• İstanbul12 °C
  • Mekke29 °C
  • Medine27 °C
  • Kudüs13 °C
  • Kahire18 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Suudi Saray Darbesi: Devam Filmi
10 Kasım 2017 Cuma 16:15

Suudi Saray Darbesi: Devam Filmi

Katar'a uygulanan ambargo sürecinin hemen ardından Suudi Arabistan kraliyetinde gerçekleşen veliaht değişimi Körfez statükosunu derinden etkileyecek. MEE şef editörü David Hearst, veliaht değişimini geniş bir perspektifle yorumluyor.

(22 Haziran'da okuyucularımızla paylaştığımız çeviriyi tekrar paylaşıyoruz)

31 yaşındaki veliahtı Suudi tahtına çıkarma mekanizması, dört perdelik bir Verdi operası.

Bir Suudi veliahdının kral olması için üç güç kaynağına ihtiyacı vardır. Önem sırasına göre bunlar; ABD, kraliyet ailesi ve her ne kadar bu üçüncüsü herhangi bir hesapta açık ara son sırada yer alsa da Suudi halkıdır. Bu, 14 Şubat 1945’te Franklin D. Roosvelt, Suudi Krallığının kurucusu Kral Abdülaziz ile Mısır’daki Büyük Acı Göl’ün suları üzerindeki bir ABD destroyerinde görüştüğünden bu yana böyle olageldi.

23 Ocak 2015’te Kral Abdullah öldüğünde ve baba bir kardeşi Selman tahta çıktığında, onun oğlu Muhammed bin Selman hiçbir şeye hakim değildi. Bir devlet bakanı ve babasının danışmanıydı ancak Washington’da bilinmiyordu ve sadece 29 yaşındaydı. Toy bir gençti…

Muhammed’i Suudi tahtına çıkaracak dört perdelik operanın ilk perdesi, o noktada başladı.  

İLK PERDE: ROYAL FLUSH

Kral Selman, Abdullah’ın maiyetinden geriye kalanları; müteveffa kralın en yakını, genel sekreteri ve Kraliyet Mahkemesinin denetçisi olan Khaled Tuwaijri’den başlayarak temizledi. Tuwaijri’nin yerine genç Muhammed geçmişti ki Muhammed aynı zamanda dünyanın en genç savunma bakanı oluyordu. Selman, kardeşi Prens Muqrin’i veliaht prens ve yeğeni Muhammed bin Nayef’i ikinci veliaht prens olarak belirledi.  

Tuwaijri’nin düşüşü, BAE’nin güçlü adamı Muhammed bin Zayed için kötü haberdi. Bu ikisi, Mısır’da Abdülfettah el Sisi’yi iktidara getiren askeri darbeyi finanse ve organize etmiş ve sonradan bu üçlü de de İran’ın değil Müslüman Kardeşlerin varoluşsal tehdit olduğuna dair ortak inanç etrafında birleşmişti. Bu iki ülke arasındaki pakt, birkaç ay sonra, Nisan 2015’te olanlar sebebiyle zarar gördü ki bu da ikinci perde olarak düşünülebilir:

İKİNCİ PERDE: OĞULUN YÜKSELİŞİ

Kral Selman, kardeşi Prens Muqrin’i veliaht konumundan ederek onun yerine yeğeni Bin Nayef’i getirdi ve favori çocuğu Muhammed’i de ikinci veliaht yaptı. Muhammed, büyük kuzeni Bin Nayef’in elini öperken fotoğraflanıyordu ancak o eli ısırmayı öğrenmesi sadece zaman meselesiydi…

Zemin, hâlihazırda veliaht prensin ayaklarının altından kaymış durumda çünkü Kral, veliaht prensin maiyetini ilga etti. Bu hamleye kadar kralın ve veliaht prensin birbirinden ayrı maiyetleri mevcuttu. Kendi maiyetinin ilgası, Bin Nayef’i elindeki yegâne güç kaynağı İçişleri Bakanlığı olacak şekilde bıraktı.

Bin Nayef’in, babasını maymuna benzeten Bin Zayed’e karşı kişisel kini vardı. Dahası, Bin Nayef’in Pentagon ve Washington ile olan ilişkileri iyiydi, hatta Washington’ın adamıydı. Kısa bir sürede işler, BAE ile rekabet halindeki bölgesel güçler olan ve Müslüman Kardeşleri destekleyen Türkiye ve Katar için iyiye gitmeye başladı.

Bin Zayed bu durumu sineye çekti ve uygun zamanı bekledi. Kraliyet maiyetine bir başka kapıdan, Muhammed’in açtığı kapıdan tekrar yakınlaşma yolu olduğunu fark etti. Bin Zayed, kendisinin ve Muhammed’in ortak bir düşmanı olduğunu hesapladı. Nayef’in veliaht prenslik sırasında pole pozisyonunda olması, kuzeni Muhammed’in yolunda yatan bir engeldi.

Muhammed’in, Savunma Bakanı olarak yaptığı ilk hamleler ise Washington’da pek iyi karşılanmamıştı. Ulusal Muhafızlardan sorumlu Bakan Prens Meteb yurtdışındayken Yemen’de Husilere karşı büyük bir askeri harekât başlattı. Genç savunma bakanı laubali ve başına buyruk olmakla ün saldı. Barack Obama’nın Savunma Bakanı Ash Carter kendisine ulaşmaya çalışırken ortadan kaybolup Maldivlere tatile gitti.  

O yılın Aralık ayında, Alman istihbarat ajansı BND, 29 yaşındaki Muhammed’i elinde çok fazla güç bulunan pervazsız bir kumarbaz olarak betimleyen -pek alışıldık olmayan bir içtenlikte- 1,5 sayfalık bir not yayımladı.

Bin Zayed hızla harekete geçti. Hesabına milyonlarca dolar akıttığı güçlü bir Suudi medya imparatorunu aracı olarak ayarladı. Bin Zayed, kendi tecrübesinden yola çıkarak, Muhammed’e hızlı harekete geçmeyi tavsiye etti.

Middle East Eye’ın o zamanlarda haberleştirdiği gibi, Bin Zayed, Muhammed’e İsrail ile yakınlaşmak için Kraliyet’te Vahhabizm’in iktidarını sonlandırması gerektiğini ifade etti. Washington ile bizzat iletişim kanalı açacağına söz verdi fakat önce Muhammed’in kendi başına bir aktör olarak bilinmesi gerektiğini söyledi. 

Muhammed de ülkenin bu zamana dek gördüğü en büyük özelleştirme programını başlattı. Genç prensi Batı kamuoyuna satabilecek ve Batı’nın anlayabileceği bir dilin kullanıldığı bir PR kampanyası organize edildi. Muhammed dört başı mamur bir kampanya ile sabırsız bir reformcu olarak resmedildi. The Economist’e verdiği ilk röportajının ardından hararetli yorumlar ortaya döküldü. New York Times’ın sazanı Thomas Friedman oltaya geldi:

“Muhammed bin Selman ile ofisinde bir akşam geçirdim ve beni bitkin düşürdü. Büyük bir enerji patlamasıyla planlarını detaylıca anlattı. Asıl projeleri, her bakanlığın hedeflerini aylık performans değerlendirme göstergeleriyle gösterip onları denetlenebilir kılabilecek online bir hükümet tablosunda yer alıyor. Tüm ülkenin hükümetin performansına uyum sağlaması gerektiği fikrini taşıyor Bakanlar da size şunu söylüyor: Muhammed göreve geldiğinden beri, iki yılda alınacak büyük kararlar iki haftada alındı.” yazıyordu Friedman, kaleme aldığı azizler kitabesinde. 

Muhammed, bir modernleştiricinin yolundan yürüyordu. Öte yandan da bir risk alıcının. Aldığı en büyük risk, 2030 Vizyonu’nu başlattığında kamunun petrol şirketi Aramco’nun yüzde 5 hissesini özelleştirme ya da dini polisin yetkisi azaltma taahhüdünde bulunması değildi fakat kamu çalışanlarının yüzde 20 ila 30’una denk gelen ulusal geliri iptal etmesiydi. Bu grubun iş gücünün üçte ikisini oluşturduğu düşünülürse, memnuniyetsizliğe dair homurdanma yayıldı ve bu kısık sesli de değildi.

Aynı zamanda, Bin Zayed, Washington ile sıcak bağlar kurmak için hummalı bir çalışma içerisindeydi. BAE ve Trump arasında birçok iş ilişkisi zaten kurulmuştu. Onlardan emlak milyarderi olan bir tanesi, Trump ile Dubai yakınlarında Akoya isimli bir golf sahasının yapımında ortak olmuş olan Hüseyin Sajwani’ydi.

Sajwani, Forbes’e “Trump ile organizasyon düzeyinde anlaşma yaptık, golf sahalarını nasıl işletileceğini biliyorlardı. Politika ile alakamız yok.” diye konuştu. Sajwani, ortağı ABD Başkanı olduğunda da her zamanki gibi bunun bir iş olduğunu düşündü. Trump ise Ocak ayında, Dubaili arkadaşından 2 milyarlık anlaşmayı geri çevirdiğini söyledi: “Bunu geri çevirmek zorunda değildim, çünkü bildiğiniz gibi, başkan olduğum için çelişkili bir pozisyonum yok. Bu sahip olması güzel bir şey ama bir şeyin avantajından faydalanmak istemiyorum.” diye konuştu.

Trump göreve başlamadan bir ay önce Bin Zayed gizlice New York’a uçtu. Mevcut ABD Başkanı Barack Obama’yı bilgilendirmeyerek protokolü bozdu ki Obama’nın ekibi Bin Zayed’in ismini ancak uçuş listesinde görünce fark etti. Washington Post’a göre, Bin Zayed, Trump’ın yakın danışman çevresinden Michael Flynn, Jared Kushner ve Stephen Bannon ile görüştü.

Bin Zayed’in birincil amacı, Trump ailesine hizmetlerini sunmaktı. Bin Zayed’in BAE’nin ulusal güvenlik danışmanı olan ağabeyi, Seyşeller’de Blackwater’ın kurucusu Erik Prince ve Vladimir Putin’e yakın bir Rus ile bir toplantı ayarladı. Washington Post’un iddiasına göre toplantının ana fikri, Moskova ile daha sonradan başkan seçilen Donald Trump ile bir gizli iletişim kanalı kurulmasıydı.

Fakat bu toplantı aynı zamanda Bin Zayed’i Trump nezdinde Körfez’deki işleri ayarlayan kişi kıldı. Trump nihayet Muhammed bin Selman ile Mart’ta Beyaz Saray’da buluştuğunda, bu buluşma bir “dönüm noktası” olarak tanımlandı. Trump, Obama’nın İran ile barış gözeterek çarçur ettiği Suudi Krallığı ile ilişkileri yeniden tesis ettiğini gösterme şansını kullandı. Ancak Muhammed'le görüşmeye dair varsayımlar, müzakerelerin kendisinden daha çok şey anlatıyordu: Trump, gelecekteki kralla konuşuyordu.

ABD Savunma Bakanı James Mattis geçen hafta Riyad’a iade-i ziyarette bulunduğunda Kral Selman’la ve Muhammed’le görüştü. Washington’un Krallık’taki eski başvuru mercii Bin Nayef resmin dışındaydı.

ÜÇÜNCÜ PERDE: AYRILIK HÜKÜMLERİ

Şimdi üçüncü perdeye geliyoruz. Cumartesi günü, Kral Selman 40 hüküm yayımladı. Aralarında en önemli olanı, 2020 Vizyonu’nun darbe vurduğu memurlar ve askeri personele tekrar ödenek sağlanmasına müsaade ederek Muhammed’in popülaritesini yeniden tamir etmesiydi. İlk etapta bu ödenekleri kesmek onun fikri olsa da tuhaf bir şekilde bu kredi Muhammed’e verildi. Bu, kuzeni Bin Nayef’in rolünü hepten azaltıyordu.

Diğer hükümlere baktığımızda, Muhammed’in genç kardeşi Khaled, ABD Büyükelçisi oldu. Khaled’in uluslararası diplomasiye dair tüm tecrübesi, bir savaş pilotu olarak F-16 sürmüş olmasıydı. İlginç bir biçimde aynı hüküm paketinde bir bakan, oğlunu işe aldığı için kovuluyordu. Fakat bu kural Suudların sarayına uygulanmıyor.

Muhammed’in bir diğer ağabeyi Prens Abdülaziz bin Selman, Enerji Bakanı yapıldı. Muhammed’e yakın bir diğer aile üyesi olan yeğeni Prens Ahmed bin Fahd bin Selman da petrol zengini doğu bölgesinin vali yardımcılığına getirildi. O bölgenin valisi, Muhammed bin Nayef’in ağabeyi olan Saud bin Nayef. Böylece yeni vali yardımcısının gelişi, veliaht prensin ensesine sıkıca yapışmanın bir başka yolunu teşkil ediyor.

Kraliyet ailesinin başkaca düzinelerce üyesi, Muhammed’in kontrolü altında, önemli koltuklara yerleştiler. Yani Washington’a rüşvet verildi, aile atın alındı ve halk mutlu edildi. Ancak Bin Nayef hâlâ Muhammed’in yolunda duruyordu.

Sonraki hükümler ordu ve iç güvenlik hakkındaydı. Meslekten bir profesyonel olan ordu komutanı, Korgeneral Eid al-Shalwi’nin yerine Prens Fahad bin Türki getirildi ki tesadüf odur, Bin Zayed’i Yemen’deki savaş hakkında bilgilendirmek için daha yeni Abu Dabi’ye gitmişti.

Bin Nayef’e ölümcül darbe vuran hükmün ise Yemen ile hiçbir alakası yoktu. Bu hüküm, Kraliyet maiyetinin rehberliği altında Ulusal Güvenlik Merkezi oluşturulmasıydı. Bu organizasyon, kuzen Bin Nayef’in kontrolündeki İçişleri Bakanlığına doğrudan rakip olacaktı. Yeni yapının Kraliyet maiyetine doğrudan bildirim yapıyor oluşu önemli çünkü Muhammed orayı da kontrol ediyor. 

Muhammed, genel sekreterlik görevinden ayrılıp ikinci veliaht prens olurken içeride kendisi adına kontrolü sağlayabilecek bir müttefik bırakarak işini sağlama almıştı. O adam, Tuwaijri 2.0 olarak nam salan Saud Al-Qahtani idi.

Al-Wi’am Gazetesi’nin kurucusu Suudi yazar Turki al-Ruqi, Al-Qahtani’yi bir internet trollü olarak davranıp muhaliflerini korkutmak için seçtiği hedeflere karşı sosyal medya kampanyaları yürütmekle suçladı. Al-Ruqi, Al-Qahtani’nin, siteleri hedef alacak ve birçoğunun itibarına zarar verecek bir hacker ordusunu yönettiğini iddia etti. Ayrıca, “Bu adam sınırı çok aştı. Ülkenin birçok genç adamı onun kurbanı oldu. Karar alıcılar ve bu ülkenin vatandaşları arasındaki ilişkilerde gerilim yaratarak provokasyon yaptı.. Bakanlarca ve devlet adamlarınca dayanılması gereken dokunulmazlığın altını oydu.” diye iddialarını sürdürdü.

Müesses nizam içerisinden olup ülkenin önde gelen analistlerinden olan Jamal Khashoggi gibi birçok öne çıkan Suudi sesin susturulduğu kesinlikle doğru.

DÖRDÜNCÜ PERDE: TAHTI DEVİRMEK

Dördüncü perde? Hâlâ Veliaht Prens Bin Nayef’in akıbetinin ne olacağını göreceğiz. Trump yönetimi onu umursamıyor. Önemli toplantılara katılımının önüne set çekilmiş durumda ve kuzeni şu an tüm güce sahip. 

Peki, maç sayısı geldi mi?

Öyle gözüküyor. Eski karşı devrimci eksen, yeni bir yüz olan Muhammed’in katılmasıyla yenilendi. Onunla beraber iki eski yüz de var: Bin Zayed ve geçen haftasonu, daha önceki küçük bir münakaşadan sonra ilişkileri düzeltip el öpmek için Riyad’da beliren Mısır Cumhurbaşkanı Sisi. Trump’ın yeni yönetimi, İsrail’in de onayı ve memnuniyetiyle, açıkça her birinin arkasında duruyor.

Her şey Kral Abdullah zamanındaki hâline döndü. Kral Selman, Trump ile konuşurken, Bin Ladin’in daha önce Müslüman Kardeşler üyesi olduğunu belirtmeye özellikle dikkat etti.

Fakat bir küçük fark mevcut.

Atlantik’ten Körfez’e kadar Arap halkları değişti. Kanları aktı; evlerini, ailelerini, işlerini ve özgürlüklerini kaybettiler. Binlercesi Akdeniz’de boğuldu ve milyonlarcası yerlerinden edildi. Mutlak ayrıcalığa ve mutlak servete sahip mutlak iktidarlardan artık dehşete düşmüyorlar. Ve temel insan hakları için mücadele etmeye hazırlar.

Tüm entrikalarıyla ve Abdullah’ın Selman’a, daha sonra da Muhammed’e intikal etmesiyle, Suudilerin sarayında ise hiçbir şey değişmedi. Güce erişim aile ağacına bağlı. Erkek kardeş mi yoksa baba bir kardeş mi olduğun fark yaratıyor.

Bakanlıklar birer eşyaymış gibi hâlâ babadan oğula geçiyor. Profesyonellerin yerine hâlâ atanmışlar konuyor. Aile, bir adamın eline çok büyük bir güç veriyor. O da Yemen’de ve Suriye’de muazzam yanlışlar yapıyor. Ve burası, hayal edilemez servetiyle, hâlâ kâğıttan taht (house of cards). 

David Hearst

Middle East Eye

Çeviri: Haberiyat.com

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÖZEL HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Muslim Port | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0090 535 921 45 31 | Haber Yazılımı: CM Bilişim