Türkiye

İHH'dan Doğu Türkistan Raporu: Asimilasyon ve Soykırım Politikalarına Devam Ediliyor

05 Temmuz 2020 06:09

İHH tarafından "Doğu Türkistan'da Toplama Kampları: Adım Adım Soykırım" raporu kamuoyu ile paylaşıldı. "Çin, tüm uluslarası hukuk kurallarına aykırı bir şekilde asimilasyon ve soykırım politikalarına devam ediyor" ifadesine yer verildi.

İHH İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından "Doğu Türkistan'da Toplama Kampları: Adım Adım Soykırım" raporu hazırlandı. "Çin, tüm uluslarası hukuk kurallarına aykırı bir şekilde asimilasyon ve soykırım politikalarına devam ediyor. Evrensel İnsan Hakları Bildirisi'nin maddelerine aykırı davranıyor" ifadesine yer verilen 136 sayfalık rapor, çeşitli STK’ların katılımıyla yapılan basın toplantısıyla 5 Temmuz Urumçi Katliamı'nın yıl dönümü öncesinde kamuoyu ile paylaşıldı.

"Çin 2700 yıl öncesine dayanan bir asimilasyon politikası uyguluyor"

Raporu hazırlayan ve sunan İHH Mütevelli Heyeti Üyesi Murat Yılmaz, birçok ülkenin, Çin'in ekonomik ve siyasi baskısı yüzünden Doğu Türkistan'da yaşananlara tepkisiz kaldığını ifade ederek, "Tepkileri artırmak ve yaşanan zulmü tüm dünyanın görmesi için uğraşıyoruz. Çin 2700 yıl öncesine giden 'Li' öğretisinin devamı niteliğinde bir asimilasyon politikası uyguluyor. Farklı hiçbir kültüre yaşama alanı tanımıyor. 'Büyük Çin Milleti' ideolojisinin hedefi bugün Çin Komünist Partisi döneminde de aynen devam ettirilmektedir." dedi.

"Asimilasyonun önemli gerekçesi doğal kaynaklar"

Yılmaz, Çin'in Doğu Türkistan'daki Müslümanlar üzerinde uygulamaya çalıştığı asimilasyon politikalarının önemli gerekçelerinden birinin de "doğal kaynaklar" olduğunu belirterek şunları söyledi:

"Çin’in maden çeşitliliğinin yüzde 78’ini oluşturan 138 farklı maden türü tespit edilmiştir. Aktif olarak işletilen madenler ise Çin’deki tüm madenlerin yüzde 85’ine denk geliyor. Doğu Türkistan'daki dört büyük petrol havzasından yılda toplam 27 milyon 880 bin ton ham petrol Çin’in iç bölgelerine taşınıyor. Bölgede toplam 60 milyar ton petrol rezervi bulunuyor ve bu petrolle yıllık 30 milyar metreküp doğalgaz Çin'in farklı bölgelerine taşınıyor."

1200 toplama kampında 3 milyon kişi tutuluyor

Çin'in sözde "Mesleki Eğitim ve Öğretim Merkezi" ismiyle son yıllarda toplama kampı sayısını artırdığına dikkati çeken Yılmaz, "Kamplar, Sovyet Gulaglarını hatırlatıyor. Kamplarda her türlü fiziksel, psikolojik işkence yöntemi uygulanıyor. Keyfi güç kullanımı, özgürlüğün sistematik olarak kaldırılması, kültür ve inançların tahkiri, ideolojik baskılama, taciz ve işkence gibi tüm metotlar kullanılıyor. Bölgedeki 1200 civarı kampta 3 milyon kişinin olabileceği tahmin ediliyor. Çin'in gizlilik ve kapalılık politikaları yüzünden maalesef net bilgilere ulaşmak çok güç." şeklinde konuştu.

Kamplarla ilgili görseller paylaşan Yılmaz, buradaki gündelik yaşama ilişkin, şunları ifade etti:

"Erken saatte kalkılıyor ve 'Ben Çinliyim ve Çinli olmaktan gurur duyuyorum. Yaşasın Çin Komünist Partisi' gibi sloganları atılıyor. Sabah kahvaltısıyla aynı öğle yemeği veriliyor. Suçunu itiraf etmek oturumu yapılıyor. Akşam saatlerinde kollar yukarıda, yüz duvara dönük 'hataları itiraf etme' seansı yapılıyor. Yatarken ise sağ taraf üzerine uyumak zorunluluğu var. Bu arada birçok fiziksel ve psikolojik işkence de yapılıyor."

"İnsan hakları kuruluşlarının Doğu Türkistan'a girişleri yasaklandı"

Yılmaz, Çin'e yönelik uluslararası tepkilerin yetersiz olduğunu dile getirerek, "Çin, insan hakları kuruluşlarının Doğu Türkistan'a girişlerini yasakladı. Göstermelik programlarla önceden hazırlanan merkezlere gidilebiliyor sadece. Birleşmiş Milletler'de 1115 görevli ile Çin, en çok istihdam edilen ülke ve Genel Kurul'daki veto yetkisi Çin'i her zaman güçlü kılıyor. Çin'e 8 Temmuz 2019'da 22 ülke tepki mektubu gönderdi. Bu ülkelerin içinde hiçbir Müslüman ülke maalesef yok. Tam tersi Çin'i destekleyen mektup gönderen 37 ülkenin arasında ise birçok Müslüman ülke var." değerlendirmesinde bulundu.

"Çin, Doğu Türkistan'da adım adım soykırım işliyor"

İslam İşbirliği Teşkilatı'nın da Çin'e tepki konusunda pasif bir tutumda olduğunu belirten Murat Yılmaz, Çin'in bölgede işlediği hak ihlallerine ilişkin şu bilgileri paylaştı:

"Çin tüm uluslarası hukuk kurallarına aykırı bir şekilde asimilasyon ve soykırım politikalarına devam ediyor. Evrensel İnsan Hakları Bildirisi'nin maddelerine aykırı davranıyor. Yine BM tarafından kabul edilen Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nin maddeleri arasında yer alan tüm soykırım fiilerini işliyor. Doğu Türkistan'da adım adım soykırım işliyor. Uygur ve Müslüman kimliğinin yok edilmesi için tüm baskı yöntemlerini kullanıyor. Camileri yıkıyor, kültürel faaliyetleri yasaklıyor. İnsanlar dillerini konuşamıyor, ibadetlerini yapamıyor. Tüm bunlar hem şahitliklerle hem görüntülerle ortaya konduğu halde Çin'e yeterince tepki olmadığını görüyoruz. "

İHH'nın raporunda toplama kamplarıyla ilgili şu ifadeler yer aldı:

"2017 Nisan'ından itibaren Doğu Türkistan genelinde yoğun bir şekilde kurulmaya başlayan ve sayılarının bin iki yüzü geçtiği belirtilen toplama kampları ve bu kamplarda tutulduğu tahmin edilen 3 milyon insan ve en az bir o kadar da acı hikaye var. Bunların hepsini bir kitapta toplayabilmiş olsaydık bu, şüphesiz dünya tarihinin en dokunaklı kitaplarından biri olurdu.

Evlerinden, çocuk ve eşlerinden, anne-babalarından, akraba ve arkadaşlarından, işlerinden, okullarından hasılı en sevdiklerinden kopartılan ve dört duvar arasına sıkıştırılan, dünyanın en ağır işkence ve mahrumiyetlerini yaşayan 3 milyon Doğu Türkistanlı...

Dayak yiyen, tecavüze ve cinsel şiddete uğrayan.

Aç, susuz ve uykusuz bırakılan.

Çöl ortasındaki kamplarda yazın sıcağında, bazen de kışın soğuğunda çırılçıplak halde bekletilen.

İnanç ve değerlerini inkara zorlanan, domuz eti yedirilip içki içirilen, psikolojik ve moral değerleri yerle bir edilen.

Umutları, yarınları ellerinden alınan.

Geride bıraktığı aile ve yakınlarıyla bağları kopartılan.

Çocukları kreş ve yatılı okullara kapatıldığı için aklı hep onlarda kalan.

İnanmadıkları Çin Komünist Partisi (ÇKP) ideolojisinin söylevlerini, marş ve şiirlerini ezberlemek zorunda bırakılan, bir dinmişçesine partinin liderlerine tazime zorlanan.

Kısacası, sırf insan olması hasebiyle doğal olarak sahip olduğu tüm hakları gasp edilen ve bütün bu muamelelere hiçbir suçu olmadan ve çoğunlukla da hiçbir mahkemede yargılanmadan maruz kalan, dahası bu işkencehanelerden ne zaman çıkacağını dahi bilmeyen yüz binlerce insan."

İHH İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından "Doğu Türkistan'da Toplama Kampları: Adım Adım Soykırım" raporu hazırlandı. "Çin, tüm uluslarası hukuk kurallarına aykırı bir şekilde asimilasyon ve soykırım politikalarına devam ediyor. Evrensel İnsan Hakları Bildirisi'nin maddelerine aykırı davranıyor" ifadesine yer verilen 136 sayfalık rapor, çeşitli STK’ların katılımıyla yapılan basın toplantısıyla 5 Temmuz Urumçi Katliamı'nın yıl dönümü öncesinde kamuoyu ile paylaşıldı.

"Çin 2700 yıl öncesine dayanan bir asimilasyon politikası uyguluyor"

Raporu hazırlayan ve sunan İHH Mütevelli Heyeti Üyesi Murat Yılmaz, birçok ülkenin, Çin'in ekonomik ve siyasi baskısı yüzünden Doğu Türkistan'da yaşananlara tepkisiz kaldığını ifade ederek, "Tepkileri artırmak ve yaşanan zulmü tüm dünyanın görmesi için uğraşıyoruz. Çin 2700 yıl öncesine giden 'Li' öğretisinin devamı niteliğinde bir asimilasyon politikası uyguluyor. Farklı hiçbir kültüre yaşama alanı tanımıyor. 'Büyük Çin Milleti' ideolojisinin hedefi bugün Çin Komünist Partisi döneminde de aynen devam ettirilmektedir." dedi.

"Asimilasyonun önemli gerekçesi doğal kaynaklar"

Yılmaz, Çin'in Doğu Türkistan'daki Müslümanlar üzerinde uygulamaya çalıştığı asimilasyon politikalarının önemli gerekçelerinden birinin de "doğal kaynaklar" olduğunu belirterek şunları söyledi:

"Çin’in maden çeşitliliğinin yüzde 78’ini oluşturan 138 farklı maden türü tespit edilmiştir. Aktif olarak işletilen madenler ise Çin’deki tüm madenlerin yüzde 85’ine denk geliyor. Doğu Türkistan'daki dört büyük petrol havzasından yılda toplam 27 milyon 880 bin ton ham petrol Çin’in iç bölgelerine taşınıyor. Bölgede toplam 60 milyar ton petrol rezervi bulunuyor ve bu petrolle yıllık 30 milyar metreküp doğalgaz Çin'in farklı bölgelerine taşınıyor."

1200 toplama kampında 3 milyon kişi tutuluyor

Çin'in sözde "Mesleki Eğitim ve Öğretim Merkezi" ismiyle son yıllarda toplama kampı sayısını artırdığına dikkati çeken Yılmaz, "Kamplar, Sovyet Gulaglarını hatırlatıyor. Kamplarda her türlü fiziksel, psikolojik işkence yöntemi uygulanıyor. Keyfi güç kullanımı, özgürlüğün sistematik olarak kaldırılması, kültür ve inançların tahkiri, ideolojik baskılama, taciz ve işkence gibi tüm metotlar kullanılıyor. Bölgedeki 1200 civarı kampta 3 milyon kişinin olabileceği tahmin ediliyor. Çin'in gizlilik ve kapalılık politikaları yüzünden maalesef net bilgilere ulaşmak çok güç." şeklinde konuştu.

Kamplarla ilgili görseller paylaşan Yılmaz, buradaki gündelik yaşama ilişkin, şunları ifade etti:

"Erken saatte kalkılıyor ve 'Ben Çinliyim ve Çinli olmaktan gurur duyuyorum. Yaşasın Çin Komünist Partisi' gibi sloganları atılıyor. Sabah kahvaltısıyla aynı öğle yemeği veriliyor. Suçunu itiraf etmek oturumu yapılıyor. Akşam saatlerinde kollar yukarıda, yüz duvara dönük 'hataları itiraf etme' seansı yapılıyor. Yatarken ise sağ taraf üzerine uyumak zorunluluğu var. Bu arada birçok fiziksel ve psikolojik işkence de yapılıyor."

"İnsan hakları kuruluşlarının Doğu Türkistan'a girişleri yasaklandı"

Yılmaz, Çin'e yönelik uluslararası tepkilerin yetersiz olduğunu dile getirerek, "Çin, insan hakları kuruluşlarının Doğu Türkistan'a girişlerini yasakladı. Göstermelik programlarla önceden hazırlanan merkezlere gidilebiliyor sadece. Birleşmiş Milletler'de 1115 görevli ile Çin, en çok istihdam edilen ülke ve Genel Kurul'daki veto yetkisi Çin'i her zaman güçlü kılıyor. Çin'e 8 Temmuz 2019'da 22 ülke tepki mektubu gönderdi. Bu ülkelerin içinde hiçbir Müslüman ülke maalesef yok. Tam tersi Çin'i destekleyen mektup gönderen 37 ülkenin arasında ise birçok Müslüman ülke var." değerlendirmesinde bulundu.

"Çin, Doğu Türkistan'da adım adım soykırım işliyor"

İslam İşbirliği Teşkilatı'nın da Çin'e tepki konusunda pasif bir tutumda olduğunu belirten Murat Yılmaz, Çin'in bölgede işlediği hak ihlallerine ilişkin şu bilgileri paylaştı:

"Çin tüm uluslarası hukuk kurallarına aykırı bir şekilde asimilasyon ve soykırım politikalarına devam ediyor. Evrensel İnsan Hakları Bildirisi'nin maddelerine aykırı davranıyor. Yine BM tarafından kabul edilen Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nin maddeleri arasında yer alan tüm soykırım fiilerini işliyor. Doğu Türkistan'da adım adım soykırım işliyor. Uygur ve Müslüman kimliğinin yok edilmesi için tüm baskı yöntemlerini kullanıyor. Camileri yıkıyor, kültürel faaliyetleri yasaklıyor. İnsanlar dillerini konuşamıyor, ibadetlerini yapamıyor. Tüm bunlar hem şahitliklerle hem görüntülerle ortaya konduğu halde Çin'e yeterince tepki olmadığını görüyoruz. "

İHH'nın raporunda toplama kamplarıyla ilgili şu ifadeler yer aldı:

"2017 Nisan'ından itibaren Doğu Türkistan genelinde yoğun bir şekilde kurulmaya başlayan ve sayılarının bin iki yüzü geçtiği belirtilen toplama kampları ve bu kamplarda tutulduğu tahmin edilen 3 milyon insan ve en az bir o kadar da acı hikaye var. Bunların hepsini bir kitapta toplayabilmiş olsaydık bu, şüphesiz dünya tarihinin en dokunaklı kitaplarından biri olurdu.

Evlerinden, çocuk ve eşlerinden, anne-babalarından, akraba ve arkadaşlarından, işlerinden, okullarından hasılı en sevdiklerinden kopartılan ve dört duvar arasına sıkıştırılan, dünyanın en ağır işkence ve mahrumiyetlerini yaşayan 3 milyon Doğu Türkistanlı...

Dayak yiyen, tecavüze ve cinsel şiddete uğrayan.

Aç, susuz ve uykusuz bırakılan.

Çöl ortasındaki kamplarda yazın sıcağında, bazen de kışın soğuğunda çırılçıplak halde bekletilen.

İnanç ve değerlerini inkara zorlanan, domuz eti yedirilip içki içirilen, psikolojik ve moral değerleri yerle bir edilen.

Umutları, yarınları ellerinden alınan.

Geride bıraktığı aile ve yakınlarıyla bağları kopartılan.

Çocukları kreş ve yatılı okullara kapatıldığı için aklı hep onlarda kalan.

İnanmadıkları Çin Komünist Partisi (ÇKP) ideolojisinin söylevlerini, marş ve şiirlerini ezberlemek zorunda bırakılan, bir dinmişçesine partinin liderlerine tazime zorlanan.

Kısacası, sırf insan olması hasebiyle doğal olarak sahip olduğu tüm hakları gasp edilen ve bütün bu muamelelere hiçbir suçu olmadan ve çoğunlukla da hiçbir mahkemede yargılanmadan maruz kalan, dahası bu işkencehanelerden ne zaman çıkacağını dahi bilmeyen yüz binlerce insan."