• İstanbul28 °C
  • Mekke29 °C
  • Medine27 °C
  • Kudüs13 °C
  • Kahire18 °C

Ali Haydar Haksal / Milli Gazete

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ali Haydar Haksal / Milli Gazete

Ufuk Darlığı

03 Ocak 2018 Çarşamba 09:53

Bölgemizde yeni bir dalga başlıyor. “Arap Baharı” yanıltmacası büyük bir yıkım getirdi, etkileri çok derinden sürüyor. Kapımıza dayanan büyük felâketin getirdiği yıkımı dar bir bakışla belli kişiler üzerine yıkma, asıl sorumluları göz ardı etme tam bir körlük. Sosyal medya boşboğazlığı insanların gerçek yüz ve karakterlerini ortaya koyuyor. Kimin ne ve kim olduğunu anlamak için günlük paylaşımlara bakmak yeterli.

Bölgemizi saran büyük yangının çok çeşitli gerekçeleri bulunuyor.

Krallıkların devrilmesi, özgürlük, demokrasinin ve refahın gelmesi bir özlem. Bu, bir temel tez olarak belleklerde yer ediyor. İnsanlar bu büyülü kavramı içselleştiriyorlar. Demokrasi, özgürlük ve refah gelmese de bu büyülü rüya hiçbir zaman bitmiyor. Çünkü geçmişte veya çevredeki yaşanmışlıklar nedense çok çabuk unutuluyor.

Kuzey Afrika’daki krallıklar çöktü ama yerine yenileri gerdi. Yönetim tarzı aynı, sadece kişiler değişti. Büyük bir yenilgi ile sonuçlandı. Mısır örneği neden görülmüyor. Demokrasi ve özgürlük beklentisinin sonuçları, askeri bir darbe, yeni bir krallığın inşası ile son buldu.

Özellikle özgürlük ve demokrasi kavramlarının yanıltıcılığı üzerinde yıllardır duruyoruz.

Suriye krizi CIA ve Pentagon öngörüsü ve kışkırtmasıyla Beşar Esad şahsında “Şia” kışkırtıcılığına muhafazakârlar “ehli sünnet” duygusuyla balıklama daldılar. Bakış açılarını nedense bir türlü açmıyorlar, sonuçları sağlıklı değerlendirmiyorlar. Tuhaf bir biçimde Suriye’de ölenlerin tehcir edilen insanların faturasını ve sorumluluğunu sadece Beşar Esad’a çıkarıyorlar. Orada ne Emperyalizm toplamının, ne Abede’nin, ne İsrail’in bir günahı ve suçu var. Hatta Özgür Suriye muhalefetini destekleyen Türkiye’nin de hiç suçu yokmuş gibi bir davranış içindedirler.

Libya’da Kaddafi’nin kişisel serveti daha çok merkeze oturttular. Buna da kandılar. Libya’nın yerinde yeller esiyor. Dağılan, parçalanan, kaynaklarına el konulan bir Libya kaldı geriye.

Emperyalizmi, Amerika’yı, Siyonist İsrail’i görmüyorlar. Onlar ellerini ovuşturuyor, bayram ediyorlar. İran çökerse ayakta kalabilen bir Türkiye’ye sıra geleceğini nedense hiç düşünmüyorlar.

Bu zihinsel karışıklıktan ve takıntılardan elbette hayırlı bir sonuç beklemiyoruz. Onlar için asla bir İslâm medeniyet bütünlüğünün, kucaklayıcılığının ne bir anlamı ne de bir karşılığı var.

İran ve Şia çökerse Müslümanların bütün sorunları çözülecekmiş bahtsızlığına takılmış gidiyorlar.

Yakın zamanda Türkiye ile İran işbirliğinin siyasal hedeflerini bile görmüyorlar. Anlaşılan, bu birliktelikleri kerhen kabullenmiş görünüyorlar. Batılılar tarafından Türkiye ile İran birlikteliğinden kaynaklanan gerilimleri bile fehmetmiyorlar.

Bu kesimin veya böyle düşünenlerin takıntıları, saplantıları giderilecek gibi gözükmüyor. Ne dense boş, ne yapılsa anlamsız.

Abede güdümlü bir ehli sünnetlik duygusu nasıl bir şeydir anlamak güç. Ya da büyük bir bela olan Siyonizm güdümlü FETÖ olayının ardından onların Şia aleyhtarlığı ve ehli sünnet duygulu sömürücü yaklaşımları ne çabuk unutuluyor. Aynı tuzağa düştüklerini bile ayrımsamıyorlar.

Bu belâ Türkiye’nin başına sarılırsa dolaylı veya doğrudan katkı sağladıklarını düşünmüyorlar. Türkiye’yi zihnen parçalamak zor değil. Tetikte bekleyen Batı güdümlü bir liberaller, laikler ordusu var. Yıllardır güneyde süregelen büyük çatışmanın getirdiği sorunlar göz ardı oluyor. Alevi, Sünni, laik, anti-laik, muhafazakâr, milliyetçi, Kemalist. Anti-Kemalist sol ayrışmaları derinleştirmek çok da zor değil. Neden buluşma noktaları oluşturulmuyor, neden bir arada yaşanabilirlik hesaba katılmıyor?

Bu sığ düşünüşlülük neden? Demek ki muhafazakârlık düşüncesi de böyle bir şey.

03.01.2017 / Milli Gazete

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ÖZEL HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Muslim Port | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0090 535 921 45 31 | Haber Yazılımı: CM Bilişim