• İstanbul11 °C
  • Mekke29 °C
  • Medine27 °C
  • Kudüs13 °C
  • Kahire18 °C

Mehmet Seyfettin Erol

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Seyfettin Erol

İran İstisnailiği…

04 Ocak 2018 Perşembe 09:52

İran’ın kaleyi koruma adına ülkesi dışında inşa ettiği kalecikler, garnizonlar ve burada izlediği politika farklı sonuçlara yol açmış durumda. İran, kendi içini ihmal etmenin acı gerçeği ile yüzleşmeye başlamış bulunuyor ve fatura tahmin edilenin ötesinde ağır olacağa benziyor. Daha da ötesi, bunun sonuçları sadece İran ile de sınırlı kalacak gibi değil!

Evet, İran’daki olaylar, önü alınamadığı takdirde önümüzdeki yılların yeni bölgesel-uluslararası krizi olmaya aday. İran merkezli başlayan bu gelişmelerin İran’ın nüfuz alanlarına (Irak, Suriye, Lübnan, Afganistan ve Yemen gibi) sirayet etmesiyle birlikte; başta Türkiye olmak üzere, yakın çevresi ağırlıklı birçok ülkenin bundan olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz olacak. Buna elbette Rusya, Çin gibi güçler de dâhil.

Ne de olsa hemen yanı başımızda ve biraz ötelerde halen derinden etkilenmeye devam ettiğimiz bunun birden fazla örneği var ve bunların adını zikretmeye gerek bile yok. Zira içimizde kanamaya devam eden yaralar bunlar.

Mevcut krizi anlayabilmek, bundan sonraki sürecin geleceğiyle ilgili daha sağlıklı öngörülerde bulunmamızı sağlayacaktır elbette. Burada işimizi zorlaştıran husus ise, İran gibi bir ülkeyi ele alıyor olmamızdan kaynaklanıyor.

Dolayısıyla mevcut şablon, kıt bilgi (ya da algı-meşruiyet zemini oluşturma hedefli dezenformasyona dayalı analizler) ve ezberlerle bu krizi, İran’ı anlayabilmek ya da anlatabilmek mümkün değil. O yüzden meseleye daha dikkatli yaklaşmak gerekiyor, çünkü bu sorunun boyutu belki de en fazla bizi yakından ilgilendiriyor.

Krizin uluslararası sistemde depreme yol açmasının altında yatan en büyük neden ise mevcut ittifakları-dengeleri etkileme kapasitesi. İran’ın oyundan çekildiği ya da yeni/farklı bir İran’ın inşa edilip sahaya sürüldüğü bir ortamda çok farklı bir dünyayı konuşuyor olacağız. Burada “hangi İran”, “kimin İran’ı”, “nasıl bir İran” sorularının üst üste sıralanabileceği yeni bir süreçten bahsediyoruz. Mücadelenin temelinde de zaten bu husus yatıyor!

İran’ın bölgesel-uluslararası siyasetteki “istisnai durumu” ve bu kapsamda oynadığı rol, bu endişeyi haliyle haklı kılıyor. İran bu krizden kurtulsa bile, bundan sonra izleyeceği politikanın kendisi başlı başına merak konusu olacak. Bırakın sonrasını, şimdi bile olaylara nasıl bir tepki vereceği belirsizliğini korumaya devam ediyor.

Acem siyaseti, dış politikada olduğu kadar, iç politikada da muammalar üzerine inşa edilmiş bir maharete sahip. Bundan dolayı “kuşku” ve “temkinliliğin” iç içe olduğu bir durumla karşı karşıyayız. İran’ın gücü de zaten buradan kaynaklanıyor.

İran istisnailiğinin temelinde yatan jeopolitik-stratejik faktörler; özellikle de Türk-İslam coğrafyası, Şiilik boyutu, ülkedeki etnik yapı ağırlıklı heterojen yapıdaki dengesizlik-sıkıntılar ve “İran yayılmacılığı” haklı korkulara/endişelere fazlasıyla zemin hazırlıyor.

İran’ın bu bağlamda tarihi geçmişi, coğrafi konumu, demografik yapısı yakın çevresinden başlamak üzere, çok daha geniş bir coğrafyayı etkileme kapasitesine sahip. Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse, bu alan büyük ölçüde Selçuklu coğrafyası ile özdeş ve burada İran’ın sahip olduğu etnik yapı Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Irak, Afganistan ve Pakistan’ı bu sorunun birer parçası yapabilir. Hatta Rusya’nın sahip olduğu dini-etnik yapı da göz önünde bulundurulduğunda karşımıza koskoca bir “kaos coğrafyasının” çıktığını rahatlıkla görebiliriz.

Hedef de zaten bu! Bundan dolayı buradaki krizin gerek gelişimi gerekse de yol açacağı sonuçlar Afganistan, Irak ve Suriye’den daha ağır bir şekilde kendisini gösterebilir. Dolayısıyla İran’daki krizin sonuçları tüm dünyayı İran merkezli çok daha büyük bir sorun ile yüzleşmeye iteceğe benziyor.

Bu bağlamda İran’daki mevcut gelişmeler, ABD açısından 1979 sonrası önemli bir rövanş ve rejimle hesaplaşma fırsatı olarak karşımıza çıkıyor. ABD ve müttefikleri burada sadece İran ile değil, projelerinin önündeki en büyük engel olan Avrasyacı güçler ile de bir çatışmayı göze almış durumda.

Zira mesele Batı-Doğu arasında bir “güç bekası” haline dönüşmüş durumda. Ya Batı’nın çöküşüne bir dur denilecek ya da “Yükselen Doğu” karşısında Batı kaybedecek, bu olmasa bile daha dengeli bir işbirliğine razı edilecek. Batı böylesi bir yenilgiye ya da paylaşıma/işbirliğine hazır değil ve bunu kolay kolay kabullenmesi de mümkün görünmüyor.

İran’da olayların çok hızlı bir şekilde yayılması, organizasyon kabiliyeti, seçilen hedefler, kullanılan söylemler de bu tespiti destekliyor. ABD merkezli Batı anlaşılan o ki uzunca bir süredir İran üzerinden Avrasya güçleri merkezli Doğu ile hesaplaşmaya hazırlık yapmış. Bu da Türkiye’nin istisnai durumunu bir kez daha karşımıza çıkartıyor…

 

04.01.2017 / Milli Gazete

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ÖZEL HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Muslim Port | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0090 535 921 45 31 | Haber Yazılımı: CM Bilişim