusunu sormuştuk. Dün çıkan sonuçlara göre Berlin için Dayton demek bile çok zor. Zirveye katılan ülkelere bakılırsa, teşbihte hata olmaz ama Libya’nın konuşulduğu toplantıda, Libyalıların dışında herkes vardı denilse çok da abartılmış olmaz.

Peki, Türkiye Trablus hükümetinin yanındaydı da diğerleri kendisini nasıl konumlandırmıştı?

İtalya, Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne yakın ancak Türkiye’ye karşı durmayı seçmişti. Fransa, Hafter’e yakın ama hınç dolu bir edayla Türkiye’ye karşı pozisyon almıştı. Almanya’nın derdi ise arabuluculuğun yanında, ortaya bir fayda çıkacaksa ondan istifadeyi de göz ardı etmeyen, AB’ye olası göç dalgasını önleme üzerine kurgulanmış gibiydi. AB ülkeleri arasında çıkar çatışması fikir ayrılığı olarak yansısa da aslında hepsinin ittifak ettiği nokta Türkiye’nin etkisinin Libya’da nasıl sınırlandırılabileceğiydi. Rusya’nın konumu ise kantarın topuzunu Hafter lehine kullanan ama Türkiye’yi karşısına almayacak şekilde Sarrac’ı da yok saymayan bir denge pozisyonu şeklindeydi. Amerika’ya gelince Pompeo sanki Berlin’e tatile gelmiş gibiydi. Doğrudan topa girmeyen ama arka kapı diplomasisi ile etkili olduğu ülkeler üzerinden Hafter yanlısı söylemlerin oluşmasına katkı vermeyi tercih etmişti.

Burada bir paragraf da Yunanistan’a açmakta fayda var. Yunanistan mahalle kavgasında kazananın yanında yer alarak itibar kazanmaya çalışan çelimsiz komşu gibi hareket etti. Bir de Berlin’e niye beni çağırmadınız diye afra tafra yaparak huysuzluk yaptı. Hani mahalle maçında oyuna dâhil edilmeyen çocuklar vardır ya tam da onlar gibi davrandı. Türkiye, Doğu Akdeniz’de sondaj çalışmaları yapıyor. Konferansta Türkiye’yi kınama kararı alın diye boyundan büyük laflar etti. Herhalde birileri Yunanistan’a otur oturduğun yerde. Dün seni batmaktan kurtardığımız gibi merak etme biz gereğini yaparız demiş.

Diğer taraftan Merkel ise “Silah ambargosu konusunda hepimizin fikir birliği içinde olduğu tespitinde bulunabiliriz” dedi. Bunun olması gerçekten çok önemli. İç savaşın bir an önce sonlanması, akan kanın durması, aşiretler arası çatışmaların kesilmesi, bütün bunlar aklıselim sahibi herkesin hayat bulmasını arzu ettiği başlıklar. Ancak Hafter’in coğrafi olarak kendisini destekleyen ülkelerle iç içe geçmişliği, bu konuda bazı şüpheleri de akıllara getirmiyor değil. Bu noktada Sarrac hükümetinin eli-kolu mu bağlanacak diye düşünmeden de edemiyoruz. Çünkü BM nezdinde her türlü denetime açık olan sadece Trablus hükümeti. Hafter bu zamana kadar bütün silahları zaten illegal yollarla edinmişti. Bundan sonra aynı yolları kullanmaması nasıl sağlanacak orada da çok fazla belirsizlikler var.

Ayrıca altına imza konulan 55 maddelik Barış Planı’na göre “Tüm katılımcılar Libya’daki silahlı çatışmalara müdahale etmeme ve Libya’nın iç işlerine karışmama taahhüdünde bulunmuştur” ifadesi vardı. Bu maddenin doğrudan adresi de sanki Türkiye idi.

Diğer taraftan “Enerji kaynaklarının gayrimeşru yöntemlerle sömürülmesinden kaçınılmalı” şeklinde bir madde var ki, bu da muhtemelen Libya petrollerinin doğrudan alıcısı olan Avrupalıların birbirlerine karşı el ense çekmeleri anlamını taşıyordu. Siyasi çözüme gelince ise henüz herhangi bir netlik yok. BM Genel Sekreteri Guterres, UMH Başbakanı Sarrac ve Hafter’in belirleyeceği beşer kişilik delegasyonların gelecek birkaç gün içerisinde Cenevre’de görüşeceklerini ifade etti. Bu toplantıdan beklenti nedir bilmem ama siyasi çözüm adına bir sonuç alınma ihtimali yok denecek kadar az.

Gelelim başlıktaki soruya. Aslında Berlin Konferansı’nın birçok açıdan kazananları Hafter ve destekçileridir. Konferansın sonuçlarına göre Hafter artık isyancı general değil, Libya’da yok sayılamayacak hem askeri hem de siyasi bir aktöre dönüştü. Dolayısı ile zaman kazanarak elini güçlendiren de Hafter oldu.

Peki, bundan sonra neler yapılmalı? Türkiye’ye düşen görev nedir?

Kanaatimce yapılması gereken en önemli iş, proaktif diplomasi ile süreçlere müdahil olmayı yol haritasına dönüştürmek ve beklenmedik diplomatik açılımlar yaparak muhatapları şaşırtmaktır.