• İstanbul25 °C
  • Mekke29 °C
  • Medine27 °C
  • Kudüs13 °C
  • Kahire18 °C

Mustafa Kaya / Milli Gazete

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mustafa Kaya / Milli Gazete

“Türkiye 2023 yılında mevcut olmayabilir”

13 Ağustos 2017 Pazar 11:38

Başlık rahmetli Durmuş Hocaoğlu’nun 2023 Dergisi’nin 15 Eylül 2009 tarihli 101. Sayısında verdiği uzunca bir mülakata ait. Sizin de benim gibi başlığı ilk okuduğunuzda yüreğinize hançer saplanmış hissine kapıldığınıza adım gibi eminim. Bu röportajı görene kadar Hocaoğlu’nu sadece duymuş ama herhangi bir eserini veya yazısını okumamıştım. Hele Beşir Ayvazoğlu’nun “Büyük kaybımız”, Erhan Afyoncu’nun “Türkiye beynini kaybetti”, Ahmet Kavas’ın da “İnşallah sevgili bir kul olan siz hocamızı Yüce Yaradanımıza uğurladık” yorumlarını okuyunca içimi bir eksiklik duygusunun kapladığını itiraf etmeliyim. Hocaoğlu ile her konuda aynı düşünmediğimi ama özgün bir düşünce insanı olduğunu bu röportaj vesilesiyle anladığımı da belirtmeliyim. 

Malumunuz şimdilerde “Yeni bir devlet kuruluyor” diyenler var. 2023’te, Lozan’ın Yüzüncü yılında Türkiye’nin bambaşka bir ülkeye dönüşeceği iddialarını dillendirenler var. İşte bu tartışmalar gündemdeyken, hem de 2009 yılı gibi Türkiye’nin bugün ile kıyaslandığında en azından algısal açıdan daha iyi olduğu bir dönemde, “Türkiye 2023 yılında mevcut olmayabilir” sözünü edebilen bir kişi her türlü ilgiyi sonuna kadar hak ediyor demektir. Şimdi yoruma girmeden Hocaoğlu neden böyle bir sonuca varmış onu anlamaya çalışalım.

28 Şubat sonrası “Bin yıl da sürse bu savaş devam edecek” diyene “Osmanlı’nın ömrü bile altı yüz yıl. Türkiye’nin önünde otuz yılı var mı diye hiç düşündü mü? “ diye soruyor.

İslâmcılık düşüncesinin laikliğe karşı olan muhalefetini bir husumete dönüştürdüğünü, bu durumun devletin ele geçirilmesi fikrini öne çıkardığını ve devamında devletin hükmî şahsiyetine karşı da bir husumet hâlini aldığını iddia ediyor. Bence bu ifadeleri 15 Temmuz’da yaşadığımız ihanetle birlikte bir daha düşünelim. Ayrıca laikliği din düşmanlığına çevirenler de, bu sonuçtan üzerlerine düşeni almalı değil mi?

Diğer taraftan İslamcılık düşüncesinin önceleri vakur bir şekilde karşısına dikildiği Batı ile anlaşılmaz bir şekilde “uyum” sağlamaya çalıştığını ve “Avrupa Birliği İşbirlikçiliği” yapmakta bir beis görmediğini ifade ediyor.

Kozmopolitanizm – Yeryüzü Vatandaşlığı düşüncesinin “belirli bir vatan” fikrini reddettiğini Türk insanının böyle bir hastalığa tutulduğunu ve bunun sonucunun yıkım olacağını söylüyor.

Cumhuriyet’in tasfiyesinin başlangıçta hissedilmeyeceğini, Türklerin hâlâ bir devletleri olduğunu düşüneceklerini, hatta “daha güçlü bir Türkiye” yaratıldığını sanacaklarını ancak yıkımın iş işten geçtikten sonra anlaşılacağını iddia ediyor. “Türkiye CoğrafyasınınGayritabiî” olduğunu, Birinci Dünya Harbi sonrası ancak Edirne ile Ardahan arasına sıkışmış bir alanı kurtarabildiğimizi ve “Türkiye’nin bu haliyle bıçak sırtında ayakta kalma mücadelesi” verdiğini belirtiyor.

Avrupa Birliği’ne “onurumuz ile girmek” gibi masallara kulak asmadan ve en sert bir şekilde karşısında olduğunu, bir devletin var olmasının, o devletin mahiyetinden önce geldiğini, aksi takdirde üzerinde konuşulacak bir şey kalmayacağını söylüyor.

Hükümranlığın “Açılım”da olduğu gibi yerel feodalliklerle ve kendi dışında da AB gibi “daha üst bir irade”lerle paylaşılması durumunda, böyle bir milletin sahici bir “millet” ve böyle bir devletin de sahici bir “devlet” olamayacağı yönünde kanaat ortaya koyuyor.

“Türk’e ve Türkiye’ye bişeycikler olmaz” diyenlere “Türk’e olan olmuş da gören yok; saniyen, bu topraklarda yaşamış, saltanat sürmüş diğer kavimlere ne olduysa Türk’e de o olur, Türk’ün herhangi bir imtiyazı yok ki ve oluyor da nitekim.” diye cevap veriyor.

“Bu coğrafya bütün büyük güçlerin son maçına çıktığı yerdir” diyor ve “Buradan dönerseniz küçülmeye başlarsınız, ine ine dibe iner ve kaybolursunuz…“ diye devam ediyor. “Burada bir düşersek, yüz yıl sonra bu topraklarda dilimizi konuşan insanlar kalmayabilir.” diye hepimizi derin düşüncelere salan ifadeler kullanıyor. Durmuş Hocaoğlu’nun bu sözlerinin üzerinden yaklaşık 8 yıl geçmiş. Söylediklerine katılanlar olabileceği gibi reddedenlerin olması da normaldir. Hatta kimi yorumlarının bazı gelişmelerle birlikte boşa düştüğünü iddia edenler de olabilir. Ancak bu süre zarfında yaşadığımız olağanüstü olayları düşündüğümüzde, ödediğimiz bedelleri hatırladığımızda, röportajda ifade edilen ilginç ve farklı değerlendirmeler üzerinde kafa yormamız gerektiği çok açık.

13.08.2017 / Milli Gazete

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ÖZEL HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Muslim Port | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0090 535 921 45 31 | Haber Yazılımı: CM Bilişim