• İstanbul25 °C
  • Mekke29 °C
  • Medine27 °C
  • Kudüs13 °C
  • Kahire18 °C

Mustafa Kaya / Milli Gazete

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mustafa Kaya / Milli Gazete

Türkiye’siz Kıbrıs

11 Ocak 2017 Çarşamba 09:43

70’ler hem içte hem de dışta zor koşullar altında ayakta kalma mücadelesi verdiğimiz yıllardı. Soğuk Savaş bütün hızıyla devam ediyordu. NATO’ya üyeydik. İnsanlarımızı ihraç edecek kadar Avrupa’yı kendimize yakın hissediyorduk. Sağ-sol çatışmaları zihinlerde başlamış ama henüz gençlerimizin ellerine silahlar tutuşturulmamıştı. Bugünün holding CEO’ları o zamanın hızlı sosyalistleriydi. Küba denildiğinde akıllarına puro değil fabrikada tütün saran emekçiler geliyordu. Herkesin kaşları çatıktı. Kendilerini milliyetçi ve İslamcı olarak tanımlayanlar Komünizme, Sosyalistler ise faşizme karşı mücadele ettiklerini söylüyorlardı. Yani anlayacağınız saflar netleşmeye ve mahalleler yavaş yavaş paylaşılmaya başlanmıştı. İşte böylesine karmaşık bir ortamda 1973 seçimleri sonrası CHP-MSP koalisyonu gündeme geldi. Böyle bir şey mümkün müydü? Teknik açıdan sıkıntılar aşılsa da zihinlerdeki duvarların ortadan kaldırılması nasıl olacaktı? İki ayrı kutup bir araya gelebilirler miydi? Her şeye rağmen başardılar. Toplumsal barış adına önemli bir adım attılar. Ağır sanayi hamlelerini, sosyal projeleri bir bir hayata geçirdiler. Bütün bu uğraşlar devam ederken Kıbrıs’taki hareketlilik yeniden başlamıştı. Rum tarafı bir türlü rahat durmuyordu. Türkiye garantör ülkeydi ama olanlara müdahale edemiyordu. Daha önceki yıllarda iki sefer donanmaya hazır olun talimatı verilmesine rağmen geri adım atılmış, asker yeniden kışlasına dönmüştü. Oysa Kıbrıs hem siyasi hem de sosyolojik açıdan can damarımızdı. Bir şeyler yapılmalıydı. Akdeniz’deki doğal üssümüz tehlike altındaydı. Ada tarihi ve sosyolojik açıdan bize aitti. Bu durum bizi orada istemeyenlerin de kabul etmek zorunda olduğu bir gerçekti. Sonunda 20 Temmuz 1974’te Türkiye kendisinden beklenmedik bir cesaretle Kıbrıs’taki zulme dur demek için adaya çıktı. İlk tepkiler, tehditler dost zannettiğimiz batılı ülkelerden geldi. Ancak Türkiye hiçbirisine kulak asmadı. Adaya barış ve huzur ancak iki devletle mümkün olur dedi, gereğini yaptı. Bu zaferin verdiği motivasyonla 1983’te KKTC kuruldu. Tabi Batılılar bu durumu hiç bir zaman kabullenemedi. Kuzey Kıbrıs’a ambargo uygulamaya başladılar. Günler günleri kovaladı. 70’li yıllara göre her açıdan daha güçlü olduğumuzu zannettiğimiz 2000’lerde, Türkiye Kıbrıs’ı AB yolunda kendisine ayak bağı olarak görmeye ve “Çözümsüzlük çözüm değildir” demeye başladı. Tam da bu sıralarda dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan Kıbrıs›a özel ilgi (!) duyduğunu gösterdi. Bir plan hazırladı. Kıbrıs›taki varlığımızın son bulması demek olan bu plan adanın tamamında Nisan 2004’te referanduma sunuldu. Türkiye’deki iktidar kuzeyde “evet” çıkması için her türlü yola başvurdu. Türkiye’ye göre plan geçerse hem Türkler, hem de Rumlar için  “Kazan-Kazan” durumu olacaktı. Baskılar, kampanyalar neticesinde Türk tarafı evet dedi ama gel gör ki Rum tarafının dörtte üçü hayır diyerek planı reddetti. Artık hiç kimse Türkiye için masadan kaçan taraf diyemeyecek teziyle kendimizi avutmaya başladık.  İktidar bunu son 50 yılın en önemli diplomatik zaferi olarak ilan etti. Batılılar bizim haklılığımızı kabul edecekler, hibe krediler verecekler, ambargoyu kaldıracaklar gibi umutlara kapıldık. Aradan 12 yıla aşan süre geçti ama hiçbir beklentimiz yerine gelmediği gibi 2004 öncesinden daha da zor duruma düştük. O gün atılan yanlış adımların sonucunda şimdi köşeye sıkıştırılıyoruz.  “Referandumda evet diyerek iki devletli çözümü reddettiniz” diyorlar. Oyuna getirdiklerini kabul ediyorlar. Biz ise o gün evet desinler diye baskı yaptığımız adadaki insanlarımızla bugün zihinsel kopuşlar yaşıyoruz. Bir de üstüne üstlük AB Güney Kıbrıs’ı ödüllendirir gibi Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında birliğe üye yaptı. Bu plan Kıbrıs’ı bizden her açıdan koparmak için tasarlanmıştı. Bu adım bunu net olarak ortaya koydu.

Yapmayın ağalar, yapmayın beyler! Rusya Akdeniz’de olabilmek için her şeyi göze alıp Suriye’ye demir atıyorken, ABD on bin km öteden gelip buraları kendisine mesken tutmuşken, biz ise Kıbrıs’ta ne istediğimizi bilmiyor ve hala kafa karışıklığı yaşıyoruz. Kıbrıs gibi bir değerimizi tartışmaya açıyoruz.

Kendi ayaklarımıza sıkıp, ipi boğazımıza kendi ellerimizle geçirmeyelim. Önce Kıbrıslı insanlarımızla kalplerde birliği tekrar sağlayalım. İki devletli çözümün tek çıkış yolu olduğunu unutmayalım. Madden ve manen gelişmiş bir KKTC için üzerimize düşeni yapalım ve yolumuza bakalım. Kıbrıs’sız Türkiye, Türkiye’siz Kıbrıs olmaz.

10.01.2017 / Milli Gazete

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ÖZEL HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Muslim Port | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0090 535 921 45 31 | Haber Yazılımı: CM Bilişim