MP Dosya Analiz

Etiyopya'da Çatışma, Kriz ve Türkiye'nin Hassas Rolü

27 Kasım 2021 18:22

Etiyopya... Müslüman nüfusunun çokluğu ve özellikle Müslüman ülkelerce kuşatılmışlığı nedeniyle ortaya çıkacak bir istikrar sorununun Müslümanların işine gelmesinden endişe edildiğinden Batı eliyle yapılandırılmış yönetim ve göreli istikrar geçmiş dönemlerden itibaren desteklenmektedir.

Muslim Port Analiz Merkezi | İsmail Mansur Özdemir

1.Etiyopya’nın Güncel Siyasi ve Sosyal Durumu

Etiyopya Doğu Afrika’nın bütünlüğü içerisinde ele alınması gereken Doğu Afrika’nın önemli ülkelerinden birisidir. Doğu Afrika’nın İslam ağırlıklı medeniyet dokusu içinde Hıristiyanlığın dikkat çekici varlığı ve özellikle iktidardaki gücü ile de stratejik bir siyasal anlam taşır. Müslüman okyanusunun Hıristiyan adası olarak algılanması nedeniyle Batılı Ülke ve kuruluşların da önemli bir operasyon merkezi olarak öne çıkmaktadır. Özellikle Afrika Birliğinin merkezinin bu ülkede bulunması, Uluslar arası kuruluşların ve yardım çalışmalarının bu ülkeden yapılması ve özellikle dini temelli misyon faaliyetleri içinde bölgenin tercih edilmesi ülkenin hassas durumunun önemli göstergeleridir.

Etnik ve dinsel açıdan çok çeşitlilik arz eden ülkede 9 etnik bölgeden bahsedilebilir. Her bölgenin kendi dili olmakla birlikte 80 dilin konuşulduğu ülke tam bir etnik ve kültürel atlas özelliği taşımaktadır. Bu çeşitliliğe rağmen göreceli bir istikrar ve güvenliğin Batılı güçlerin eliyle sağlandığı da söylenebilir. Müslüman nüfusunun çokluğu ve özellikle Müslüman ülkelerce kuşatılmışlığı nedeniyle ortaya çıkacak bir istikrar sorununun Müslümanların işine gelmesinden endişe edildiğinden Batı eliyle yapılandırılmış yönetim ve göreli istikrar geçmiş dönemlerden itibaren desteklenmektedir. Bu göreli istikrar hali bazı zamanlarda dar boğaza girdiğinden Batılı ülkelerin uluslararası kuruluşlar eliyle bölgede çok boyutlu çalışmalar yapmak zorunda kaldığı söylenebilir. Zira ülke içindeki istikrar kadar bölge bütünlüğünde ki Etiyopya gerçeği batı açısından ihmal edilebilecek durumda bulunmamaktadır.

Bölgedeki önemli sorun alanları bulunmaktadır. Etnik çeşitliliğin yanında katı sosyal sınıfsal farklılıklar nedeniyle sert toplumsal kopuşlar görülebilir. Orta sınıfın bulunmadığı ülkede ağır yoksulluk ve zenginlik iki kutuplu bir toplumsal yapı ortaya çıkartmıştır. Kalkınma sorunları yanında şehir ve kırsal yaşamı arasında önemli farklılıklar ve kalkınmanın belli bölgede yoğunlaşması ile sosyo ekonomik sorunlarda ortaya çıkmaktadır. Bölgesel kuraklığın sonuçları da ancak dış yardımlar eliyle tolere edilebilmektedir. Dış yardımlar BM başta olmak üzere UNDP,UNSCR,AFA,WFP vb. kuruluşlar ve programlar eliyle koordine edilmektedir. Bölgenin siyasi, politik dini denklemi ile uluslararası yardım arasında önemli bir illiyet olduğu söylenebilir.

2.Etiyopya’da Nüfus Manipülasyonu

Bölgede dini dağılım ve oransal olarak nüfus konusu sürekli olarak tartışma konusu yapılmaktadır. Müslümanların, Hıristiyanların ve Uluslararası kuruluşların bölge ile ilgili oranlamaları birbirine tutmamaktadır. Bu bilgi kaosu bölgede Hıristiyan nüfusunun istenen düzeyde olmaması nedeniyle özellikle yapıldığından Müslüman kuruluşların verdiği rakamlar gerçeğe daha yakındır. CIA’nin web sayfasında Müslümanların nüfusunun %60 olduğu yazılı iken Etiyopya hükümetinin ısrarı ile bu bilgi kaldırılmıştır. Bugün Müslümanların ülkedeki en temel varoluşsal çabaları ülke nüfusundaki gerçek değerin tanımlanmasıdır. Bu oransal netleşme ile siyasi ve kültürel temsil talebi arasında önemli bir ilişki olduğundan hükümet hiçbir şekilde Müslümanların bu ve benzeri olarak Müslümanlık kimliği üzerinden var olmalarına imkân bırakmamaktadır. Son dönemde Arap baharı başta olmak üzere Somali ve Sudan gergefinde ortaya çıkan hareketliliğin etkisi ile de ülkede bazı siyasi tedbirler alınmaya başlanmıştır.

3.Etiyopya’da Müslümanlara Yönelik Yakın Döneme Kadar Devam Eden Hak İhlalleri ve Yapısal Sorunlar

Etiyopya, Müslüman okyanusunun Hıristiyan adası olarak kalması amacıyla yoğun bir ulusal ve uluslararası mesainin ortaya konulduğu bir ülkedir. Ülkede bitip tükenmeyen yoksulluk problemi ve özellikle Müslümanların yaşadığı bölgelerdeki göreli yoksulluk nedeniyle sosyal mobilite sağlanamamakta siyasi elitler tamamen Hıristiyan azınlıklardan çıkmaktadır. Bölgede Hıristiyanlığın tipolojisine bakıldığında Batı Kiliselerinden bağımsız kadim ve kendine özgü karakter taşıyan bir mahiyette olduğu görülür. Dinler arası çatışmanın çok sert seyretmediği ülkede yönetim ağırlıklı olarak Hıristiyanlarda olmuştur. Din konusunda Ülke siyasetinin genel eğilimi siyasi aktörün pozisyonuna göre değişiklik gösterebilir. Ülkede yoğun bir protestanlaşma mesaisi küresel kuruluşlar eliyle ortaya konmaktadır. Bu durum geleneksel Etiyopya kilisesinin ve toplumu rahatsız etmekle birlikte imkân ve sınırlılıklar nedeniyle herhangi bir direnç ortaya koyulmamaktadır. Son dönemde geleneksel Etiyopya kilisesi ile Müslüman toplum arasında iki dini toplumun da yaşanmışlıkları üzerinden bir yakınlaşma olduğu söylenebilir.

Şehir ve yönetim Hıristiyanların elinde olmakla birlikte taşrada Müslümanlar daha yoğundur. Şehir hayatındaki hakim durum nedeniyle okur yazarlık ve eğitim durumu oranları Hıristiyanların lehinedir. Bu durum Müslümanların aleyhine olmak üzere fırsat eşitliği sorunu gibi önemli bir insan hakkı ihlali getirmektedir. Hıristiyanlar lehinde pozitif avantajların oluşması ile de zamanla Hıristiyan toplumla Müslümanlar arasında fırsat eşitliği açısından büyük bir fark oluşturmuştur. Şehir ve Yönetim kimde ise modern hayata ait kurumlar ve uluslararası fırsatlar da onun lehine gelişmektedir. Ülkede bu gayrı adil döngünün ortadan kalkmasına yönelik olarak Sudan, Mısır, Pakistan, Hindistan, Güney Afrika ve yeni dönemde Türkiye’ye yoğun bir Müslüman öğrenci akışı olmaktadır. Bu durumun on yıllık zamana yayılarak yaygınlaştırılması ve bölgede Müslümanların lehine bir okuryazarlığın ve yüksek öğretimin oluşturulması büyük fırsatlar oluşturabilecektir. Eğitim yoluyla sağlanan kültürel düzey ve Müslüman entellektüel sınıfın oluşmasıyla Müslüman toplumun kendini ifade ve temsil konusundaki kaynak ve fırsatları genişleyecektir.

Ülkede Müslümanların lehine oluşabilecek her türlü fırsat değerlidir. Müslümanlar oransal avantajlarını birde başka fırsat ve yeteneklerle buluştururlarsa Etiyopya’da Müslüman toplumunun kültürel, sosyal ve siyasi temsilinde önemli değişimler yaşanabilecektir.

4.Etiyopya’da İslam Toplumunun Küresel/Mahalli Bir Problemi Olarak AHBAŞ Sürecinde Yaşananlar

2012 sonrasında ülkedeki İslami din algısının dönüştürülmesine yönelik olarak hükümet eliyle gayri İslami eğilimleri olan Ahbaş hareketi ülkede Yüksek İslam Konseyinin başına getirilmiş ve dini hayat Ahbaş’lar eliyle fesada uğratılmaya çalışılmıştı. İslam’ın temel esaslarını sorgulayan ve adeta tevhit temelinden kopuk bir dindarlık özellikle dış güçler eliyle bölgeye yerleştirilmeye çalışılmıştır. Yapısal olarak diyalogculuk temelinde küresel projenin bölgesel bir yansımasıdır. Finans kaynağını İsrail’den alan yaklaşım geleneksel İslami anlayışı örseleyen bir mahiyettedir. Ehli Sünnet ulemasının ve makul dini grupların bu hareket ile ilgili yaklaşımları oldukça olumsuzdur. Etiyopya’dan başlayarak Afrika’ya yaygınlaştırılmak istenen Ahbaş hareketi Afrika İslam’ı için büyük bir tehdittir. Etiyopya da Müslüman toplum bu oluşuma hep birlikte itirazda bulundu. Bölgenin kadim dindarlık geleneği ile tezat oluşturan bu durum Etiyopya Müslümanları için ortak bir itiraz noktası olmuştur. Etnik olarak çeşitlilik gösteren Müslümanlar söz konusu olan İslam dini olduğunda ortak bir tutum oluşturabilmektedir. Ahbaş meselesi Etiyopya Müslümanları ve Etiyopya hükümeti açısından karşılıklı bir irade testine dönüştürülmüş ve buna bağlı olarak itiraz ve eylemler artarak devam etmiştir.

Nispeten son yıllara bakıldığında gerilim ortamında nisbeten rahatlama görülmüştür. Ahbaş meselesi Etiyopya Müslümanlarını çok yormuş bir meseledir. Etiyopya Müslümanları mazbut tabiatları ile agresif bir eğilim içine girmeme konusunda gayretli bir tutum ortaya koymuşturlar. Özellikle Somali bölgesindeki radikal yapıların bölgeye intikal etmemesi konusunda özen içinde hareket etmektedirler.

5.Etiyopya’da Uluslararası Yardımın Karakteri

Etiyopya Yoksulluk ve Kuraklıkla birlikte gelen hastalıklar başta olmak üzere pek çok sorunla uğraşmak zorunda kalan bir Afrika ülkesidir. Bu sorunların giderilmesine yönelik ulusal tedbirlerden ziyade dış yardımlara muhtaç bir görüntüdedir. Siyasi amaçlarının da göz ardı edilmediği uluslararası yardımların en önemli bölgesidir. Özellikle Afrika Birliğinin de bu bölgede olması ile göreli istikrarın dış yardımlarla sağlandığı söylenebilir. Bu yardımlar genellikle Hıristiyanların yaşadığı bölgelerde olmakta ve yatırım ağırlıklı programlar Etiyopya devletinin koordinesinde gerçekleşmektedir. World Food Program başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşlar bölgede çalışmaktadır. Bunun yanında bazı ülkelerin özellikle bölgede müdahil olduğu ve yardım dışı alanlara da girdikleri söylenebilir. Özellikle USA, İsrail, İngiltere, Çin, Almanya dikkat çekici ülkelerdir. Bu ülkelerin bölgesel misyon faaliyetler dışında siyasi, kültürel ve özellikle askeri faaliyetler içinde bu ülkede bulundukları söylenebilir. Özellikle AMİSON Afrika Birliğinin desteklenmesi çalışmaları kapsamında Etiyopya’nın bölgede üstlendiği rol fonlanmıştır. Büyük güçler Uluslararası yardım ve bölgesel yatırımlarda bir bütünlük içinde görülseler de bölgede rol alma konusunda gizli bir rekabetin olduğu da görülmektedir.

Misyonerlik çalışmalarının kurumsal merkezleri yanında en büyük bölgesel kiliselerde Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da bulunmaktadır. Bu kiliseler genellikle yerli nitelikte sayılabilecek kiliselerdir. Etiyopya yönetimi dine ve kiliseye müdahale etmeme yönünde bir eğilim içindedir. Geçmişte yaşanan önemli bir kriz büyük etki bırakmıştır. Geçmiş hükümetlerden biri, kilisenin en yüksek temsil makamı olan patriği görevden alarak kendi istediği bir atamayı yapmasıyla Hıristiyan toplumun öfkesinin muhatabı olmuştu.

Batılı kuruluşlar yanında Müslüman kuruluşlar açısından da Etiyopya önemli bir yardım evrenidir. Bu yardımlar teknik ve insani yardımlar ve dini temelli yardımlar olarak ele alınabilir. Müslüman ülkeler ve Müslüman kuruluşlar yoluyla özellikle IDP (İslamic Development Bank) eliyle yapılmış pek çok kurumsal çalışma da mevcuttur.

Etiyopya’da Nisan 2018 tarihli yeni hükümetin ardından gözle görülür nitelikte değişimler yaşanmıştır. Bu değişim tüm alanlarda ortaya çıktığı söylenebilir.

6.Abiy Ahmed Ali’nin Başbakanlığı ve Değişen Etiyopya

Etiyopya Başbakanı Hailemariam Desalegn, başbakanlık görevinden ve EPRDF liderliği görevinden istifa ettiğini açıklamasının ardından Etiyopya’da bir idari ve siyasi kriz ortaya çıkmıştı.

Farklı eyaletlerden dört partinin oluşturduğu iktidar koalisyonu Etiyopya Halkları Devrimci Demokratik Cephesince (EPRDF) gerçekleştirilen konsey toplantısında, koalisyonun başına Oromo Halklarının Demokratik Örgütü (OPDO) Başkanı Abiy Ahmed Ali’nin (42) geçmesi kararlaştırmıştı.

Cephe etnik çeşitliliğin olduğu Etiyopya’nın önemli dört siyasi etnik yapısından teşekkül ediyor. Oromo Halklarının Demokratik Örgütü (OPDO) , Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), Amhara Ulusal Demokratik Hareketi (ANDM), ve Güney Etiyopya Halkları Demokratik Hareketi’nden (SEPDM) meydana gelen Koalisyonun başına geçen Abiy Ahmed’in başbakanlığa geçmesi ile son 27 yıllık EPRDF yönetiminde ilk kez Oromolu bir isim başbakan oldu.

EPRDF’in başına geçen Abiy Ahmed Ali, ülkede yıllarca ordu içerisinde görev yaptıktan sonra yarbaylığa yükselmiş ve siyasete girerek Bilim ve Teknoloji Bakanı olarak görev yapmıştır. Ahmed, son olarak Oromiya Eyaleti Başkanı Lemma Megersa’nın yardımcılığını üslenmişti. Abiy Ahmed’in en dikkat çeken özelliklerinden biri de babasının Müslüman, annesinin ise Hristiyan olması oldu. Bu durum, karma dinsel bir yapıda olan Etiyopya’da farklılıkları buluşturacak bir fırsat olarak algılanmıştır.

6.1. Abiy Ahmed Ali’yi Başbakanlığa Hazırlayan Olumsuz Şartlar

Abiy Ahmed’in Başbakanlığını getiren süreç son dönemde Etiyopya’da tüm alanlarda istikrarın kaybolması olmuştur. Etnik federalizmin uygulandığı Etiyopya’da komünist Derg rejiminin 1991’de yıkılmasından bu yana iktidarda bulunan EPRDF, başbakanın istifası sonrası olağanüstü hal ilan etmişti. Etiyopya hükümetinin Oromiya eyaletindeki tarım arazilerini kamulaştırarak başkent Addis Ababa’nın sınırlarını genişletmeye çalışması sonucu Aralık 2015’te Oromiya’da başlayan gösteriler Amhara eyaletine de yayılmıştı. Protestolar sonrası çok sayıda muhalif isim, gazeteci ve aktivist tutuklanmıştır. Dini yaşam alanında da istikrarın bozulması pek çok olayı beraberinde getirmiştir. Müslümanlar Ahbaş olayı ve ona bağlı gelişmelerden etkilenirken, Hristiyanlarda geleneksel Etiyopya kilisesini örseleyen Protestanlaştırıcı iktidar eğilimlerinden çok fazla rahatsızlık duymaktadır. Bunun yanında ülkede sosyal politika uygulamalarında yaşanan sorunlar da Etiyopya istikrarını tamamen ortadan kaldırdı. En küçük azınlık gruplardan biri olan Tigray hakimiyeti de ülkede büyük siyasi tartışmalara sebebiyet oluşturdu.

6.2.Abiy Ahmed Ali’nin İktidar Süreci ve İlk Dönem Uygulamaları

6.2.1.Ülke İçindeki Uygulamalar

Abiy Ahmed Ali başlangıçta karma nitelikli bir dinsel kimlik taşıdığı için ve özellikle Oromiyeli olduğu için geniş bir toplumsal mutabakatın ismi olarak etnik kimlikleri aşan bir hüsnü kabul görmüştür. Asker kimliği yanında, başarılı bakanlık ve bölgesel Başbakan yardımcılığı süreci de dikkatlerin üzerinde toplanmasını sağlamıştır. Fakat bu sürecin asıl odak noktası iktidar koalisyonun ortak önerdiği bir isim olmasıdır. Pek tabi yıllardır iktidara susayan Oromo’ların içinden çıkmış olması da onun için önemli bir avantaj oluşturmuştur.

Abiy Ahmed Ali, genç ve enerjik bir görünüm ortaya koymaktadır. Katılımcı ve demokratik yöntemleri esas alan yönetim tipi ile her sosyal katman tarafından önceleri benimsenmiştir. Toplumun tüm sınıfları ve grupları ile etkileşim içinde olan çok partili Etiyopya’da herkes ile istişare etme konusunda gayret göstermektedir. Etiyopya’nın yeniden kalkınmasına yönelik bir çaba içinde olduğu yakinen gözlenmektedir. Bir yılı aşan Başbakanlık döneminde tüm sektörlerde hatırı sayılır gelişmeler olduğu söylenebilir.

Göreve gelir gelmez ilk ve en önemli uygulaması siyasi ve demokratik talepleri nedeniyle tutuklu olan tüm mahkumlara af getirmesi olmuştur. Bu mahkumların bir kısmının siyasi rakipleri olmasına da aldırış etmemiş, bazıları ile de birlikte çalışma yolunu tercih etmiştir. Etiyopya içinde var olan bölgesel gerginlikler konusunda aldığı inisiyatif çok anlamlıdır. Özellikle kriz OGADEN bölgesindeki Ogaden National Liberatin Front (ONLF) adlı silahlı yapı ile yaptığı müzakereler neticesinde yapı kendini fes ederek siyasi partiye dönüşme kararı almıştır. Bunun dışında farklı lokal agresif gruplarla yaptığı görüşmelerle demokratik bir Etiyopya’nın önünü açtığı ifade edilebilir.

Etiyopya’nın %60’a yakını Müslümandır. Bu büyük nüfus şu an kadar hep örselenmiştir. Bu durumun ortaya çıkmasında küresel çalışmaların da etkili olduğu söylenebilir. Ahbaş süreci ve Envar mescidi etrafında ortaya çıkan olaylar neticesinde binlerce Müslüman tutuklanmıştır. İslami eğitim ve davet çalışmaları yanında Müslümanlara ait Sivil kuruluşlar çalışamaz hale getirilmiştir. Ayrıca bazı bölgelerde Müslümanlara kurulan kumpaslarla (evlerine ve iş yerlerine bırakılan silahlarla) tutuklamalar gerçekleştirilmiştir. Abiy Ahmed Ali göreve gelir gelmez ilk iş olarak Müslümanların salınıvermesini sağlamıştır. Başbakanın babasının Müslüman olması da Müslüman toplumda olumlu bir algıya sebep olmuşsa da süreç içerisinde verilen sözlerin tutulmaması ve demokratikleşme sürecinin tamamlanması ile beklentiler belirsizliğe dönmüştür.

Abiy Ahmed Ali’nin en önemli adımlarında birinin de ülke içi kalkınma olduğunu ifade etmek gerekir. Kendisi de orta halli bir aileden gelen Ahmed’in yoksul mahallelere yaptığı ziyaretler ve yaptığı açıklamalar oldukça büyük ses getirmiştir. Yoksul insanları odaklayan politik gayretleri toplumdan büyük ilgi görmüşse de son dönemde ortaya çıkan savaşın etkisi ile Etiyopya çok derin bir ekonomik kaosun içine sürüklenmiştir.

6.2.2.Müslümanlarla İlişkiler ve Değişen Şartlar

Müslüman topluluklar Abiy Ahmed Ali’nin iktidar döneminde siyasallaşma konusunda bazı fırsatlara sahip olmaktadırlar. Abiy Ahmed’in demokratikleşme programı çerçevesinde tüm eyaletlerde ve merkezde pek çok partinin kurulduğu söylenebilir. Bu partilerin bir kısmı Müslümanlar tarafından oluşturulmuş, bazı siyasi partiler de karma olarak yapılandırılmıştır. Tartışmasız Etiyopya halkının ortak sorunları vardır. İdeolojik bir ortak program çerçevesinde kurulan partilerde Etiyopya halkının ortak sorunlarına karma bir insan yapısı ile yönelen önemli siyasi hareketlerden biri de FREEDOM AND EQUALİTY PARTY’dir. Türkiye mezunu Dr. Abdulkadir Adem’in girişim ve gayretleri ile kurulan parti Oromiye merkezli olmakla birlikte ülkenin tümünde etki yaratmaya yönelik bir siyasi duruştur. Türkiye ve dünyanın pek çok yerinde eğitim almış olan Abdulkadir Adem önemli bir entelektüel ve Etiyopya Müslümanlarının önem verdiği bir liderdir. Abdulkadir Adem Türkiye’de bulunduğu dönemde Türkiye’nin demokrasi yapısını ve çok partili siyasal sistemini yakinen analiz etmiş bir Türkiye dostudur. Abiy Ahmed’in sıkça başvurduğu bir isim olan Abdulkadir Adem eliyle kurulmuş olan PDN NGO üst çatısı ise Etiyopya halkına 90’a yakın Sivil Kuruluş marifetiyle önemli katkılar sunmaktadır. Etiyopya’da ki bu demokratikleşme süreci Etiyopya’nın geleceği için önemli bir fırsattır.

Yakın zamana kadar Ahbaş meselesi üzerinde çok yıpranmış olana İslam toplumuna Abiy Ahmed’in çok önemli bir katkı sunduğu iyi bilinmelidir. Ahbaşlar tarafından sevk ve idare edilen Etiyopya İslam Yüksek Konseyi Etiyopya Müslümanları için oldukça önemli bir kuruluştur. En küçük yerleşim bölgesine kadar nüfuz edebilen bu yapı Etiyopya Müslümanlarının en önemli dini idari merci’dir. Bu yapının sapkın bir yapı olan Ahbaşlar tarafından kontrol altında tutulması Etiyopya Müslümanları için oldukça önemli bir handikaptı. Başbakanın bu konuda aldığı inisiyatif oldukça değerlidir. Etiyopya halkının değerlerine ve İslam’ın temel kaidelerine uygun olmayan Ahbaş hareketi ve kadroları görevden uzaklaştırılarak yerine Etiyopya Müslümanlarının tümünün bir dini otorite olarak kabul ettiği Müftü Hacı Ömer’in seçilmesi imkânı oluşturulmuştur. Uzun zamandır büyük sıkıntı içinde olan Etiyopya Müslümanları için bu büyük bir zafer olmuştur. Ayrıca Üstad Bedru gibi önemli İslam alimler ’inin çalışmalarına ve irşat faaliyetlerine müsaade edilmiştir.

Uzun zamandır Etiyopya’da Müslümanların ihtiyacı olan Faizsiz Bankacılık konusundaki çalışmalar artmıştır. Daha önceki dönemde çalışmaları durdurulan ve kaynaklarına el konulan ZEMZEM BANK’ın yeniden çalışmalarına başlaması sağlanmıştır. Hisse satışının devam ettiği Banka yakında büyük ve güçlü bir zincirle çalışmalarını yaygınlaştıracak. Malezya, Türkiye, Katar ve Endonezya’da ki modellerin incelendiği bir Faizsiz Bankacılık modeli konusunda çalışmalar hızla devam etmektedir. Çok yakın zamanda pek çok faizsiz bankanın açılacağı müjdelenmektedir.

Abiy Ahmed Ali iktidarında Müslümanlar geçmiş dönemlere nazaran oldukça rahat durumda bulunmaktadırlar. Dini yaşamlarında ki rahatlama yanında, siyasi çalışmalar içine girmiş olmaları da Etiyopya Müslümanlarının gelecekleri için bir fırsat olarak görülmektedir.

Fakat süreç içerisinde taahhütlerin gerçekleşmemesi sebebiyle bir belirsizlik ortaya çıkmıştır.

6.2.3.Dışarıda Atılan adımlar

Etiyopya tartışmasız Afrika’nın en önemli ülkelerinden biri. Onun ne kadar özel bir ülke olduğu Afrika Birliğinin merkezinin de orada olmasından anlaşılır. Hristiyanlık tarihi içinde ki özel yeri de Etiyopya’yı Batı nezdinde oldukça değerlidir. Müslümanların ilk hicretini Habeşistan’a yapmaları nedeniyle Müslümanlar içinde tartışmasız çok önemli. Ayrıca yüksek bir nüfus oranına sahip Müslümanlar nüfusu Etiyopya’yı yakinen takip etmeyi Müslümanlar açısından zorunlu kılmaktadır. Tarihi serüveni ile de oldukça önemli olan bu Afrika ülkesinin Dünya ile de geniş bir etkileşim içinde olduğunu söylemek mümkün. Bir dönem sosyalist yönetimi ile Dünya’nın belli bölgeleri içinde anlamlı bir noktadadır. Etiyopya yönetimleri tarihsel serüvenleri boyunca bu çeşitliliği denge siyaseti ile götürmeyi bilmişlerdir. Bunun en dikkat çekici sonucu olarak ta Etiyopya Afrika’nın sömürge olmayan tek ülkesidir. Etiyopya bu denge siyasetini bugünde devam ettirme gayreti içindedir.

Abiy Ahmed Ali hükümeti bu çerçevede tüm dünya ile barış mesajları üzerinden bir diplomatik duruş tercih etmiştir. Özellikle Çin ve ABD ile ilişkisinde rekabetin tam göbeğinde olmasına rağmen ilişkilerini başarı ile götürmektedir. Bu tarafların tercih konusunda yaratacakları baskıya kadar devam edebilecek bir durumdur. Bu baskıyı yaratacak tarafın kaybetme tehlikesi nedeniyle taraflar mutedil bir ilişkiyi tercih etmektedir. Özellikle ABD ve İsrail bölge ’deki kritik yatırımları nedeniyle ve Etiyopya’daki varlıklarını tehlikeye atacak adımlar ortaya koymamaktadırlar. Yakın zamanda Etiyopya havayollarına ait ABD yapımı bir uçağın düşmesi ile Etiyopya güçlü bir inisiyatif alarak ABD’den uçak alımını durdurmuştur. Bu ince diplomatik bir hamle olarak Etiyopya’nın dış politik bağımsızlığının bir görünümü olarak okunabilecektir.

Diğer taraftan Çin’in bölgede ki artan gücüne kayıtsız kalmazken tek yönlü bir etkiyi ortadan kaldıracak adımlar attığı da görülecektir. Tüm ihtiyaçlarını şartsız kabul etme eğilimi içinde olan Çin’e alternatif temaslar içinde olması özgün ve bağımsız kalma konusundaki duruşun da bir ifadesidir.

Abiy Ahmed Ali döneminin en dikkat çekici gelişmesi tartışmasız komşu ülkelerle var olan krizler konusunda aldığı pozisyondur. OGADEN işgali nedeniyle Somali ile ve geçmişte yaşanan krizler nedeniyle Eritre ile devam eden gerilimler konusunda önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu iki ülkeye yaptığı ziyaretler tarihi bir mahiyette ve çok etkili neticeler ortaya çıkartmıştır.

Güney Sudan konusunda aldığı inisiyatif bölgedeki gelişmelerde önemli bir konum elde edeceğinin göstergesidir. Mısırla devam eden Nil sorununda iletişimi devam ettiren fakat Etiyopya’nın milli menfaatlerini ıskalamayan bir görünümdedir. Türkiye ile olan ilişkiler de oldukça iyi durumdadır. Siyasi, diplomatik ve iktisadi ilişkiler artma yönünde eğilim göstermektedir.

Abiy Ahmed’in geçen yıllarda aldığı inisiyatif oldukça büyük etki yaratmıştır. Sudan’daki darbe ve neticesinde ortaya çıkan sokak olaylarına başından itibaren kayıtsız kalmamıştır. İşin krize girdiği bir noktada tarafları bir masada oturma konusundaki arabulucu tavrı tüm Dünya tarafından takdirle karşılanmıştır. Krizin tırmandığı bir noktada sözünün taraflarca dinleniyor olması Abiy Ahmed’in bölgede güçlü bir aktöre dönüştüğünün en açık ifadesidir. Abiy Ahmet Ali Doğu Afrika’da artık yeri sağlam ve güçlü bir aktördür. İçerde ve dışarıda üstlendiği rol değerlidir.

6.2.4.Son Dönemde Ortaya Çıkan İmaj Kaybı ve Belirsizlikler

Süreç içerisinde Abiy Ahmed’in özgün ve güçlü politikası içeride ve dışarıda bazı düşmanlıklar da oluşturmuştur. Özellikle federatif devlet yapısının yaygın olduğu ülkede, üniter devlet arzusu kendi kadroları da dahil olmak üzere çok mahdut bir ekip tarafından sahiplenilmektedir. Bölgede üstlendiği kritik rol yanında üniter olma arzusunun da uluslararası kuruluşlar ve özellikle ABD tarafından hoş karşılanmaması ile yeni ve olumsuz bir algı ortaya çıkmaya başlamıştır.

Süreç içerisinde belli çevreler açısından antidemokratik bir görünüm içerisine girmesi ile birlikte, özellikle tutuklamalar da Abiy Ahmed’in imajına zarar vermiştir.

Abiy Ahmed’in Rusya ve Çin ile yakınlaşması ve ittifak içinde hareket etmesinin de ABD’nin Abiy’in biletini kesmesi konusunda etkili bir sebep olduğu düşünülmelidir.

Mısır, Etiyopya ve Sudan arasında ihtilaf konusu olan Rönesans barajı meselesinde Etiyopya hükümeti milli bir tutum ortaya koymaktadır. Washington’daki arabuluculuk toplantısında masayı terk etmesi ile ABD muhalefeti açık bir hal almıştır.

Tigray savaşındaki sert, saldırgan ve belirsiz tutumu, Eritre ordusu ile yakınlaşması ve diplomatik kanallarındaki sınırlılıklar Abiy’in imajında derin yarıklar ortaya çıkartmıştır.

7.Abiy Ahmed Ali’ye Karşı Darbe Girişimi ve Sonuçları

Abiy Ahmed Ali bir yılı aşan bir dönemde ülke içinde ve dışında çok önemli işler başarmıştır. Başarı her zaman ödül ve kazanım getirmez. Başarının içeride ve dışarıda muarızları da ortaya çıkabilecektir. Menfaati kesilen gruplar bu konuda muhalif tavırlar ortaya koyacaklardır.

Etiyopya yukarıda uzun uzun anlattığımız gibi etnik çeşitliliği kalabalık olan bir ülkedir. 90 farklı etnik grup 9 eyaletle yönetilmektedir. Tüm etnik gruplar merkezi iktidarda daha güçlü bulunma motivasyonu ile hareket etmektedir. Abiy Ahmed Ali dörtlü ittifakın adayı olarak nispeten etnik yapıların üstünde bir meşruiyeti olsa da belli etnik yapıların kendisinden rahatsızlık duyduğu herkesin malumudur. Özellikle uzun bir dönemdir devlet erkinin tüm imkânlarına alışık olan Amhara ve Tigray halklarının isyan potansiyeli içinde oldukları bilinen bir gerçektir. Bu hassasiyet çerçevesinde kurulan ittifak bu durumu göz ardı etmeyerek kabine planlaması yapmasına rağmen tüm bölgelerde etnik kimliği öne çıkararak siyaset üreten grup ve siyasi partiler çalışmalarını artırarak devam etmektedirler. Ülke nüfusunun %25’ine sahip olan Amhara’daki bazı grupların muhalif bir siyasi çaba içinde oldukları ve bu konudaki muhalefetin şiddetini artırdıkları görülmektedir.

Başbakanın dışlamayan tutumuna rağmen etnik ve mahalli güdüler çerçevesinde Oromo’ların iktidarı tamamen ele geçirdikleri ve Amhara’lılara baskının arttığı yönünde yaygın bir propaganda Amhara bölgesinde zemin bulmuştur. 400-500 yıllık iktidarı kaybettikleri düşüncesiyle bölgede son dönemde gerginlik iyiden iyiye artmıştı.

Özellikle Amhara diasporası güçlü olduğu ABD’den yaptığı propaganda ve medya çalışmaları ile bölgede ki gerilim dozajını yükseltmiştir. Ayrıca küresel propaganda kaynaklarını etkin kullanarak belli düzeyde bir etki yarattığı da görülmüştür. Abiy Ahmed Ali’in her başarısını adeta Amhara karşıtı bir durummuş gibi algılayarak Başbakan karşıtı yoğun bir karşı propaganda oluşturulmuştur. Bu konudaki muhalif söylem diasporada yarattığı etkiyi içeride kurduğu bir siyasi parti ile desteklemiştir. Amhara halkının haklarının gasp edildiği üzerinden oldukça sert bir propaganda yapmaktadır.

Tartışmasız Etiyopya’nın istikrarı belli çevreleri rahatsız etmektedir. Bu rahatsızlık içeriden olabileceği gibi dışarıda ’da oluşabilecektir. Etiyopya’nın bölgede etkili ve güçlü bir ülkeye dönüşmesi hesapları olan başka ülkeleri rahatsız edecektir. Ülke ’de artan istikrar belli çevreleri rahatsız etmiş olmalıdır ve ülkede en kolay çıkarılabilecek sorun, etnik fırsatları kullanmaktır. Tam da böyle bir dönemde 22 Haziran 2019 günü Abiy Ahmed Ali üzerinde kamuflaj ile TV’lerde görünmüş ve Amhara bölgesinde bir darbe girişiminin olduğunu ve bastırıldığını halkına ve tüm Dünya’ya ilan etmiştir. Demokratikleşme ve Kalkınma gayreti içinde olan her ülkede kolay bir yöntem olarak darbe ve iç savaş girişimi Etiyopya ordusu tarafından bastırılmıştır.

Darbenin sonucunda; Etiyopya Genelkurmay Başkanı Seara Mekonnen, Amhara bölgesi Başkanı Abbachew Mekonnen, Amhara bölgesi kabine üyesi Azaze Wasaw dahil toplam beş kişi hayatını kaybetmiştir. Darbe girişiminin arkasındaki isim olan Amhara bölgesinin Güvenlik Şefi General Asamnew Tsige ise Bahir Dar şehrinde ölü olarak ele geçirilmiştir. Tsige’nin, Amhara kökenlilere silahlanma çağrısı yaparak diğer etnik gruplara karşı savaşa davet ettiği ve Amhara milislerini işe aldığı gerekçesiyle hükümet yetkililerinin toplantı yapacağını haber alınca darbe girişimine kalkıştığı ortaya çıkmıştır. Asamnew Meles Zenawi döneminde de darbe girişiminden dolayı yargılanıp ceza almış bir isimdir. Asamnew Tsige’nin mevcut Başbakan Abiy Ahmed tarafından ilan edilen genel aftan yararlanarak Amhara eyaletinin güvenlik şefi olarak atanmıştır. Bu iyi niyete karşı yapılmış bir ihanet olarak tarihteki yerini alacaktır.

Darbe’nin en üzücü sonuçlarından biride kendisi de Amharalı olan Etiyopya Genelkurmay Başkanı Seara Mekonnen’in ölümüdür. Mekonnen Abiy Ahmed’e sadakatinin ve ülkesinin gelişimine verdiği destek neticesinde Asamnew’in talimatıyla koruması tarafından öldürülmüştür.

Darbe süreci, Etiyopya’nın yükselişine yönelik bir operasyondur. Tutuklamalar ve tahkikat devam etmektedir. Sürecin Amhara diasporası marifetiyle tahrik edilerek yeni olayların başlamaması için tedbirler alınmaktadır. Ülkede bu tedbirler çerçevesinde bazı kısıtlamalar vardır. İnternet kesiktir ve bölgeden yeterince haber alınamamaktadır. Bölge ile yaptığımız görüşmelerde Amhara hariç olmak üzere günlük hayatın devam ettiği, tahkikatın Amhara başta olmak üzere ülkenin tümünde devam ettiği bilgisi gelmektedir. Abiy Ahmed ülkesinin milli menfaatleri çerçevesinde gayret etmekte ve etnik duyguları aşan bir Milli Etiyopya var etme gayreti içinde yoluna devam etmektedir.

8.Tigray Krizi, Etkileri ve Sonuçları

Abiy Ahmed’in bu yükselişi ve iktidar dönüşümüne en sert ve bölgesel tepki beklendiği üzere TİGRAY bölgesinden gelmiştir. Etiyopya’nın siyasi tarihinde Tigray halkının etkili bir nüfuzu vardır. THKC “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi” 1991 yılında başkenti ele geçirmişti ancak o dönemlerde Etiyopya’yı faşist Derg cuntası yönetiyordu. Ülke nüfusunun yüzde 6’sını oluşturan Tigraylılar baskıcı Derg yönetimini bitirerek sonraki süreçte Etiyopya’nın yönetiminde uzun süre söz sahibi olmuşlardır. Fakat etnik çeşitliliğin çok güçlü olduğu Etiyopya’da yönetimsel meşruiyet tartışması halen devam etmektedir.  İnsanlarının hırslı ve atak karakteri yanında kuzey halklarının devlet içerisindeki gücünün Abiy iktidarı ile zayıflamasına yönelik endişe kuzey halklarını saldırgan bir pozisyona sokmuştur. Eritre ile uzun süre devam eden savaş döneminden kalan savaşkan bölgesel iklim ve silah alt yapısı da bu süreci farklı bir noktaya taşımıştır. Çatışmaların başladığı Kasım 2020’de Tigray kuvvetlerinin 50 bin kişiden oluşan bir silahlı gücü bulunuyordu. Mekelle’nin Etiyopya ordusu tarafından kontrol altına alınmasının ardından bölgede oluşan mahalli milliyetçi söylemin etkisi ile Tigray cephesi milis sayısını 200 binin üzerine çıkardı. Sahada yaşanan bu güç değişimi bugün Etiyopya ordusunun bölgeden çekilmesine ve Tigraylı milis kuvvetlerin alan kazanmasına neden olmuştur. 1990’lı yıllardaki iç savaşta başkent Addis Ababa’yı ele geçiren Tigray güçleri yeniden başkente doğru yürümeye başladılar.

Savaşın kaderini değiştiren en kritik adım Abiy Ahmed’den gelmiştir. Savaş denklemini kendi lehine çevirmek amacıyla Eritre’den destek istemiş, bölgeden gelen Eritre’li savaşçılar Tigray bölgesinde adeta terör estirmişlerdir. Uzun süre bu çağrıyı yaptığını kabul etmeyen Abiy kısa bir zaman sonra bunu kabul etmek zorunda kalmıştır. Amhara, Sudan ve Tigray topraklarında ihtilaflı Tigray topraklarının Amhara tarafından ele geçirilmesinin ardından Tigray halkının topyekün bir savaşa kalktığı ve bu savaşın kendileri açısında çok güçlü bir meşruiyet zeminine oturduğu görülmektedir. 1991 sonrasında hükümette olan Tigray halkı güçlü bir bürokratik insan kaynağına sahip olmuştur. Bugün özellikle Etiyopya’yı yurt dışında temsil eden insan kaynağının ve Etiyopya diplomatik misyonlarının neredeyse tamamına yakını Tigray bölgesindendir. Bu da konunun uluslararası kamuoyunda algılanılması konusunda Tigray halkını avantajlı hale getirmektedir.

Kısaca savaş, uluslararası raporlar marifetiyle Tigray tarafından çıkarılmış olarak tanımlansa da – Askeri birliğin basılarak askerlerin öldürülmesi ve devlete ait mühimmatın ele geçirilmesi olayı-; Eritre askerlerinin davet edilmesi, Amhara, Eritre ve Etiyopya ordusunun Tigray’daki saldırgan tutumu adeta Tigray’da milli seferberliği tetiklemiş ve hükümeti kusurlu bir pozisyona itmiştir. Artan savaş gücü bununla açıklanırken, uluslararası yardımlarda savaşın şiddetini pekiştirmiştir. Etiyopya İstihbari kaynakları pek çok uluslararası kuruluşun bölgede Tigraylara destek verirken tespit edildiğini kamuoyuna duyurmuştur. Yakın zamanda WFP “Dünya Gıda Programından” bazı çalışanları Tigray lehine istihbarat yapıyor oldukları gerekçesi ile sınır dışı etmiş, bazılarını da tutuklamıştır.

Bu süreçte yurt dışındaki diasporanın da etkili olduğu söylenebilir. Abiy Ahmed’in –küresel güçler açısından- kontrolsüz büyümesi ile Etiyopya’daki istikrar sürecini kontrol altına almak isteyen ABD, bu süreçte krizin kaynağı olan Tigray tarafında vaziyet alarak Abiy Ahmed’i yalnız bırakma yoluna gitmiştir. Bu durumun ortaya çıkmasındaki bir başka sebepte Mısır ile yaşanan baraj ve Nil’in kullanım hakkı ile ilgili krizdir. Sisi ile birlikte hareket etme yoluna giden ABD’de baraj tartışmasında milli bir yaklaşım içinde olan Abiy Ahmed’i adeta cezalandırmaktadır. BM başta olmak üzere pek çok uluslararası kurum krizi sonlandıracak adımlar atmak yerine Etiyopya hükümetini zora sokacak bazı açıklamalar tercih etmektedir. Özellikle Eritre askerlerinin daveti ve savaş suçu düzeyinde işledikleri kabahatler uluslararası kuruluşların raporlarında yer bulmuştur. Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), Etiyopya ordusunun kuzeydeki isyancı Tigray Halk Kurtuluş Cephesine (TPLF) karşı yürüttüğü operasyona destek olan Eritre kuvvetlerinin, Aksum şehrinde yüzlerce sivili katlettiğini bildirmiştir. Örgütün hayatta kalanlar ve görgü şahitlerine dayanarak hazırladığı raporda, 28-29 Kasım 2020’de Aksum caddelerinde sivillere ateş açan ve ev baskınları düzenleyen Eritre kuvvetlerinin, yüzlerce silahsız sivili öldürdüğü ifade edildi.

“Kanıt laboratuvarı” birimince elde edilen uydu fotoğraflarının sivil ayrımı gözetmeksizin açılan ateş ve yağma iddialarını kuvvetlendirdiği aktarılan raporda, şehirdeki iki kilise yanında toplu mezarlar oluşturulduğuna ilişkin işaretler olduğu da belirtildi.

Abiy Ahmed bu süreçte diplomatik olarak oldukça zayıf bir süreç yönetirken, içeride verdiği görüntü ise olayı yok sayma yönündedir. Konuyu yönelik hiçbir arabulucuyu kabul etmemektedir.

Etiyopya halkları Etiyopya milliyetçiliği düşüncesine benimserler. 1991 sonrasında azınlıktaki toplumunun siyasi inhisarı altında kalan Oromo’lar başta diğer milletler katılımcı demokratik bir Etiyopya peşinde idiler. Çok kültürlü yapısı ile aslında Etiyopya demokratikleşme ile etnik iktidarlar arasındaki yapısal kavganın tam içinde bulunmaktadır. Federatif yönetim tarzına sahip olmasına rağmen merkezi gücü ele geçirme arzusu bir potansiyel durum olarak tüm etnik yapıların zihin arkasında oldukça güçlü bir şekilde bulunuyor. Son seçimlerde arzu edilen bir çeşitlilik maalesef sağlanamadı ve seçim süreci bazı kör tartışmalara kurban edildi ve Etiyopya’nın geleceğini kuracak güçlü bir temsilin oluşmadığını söyleyebiliriz. Seçimin meşruiyeti ile ilgili tartışmaların gölgesinde seçimler Abiy Ahmed’in zaferi ile neticelenmişti. Bu seçimlerle birlikte Etiyopya’da şiddet çok güçlü bir şekilde arttı. Bugün şiddet sarmalı daha geniş bir alana doğru yayılmış durumda. Abiy Ahmed çatışmayı Mekele ve civarında sınırlandırmayı umarken THKC “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi”  Dessie şehrini Ekim ayının sonunda ele geçirdiğini duyurdu. Dessie hem Amhara bölgesinde bulunmasıyla hem başkente giden otoyol üzerinde yer alan büyük kentlerden biri olmasıyla önemli ve Dessie şehri Kuzey’e açılan yollar üzerinde ve oldukça hassas bir kavşakta bulunuyor. Dessie’nin ve diğer irili ufaklı bölgelerin THKC’nin eline geçmesi milislerin savaşı merkezi hükümetin kapısına taşıdığının en önemli göstergesi. Küresel destek yanında Eritre ve Sudan’dan savaşa katılan paralı savaşçılarla THKC kendinden beklenenin çok üstünde bir performansla binlerce hükümet askerini de esir alarak çok güçlü bir görünüm ortaya koyuyor. OGADEN başta olmak üzere başka sorunlu alanları da harekete geçirme potansiyeli taşıyan bu durum Etiyopya ordusunun gücü ile alakalı şüpheleri derinleştirirken, iç savaş arzusu içinde olan grupları da teşvik edici oluyor.

9.Tigray Zulmü ve Abiy Ahmet Belirsizliğinde “Wollo Müslüman’ları”

Yakın zamanda THKC tarafından ele geçirilen Dessie ve özellikle Wollo bölgesi Müslümanların yaşadığı bir bölgedir. Kendi kimlik özellikleri yanında medreseleri ile meşhur olan Wollo bölgesi Tigray savaşçıları tarafından yağmalanırken Amhara federal ordusu da, Etiyopya ordusu da hiçbir şey yapmamıştır. Adeta Müslüman kimliği ile ortada kalan Wollo halkı bu savaşı en ağır şekilde ortada kalarak ödemektedir. Abiy Ahmet iktidarından sonra adeta planlı bir şekilde silahsızlandırılan Müslümanlar, silahsız bir şekilde Tigray savaşçılarının önündeki kurbanlar gibidir. Kendilerinin korunmasını Abiy Ahmed’den talep eden Müslümanlara verilen cevap çok şaşırtıcı olmuştur. “Silahlanın ve kendinizi koruyun.” Silahları alınmış Wollo Müslümanları Tigray hakimiyeti altındaki bölgede çok ağır bir dram yaşamaktadırlar. Abiy ve Amhara askerlerinin Tigray’daki yağma ve saldırılarının misillemesi olarak Tigray savaşçılarının gazabı Wollo’nun Müslüman halkının üzerine sağnak gibi inmiş durumdadır.

Mutlaka bu bölge’ ye uluslararası bir heyet gönderilmeli ve adeta bir Müslüman kıyımına dönen Wollo’daki maliyet analiz edilmelidir. Etiyopya ordusunun diğer eyaletlerden topladığı karma ordu bu savaşın Amhara ve Tigray arasında bir savaş olduğunu ve kendilerini ilgilendirmediğini ifade ederek savaş meydanından kaçmaktadır. Bu durum kısa bir zaman sonra Tigray savaşçılarının Addis Ababa’ya ulaşacaklarının net bir göstergesidir.

Yakın zamanda OHAL kararının alınması ile Etiyopya’da bir iç savaş durumunun ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Bu iç savaşın daha şimdiden milyonluk insan kitlelerini hareket ettirdiğini devasa insan nüfuslarını göçe zorladığını, yağma ve insani dramlara sebep olduğunu da söyleyebiliriz. Somali’nin ardından, Sudan şimdi de savaş baronları Etiyopya’da bir krizin çıkmasını adeta destekliyor bir görüntü içinde vaziyet alıyorlar. Binlerce paralı askerin geldiği Etiyopya, savaş ekonomisinin ve savaş baronlarının yeni bölgesi gibi gözüküyor. Etiyopya gibi etnik çeşitliliğin fazlaca olduğu bu bölgede yaygınlaşacak savaş istikrar sorunu yaşayan Somali, Sudan yanında Kenya, Eritre ve Cibuti’ye kadar sıçrayarak Afrika Boynuzunu bir ateş çemberinin içine sokacaktır.

Etiyopya Müslümanlarının bu savaşa bakışı da oldukça karmaşık bir görünümdedir.

  • Etiyopya Müslümanları kendi içlerinde bu savaşı farklı farklı algılamaktadır. Bir kısmı savaşı görmezden gelmekte ve sessiz kalmayı tercih etmektedir.
  • Bazı Müslüman topluluklar konuyu milliyetçi perspektifte ele almakta ve sahip oldukları etnik değerler temelinde algılamaktadırlar.
  • Etiyopya Müslümanları’nın bir kısmı için Wollo’da Müslümanlar aleyhine çok büyük bir kriz mevcuttur.
  • Abiy Ahmet’in Müslümanlara verdiği taahhütlerin ve özellikle demokratikleşme konusundaki sözlerin tutulmaması nedeniyle Abiy Ahmet’e bir güvensiz bakış mevcuttur. Bu sebeple iç savaşta taraf olmadan sürecin tamamlanmasını beklemektedirler.
  • Son günlerde verilen taahhütlerin gerçekleşmemesi sebebiyle itirazlar Müslümanlar tarafından yüksek sesle dillendirilmeye başlanmıştır.
  • Müslümanlar Tigray zulmü ile Abiy belirsizliği arasında kalmış durumdadırlar ve iki olumsuzluktan birini tercih etmez iken ne yapacaklarını bilememektedirler.
  • Bazı müslümanlar için özellikle Wollo’da ortaya çıkan durum çok olumsuz olup, maliyeti çok ağır olmuştur. Bu sebeple Wollo başta, savaştan etkilenen Müslüman toplum’un maddi ve manevi olarak korumaya alınması, yardım çalışmaları başta olmak üzere hızla bir destek programının başlatılması dillendirilmektedir.
  • Özellikle savaştan etkilenen bölgelerde Protestan Hükümet eliyle sistematik bir misyonerlik faaliyetinin yapılabileceği ile alakalı bilgi ve emareler bulunmaktadır. Savaştan mağdur olan Müslüman ahalinin mağduriyetinin istismar edilmemesi konusunda mutlaka çalışmalar yapılmalıdır.

10.Etiyopya ve Türkiye İlişkileri ve Türkiye’nin Bu Krizdeki Rolü

Etiyopya ve Türkiye ilişkileri oldukça eski dönemlere dayanmaktadır. Osmanlının Habeşistan eyaletinin merkezi bugünkü Harrar şehridir. Oldukça kurumsal ve derinlikli bir ilişki alt yapısı olduğu söylenebilir. Cumhuriyet döneminde de bu ilişkinin başarılı bir şekilde devam ettiği söylenebilirse de son 15 yıllık dönemde hatırı sayılır bir artış ortaya çıkmıştır. Ticaret hacmindeki artış yanında özellikle Kamu Diplomasisi çalışmalarında önemli atılımlar ortaya çıkmaktadır. Türk kamu diplomasisi kuruluşlarının neredeyse tamamının bölgede ciddi çalışmaları bulunmaktadır. TİKA başta olmak üzere YTB, Maarif Vakfı, Yunus Emre Enstitüsü bölgede oldukça hacimli işler ortaya koymaktadır. İnsani yardım çalışmaları süreç içerisinde kapasite inşasını esas alan nitelikli kalkınma yardımlarına dönüşmüştür. YTB’nin Türkiye Bursları kapsamında son 10 yıllık dönemde özellikle master ve doktora programlarından mezun olan yüzlerce öğrenci iki ülke arasındaki ilişkilerin artışına katkılar sağlamakla kalmamış Etiyopya’nın akademik elitlerinde gözle görülür bir artış ortaya çıkmıştır.

Bugün Türkiye markası Etiyopya’da güven ve kalitenin bir adresi haline gelmiştir. Çin bölgede büyük hacimli bir yatırım süreci yönetmektedir. Hibe yoluyla yaptığı Afrika Birliği binası, Addis Ababa içinde yaptığı devasa yol ve köprülere rağmen Türkiye’nin sahip olduğu marka ve imaja sahip olamamıştır. Maarif Vakfı tarafından ortaya konulan eğitim vizyonu da ülkeler arası etkileşimi daha geniş bir toplumsal tabana yayma konusunda oldukça nitelikli bir katma değer üretmektedir. Ülkemize karşı duyulan bu güvenin çok güçlü bir çıktısı olarak Abiy Ahmed yakın bir zamanda kalabalık bir heyet ile ülkemize gelmiştir. Karşılıklı ikili ilişkilerin masaya yatırıldığı bu toplantılarda Abiy’in asıl niyetinin küresel toplum tarafından yeterince sahiplenilmeyen Tigray krizi ile alakalı destek talebi olduğu gözden ırak tutulmamalıdır. Kamuoyuna İHA ve SİHA talebi olarak yansıtılan bu ziyaretler bir ticari alışverişin çok ötesinde algılanmalıdır. Ülkemiz tüm dünya’ da istikrar ve güvenin adresi bir tarihsel, güncel görünüme sahiptir. Savunma sanayii konusundaki ticari etkileşimler değerli olmakla birlikte asıl olan ülkemizin istikrar ve ara bulucu rolünün ortaya çıkmasıdır.

Ülkemiz ticari gruplarının bölgedeki yatırımlarının büyük bir kısmı bugün Tigray savaşçıları tarafından ele geçirilen Kombolcha bölgesindedir. Tigray savaşçıları yanında paralı savaşçılar tarafından ele geçirilen bölge yağmalanmaktadır. Ülkemiz bu yatırımların güvenliği konusunda Etiyopya hükümeti yanında uluslararası kurumlarla da etkileşim içinde olmalıdır. Bu savaşın büyük maliyetleri vardır ve bizi de etkilemektedir. Bu sebeple savaşın bitirilmesi için arabuluculuk üstlenmek en önemli diplomatik gayret olacaktır.

Etiyopya adeta iç çatışmalara terk edilmiştir. Amhara ve Tigray diasporasının çok güçlü bir şekilde beslediği küresel yapılar ağır insani dramlara rağmen çatışma çözücü bir rolü tercih etmemektedir.Bölgede üstlendiğimiz kalkınma ve kapasite inşası odaklı mesaimiz tam bu süreçte en aktif pozisyonu almalı ve bölgedeki çatışmaların tamamlanması ve demokratik, katılımcı bir Etiyopya’nın teşekkülü konusunda gayretimiz ortaya çıkmalıdır.

Devlet yanında sivil toplum kuruluşlarımızın bölgedeki hak ihlallerini yakinen takip etmesi, savaşın yarattığı maliyetlerin izlenmesi, insani yardım süreçlerinin planlanması, özellikle Wollo ve Dessie’deki Müslüman ahalinin yaşadığı taciz, tecavüz ve yağmalama ve infazların takip edilmesi gereklidir. Etiyopya Müslümanları konusunda ciddiyetli bir süreç takibi yapılmalı, ulusal ve uluslararası kamuoyu bilgilendirilmelidir. Etiyopya’nın Müslüman halkı Tigray ve Amhara zulmü ile Abiy Ahmet belirsizliğine mahkûm edilmemelidir. İvedilikle Etiyopya’da bir insani yardım çalışması başlatılmalıdır.

Bunun güçlü diplomasi, etkin kamu diplomasisi ve STK yardım programları ile beslenmesi çok önemlidir. Tüm dünyanın çatışma arzusu içinde olduğu ülkelerde, ülkemiz istikrar ve barış için gayret etmelidir. Var ettiğimiz yüksek gayret ve kapasite bu süreçte bizim için en büyük alt yapı olacaktır. Yüzlerce Türkiye mezunu öğrenci Afganistan’dan; Balkanlar’a; Moro’dan Etiyopya’ya istikrar ve huzurun aktörleri olarak vazife beklemektedir.

Muslim Port Analiz Merkezi | İsmail Mansur Özdemir

1.Etiyopya’nın Güncel Siyasi ve Sosyal Durumu

Etiyopya Doğu Afrika’nın bütünlüğü içerisinde ele alınması gereken Doğu Afrika’nın önemli ülkelerinden birisidir. Doğu Afrika’nın İslam ağırlıklı medeniyet dokusu içinde Hıristiyanlığın dikkat çekici varlığı ve özellikle iktidardaki gücü ile de stratejik bir siyasal anlam taşır. Müslüman okyanusunun Hıristiyan adası olarak algılanması nedeniyle Batılı Ülke ve kuruluşların da önemli bir operasyon merkezi olarak öne çıkmaktadır. Özellikle Afrika Birliğinin merkezinin bu ülkede bulunması, Uluslar arası kuruluşların ve yardım çalışmalarının bu ülkeden yapılması ve özellikle dini temelli misyon faaliyetleri içinde bölgenin tercih edilmesi ülkenin hassas durumunun önemli göstergeleridir.

Etnik ve dinsel açıdan çok çeşitlilik arz eden ülkede 9 etnik bölgeden bahsedilebilir. Her bölgenin kendi dili olmakla birlikte 80 dilin konuşulduğu ülke tam bir etnik ve kültürel atlas özelliği taşımaktadır. Bu çeşitliliğe rağmen göreceli bir istikrar ve güvenliğin Batılı güçlerin eliyle sağlandığı da söylenebilir. Müslüman nüfusunun çokluğu ve özellikle Müslüman ülkelerce kuşatılmışlığı nedeniyle ortaya çıkacak bir istikrar sorununun Müslümanların işine gelmesinden endişe edildiğinden Batı eliyle yapılandırılmış yönetim ve göreli istikrar geçmiş dönemlerden itibaren desteklenmektedir. Bu göreli istikrar hali bazı zamanlarda dar boğaza girdiğinden Batılı ülkelerin uluslararası kuruluşlar eliyle bölgede çok boyutlu çalışmalar yapmak zorunda kaldığı söylenebilir. Zira ülke içindeki istikrar kadar bölge bütünlüğünde ki Etiyopya gerçeği batı açısından ihmal edilebilecek durumda bulunmamaktadır.

Bölgedeki önemli sorun alanları bulunmaktadır. Etnik çeşitliliğin yanında katı sosyal sınıfsal farklılıklar nedeniyle sert toplumsal kopuşlar görülebilir. Orta sınıfın bulunmadığı ülkede ağır yoksulluk ve zenginlik iki kutuplu bir toplumsal yapı ortaya çıkartmıştır. Kalkınma sorunları yanında şehir ve kırsal yaşamı arasında önemli farklılıklar ve kalkınmanın belli bölgede yoğunlaşması ile sosyo ekonomik sorunlarda ortaya çıkmaktadır. Bölgesel kuraklığın sonuçları da ancak dış yardımlar eliyle tolere edilebilmektedir. Dış yardımlar BM başta olmak üzere UNDP,UNSCR,AFA,WFP vb. kuruluşlar ve programlar eliyle koordine edilmektedir. Bölgenin siyasi, politik dini denklemi ile uluslararası yardım arasında önemli bir illiyet olduğu söylenebilir.

2.Etiyopya’da Nüfus Manipülasyonu

Bölgede dini dağılım ve oransal olarak nüfus konusu sürekli olarak tartışma konusu yapılmaktadır. Müslümanların, Hıristiyanların ve Uluslararası kuruluşların bölge ile ilgili oranlamaları birbirine tutmamaktadır. Bu bilgi kaosu bölgede Hıristiyan nüfusunun istenen düzeyde olmaması nedeniyle özellikle yapıldığından Müslüman kuruluşların verdiği rakamlar gerçeğe daha yakındır. CIA’nin web sayfasında Müslümanların nüfusunun %60 olduğu yazılı iken Etiyopya hükümetinin ısrarı ile bu bilgi kaldırılmıştır. Bugün Müslümanların ülkedeki en temel varoluşsal çabaları ülke nüfusundaki gerçek değerin tanımlanmasıdır. Bu oransal netleşme ile siyasi ve kültürel temsil talebi arasında önemli bir ilişki olduğundan hükümet hiçbir şekilde Müslümanların bu ve benzeri olarak Müslümanlık kimliği üzerinden var olmalarına imkân bırakmamaktadır. Son dönemde Arap baharı başta olmak üzere Somali ve Sudan gergefinde ortaya çıkan hareketliliğin etkisi ile de ülkede bazı siyasi tedbirler alınmaya başlanmıştır.

3.Etiyopya’da Müslümanlara Yönelik Yakın Döneme Kadar Devam Eden Hak İhlalleri ve Yapısal Sorunlar

Etiyopya, Müslüman okyanusunun Hıristiyan adası olarak kalması amacıyla yoğun bir ulusal ve uluslararası mesainin ortaya konulduğu bir ülkedir. Ülkede bitip tükenmeyen yoksulluk problemi ve özellikle Müslümanların yaşadığı bölgelerdeki göreli yoksulluk nedeniyle sosyal mobilite sağlanamamakta siyasi elitler tamamen Hıristiyan azınlıklardan çıkmaktadır. Bölgede Hıristiyanlığın tipolojisine bakıldığında Batı Kiliselerinden bağımsız kadim ve kendine özgü karakter taşıyan bir mahiyette olduğu görülür. Dinler arası çatışmanın çok sert seyretmediği ülkede yönetim ağırlıklı olarak Hıristiyanlarda olmuştur. Din konusunda Ülke siyasetinin genel eğilimi siyasi aktörün pozisyonuna göre değişiklik gösterebilir. Ülkede yoğun bir protestanlaşma mesaisi küresel kuruluşlar eliyle ortaya konmaktadır. Bu durum geleneksel Etiyopya kilisesinin ve toplumu rahatsız etmekle birlikte imkân ve sınırlılıklar nedeniyle herhangi bir direnç ortaya koyulmamaktadır. Son dönemde geleneksel Etiyopya kilisesi ile Müslüman toplum arasında iki dini toplumun da yaşanmışlıkları üzerinden bir yakınlaşma olduğu söylenebilir.

Şehir ve yönetim Hıristiyanların elinde olmakla birlikte taşrada Müslümanlar daha yoğundur. Şehir hayatındaki hakim durum nedeniyle okur yazarlık ve eğitim durumu oranları Hıristiyanların lehinedir. Bu durum Müslümanların aleyhine olmak üzere fırsat eşitliği sorunu gibi önemli bir insan hakkı ihlali getirmektedir. Hıristiyanlar lehinde pozitif avantajların oluşması ile de zamanla Hıristiyan toplumla Müslümanlar arasında fırsat eşitliği açısından büyük bir fark oluşturmuştur. Şehir ve Yönetim kimde ise modern hayata ait kurumlar ve uluslararası fırsatlar da onun lehine gelişmektedir. Ülkede bu gayrı adil döngünün ortadan kalkmasına yönelik olarak Sudan, Mısır, Pakistan, Hindistan, Güney Afrika ve yeni dönemde Türkiye’ye yoğun bir Müslüman öğrenci akışı olmaktadır. Bu durumun on yıllık zamana yayılarak yaygınlaştırılması ve bölgede Müslümanların lehine bir okuryazarlığın ve yüksek öğretimin oluşturulması büyük fırsatlar oluşturabilecektir. Eğitim yoluyla sağlanan kültürel düzey ve Müslüman entellektüel sınıfın oluşmasıyla Müslüman toplumun kendini ifade ve temsil konusundaki kaynak ve fırsatları genişleyecektir.

Ülkede Müslümanların lehine oluşabilecek her türlü fırsat değerlidir. Müslümanlar oransal avantajlarını birde başka fırsat ve yeteneklerle buluştururlarsa Etiyopya’da Müslüman toplumunun kültürel, sosyal ve siyasi temsilinde önemli değişimler yaşanabilecektir.

4.Etiyopya’da İslam Toplumunun Küresel/Mahalli Bir Problemi Olarak AHBAŞ Sürecinde Yaşananlar

2012 sonrasında ülkedeki İslami din algısının dönüştürülmesine yönelik olarak hükümet eliyle gayri İslami eğilimleri olan Ahbaş hareketi ülkede Yüksek İslam Konseyinin başına getirilmiş ve dini hayat Ahbaş’lar eliyle fesada uğratılmaya çalışılmıştı. İslam’ın temel esaslarını sorgulayan ve adeta tevhit temelinden kopuk bir dindarlık özellikle dış güçler eliyle bölgeye yerleştirilmeye çalışılmıştır. Yapısal olarak diyalogculuk temelinde küresel projenin bölgesel bir yansımasıdır. Finans kaynağını İsrail’den alan yaklaşım geleneksel İslami anlayışı örseleyen bir mahiyettedir. Ehli Sünnet ulemasının ve makul dini grupların bu hareket ile ilgili yaklaşımları oldukça olumsuzdur. Etiyopya’dan başlayarak Afrika’ya yaygınlaştırılmak istenen Ahbaş hareketi Afrika İslam’ı için büyük bir tehdittir. Etiyopya da Müslüman toplum bu oluşuma hep birlikte itirazda bulundu. Bölgenin kadim dindarlık geleneği ile tezat oluşturan bu durum Etiyopya Müslümanları için ortak bir itiraz noktası olmuştur. Etnik olarak çeşitlilik gösteren Müslümanlar söz konusu olan İslam dini olduğunda ortak bir tutum oluşturabilmektedir. Ahbaş meselesi Etiyopya Müslümanları ve Etiyopya hükümeti açısından karşılıklı bir irade testine dönüştürülmüş ve buna bağlı olarak itiraz ve eylemler artarak devam etmiştir.

Nispeten son yıllara bakıldığında gerilim ortamında nisbeten rahatlama görülmüştür. Ahbaş meselesi Etiyopya Müslümanlarını çok yormuş bir meseledir. Etiyopya Müslümanları mazbut tabiatları ile agresif bir eğilim içine girmeme konusunda gayretli bir tutum ortaya koymuşturlar. Özellikle Somali bölgesindeki radikal yapıların bölgeye intikal etmemesi konusunda özen içinde hareket etmektedirler.

5.Etiyopya’da Uluslararası Yardımın Karakteri

Etiyopya Yoksulluk ve Kuraklıkla birlikte gelen hastalıklar başta olmak üzere pek çok sorunla uğraşmak zorunda kalan bir Afrika ülkesidir. Bu sorunların giderilmesine yönelik ulusal tedbirlerden ziyade dış yardımlara muhtaç bir görüntüdedir. Siyasi amaçlarının da göz ardı edilmediği uluslararası yardımların en önemli bölgesidir. Özellikle Afrika Birliğinin de bu bölgede olması ile göreli istikrarın dış yardımlarla sağlandığı söylenebilir. Bu yardımlar genellikle Hıristiyanların yaşadığı bölgelerde olmakta ve yatırım ağırlıklı programlar Etiyopya devletinin koordinesinde gerçekleşmektedir. World Food Program başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşlar bölgede çalışmaktadır. Bunun yanında bazı ülkelerin özellikle bölgede müdahil olduğu ve yardım dışı alanlara da girdikleri söylenebilir. Özellikle USA, İsrail, İngiltere, Çin, Almanya dikkat çekici ülkelerdir. Bu ülkelerin bölgesel misyon faaliyetler dışında siyasi, kültürel ve özellikle askeri faaliyetler içinde bu ülkede bulundukları söylenebilir. Özellikle AMİSON Afrika Birliğinin desteklenmesi çalışmaları kapsamında Etiyopya’nın bölgede üstlendiği rol fonlanmıştır. Büyük güçler Uluslararası yardım ve bölgesel yatırımlarda bir bütünlük içinde görülseler de bölgede rol alma konusunda gizli bir rekabetin olduğu da görülmektedir.

Misyonerlik çalışmalarının kurumsal merkezleri yanında en büyük bölgesel kiliselerde Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da bulunmaktadır. Bu kiliseler genellikle yerli nitelikte sayılabilecek kiliselerdir. Etiyopya yönetimi dine ve kiliseye müdahale etmeme yönünde bir eğilim içindedir. Geçmişte yaşanan önemli bir kriz büyük etki bırakmıştır. Geçmiş hükümetlerden biri, kilisenin en yüksek temsil makamı olan patriği görevden alarak kendi istediği bir atamayı yapmasıyla Hıristiyan toplumun öfkesinin muhatabı olmuştu.

Batılı kuruluşlar yanında Müslüman kuruluşlar açısından da Etiyopya önemli bir yardım evrenidir. Bu yardımlar teknik ve insani yardımlar ve dini temelli yardımlar olarak ele alınabilir. Müslüman ülkeler ve Müslüman kuruluşlar yoluyla özellikle IDP (İslamic Development Bank) eliyle yapılmış pek çok kurumsal çalışma da mevcuttur.

Etiyopya’da Nisan 2018 tarihli yeni hükümetin ardından gözle görülür nitelikte değişimler yaşanmıştır. Bu değişim tüm alanlarda ortaya çıktığı söylenebilir.

6.Abiy Ahmed Ali’nin Başbakanlığı ve Değişen Etiyopya

Etiyopya Başbakanı Hailemariam Desalegn, başbakanlık görevinden ve EPRDF liderliği görevinden istifa ettiğini açıklamasının ardından Etiyopya’da bir idari ve siyasi kriz ortaya çıkmıştı.

Farklı eyaletlerden dört partinin oluşturduğu iktidar koalisyonu Etiyopya Halkları Devrimci Demokratik Cephesince (EPRDF) gerçekleştirilen konsey toplantısında, koalisyonun başına Oromo Halklarının Demokratik Örgütü (OPDO) Başkanı Abiy Ahmed Ali’nin (42) geçmesi kararlaştırmıştı.

Cephe etnik çeşitliliğin olduğu Etiyopya’nın önemli dört siyasi etnik yapısından teşekkül ediyor. Oromo Halklarının Demokratik Örgütü (OPDO) , Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), Amhara Ulusal Demokratik Hareketi (ANDM), ve Güney Etiyopya Halkları Demokratik Hareketi’nden (SEPDM) meydana gelen Koalisyonun başına geçen Abiy Ahmed’in başbakanlığa geçmesi ile son 27 yıllık EPRDF yönetiminde ilk kez Oromolu bir isim başbakan oldu.

EPRDF’in başına geçen Abiy Ahmed Ali, ülkede yıllarca ordu içerisinde görev yaptıktan sonra yarbaylığa yükselmiş ve siyasete girerek Bilim ve Teknoloji Bakanı olarak görev yapmıştır. Ahmed, son olarak Oromiya Eyaleti Başkanı Lemma Megersa’nın yardımcılığını üslenmişti. Abiy Ahmed’in en dikkat çeken özelliklerinden biri de babasının Müslüman, annesinin ise Hristiyan olması oldu. Bu durum, karma dinsel bir yapıda olan Etiyopya’da farklılıkları buluşturacak bir fırsat olarak algılanmıştır.

6.1. Abiy Ahmed Ali’yi Başbakanlığa Hazırlayan Olumsuz Şartlar

Abiy Ahmed’in Başbakanlığını getiren süreç son dönemde Etiyopya’da tüm alanlarda istikrarın kaybolması olmuştur. Etnik federalizmin uygulandığı Etiyopya’da komünist Derg rejiminin 1991’de yıkılmasından bu yana iktidarda bulunan EPRDF, başbakanın istifası sonrası olağanüstü hal ilan etmişti. Etiyopya hükümetinin Oromiya eyaletindeki tarım arazilerini kamulaştırarak başkent Addis Ababa’nın sınırlarını genişletmeye çalışması sonucu Aralık 2015’te Oromiya’da başlayan gösteriler Amhara eyaletine de yayılmıştı. Protestolar sonrası çok sayıda muhalif isim, gazeteci ve aktivist tutuklanmıştır. Dini yaşam alanında da istikrarın bozulması pek çok olayı beraberinde getirmiştir. Müslümanlar Ahbaş olayı ve ona bağlı gelişmelerden etkilenirken, Hristiyanlarda geleneksel Etiyopya kilisesini örseleyen Protestanlaştırıcı iktidar eğilimlerinden çok fazla rahatsızlık duymaktadır. Bunun yanında ülkede sosyal politika uygulamalarında yaşanan sorunlar da Etiyopya istikrarını tamamen ortadan kaldırdı. En küçük azınlık gruplardan biri olan Tigray hakimiyeti de ülkede büyük siyasi tartışmalara sebebiyet oluşturdu.

6.2.Abiy Ahmed Ali’nin İktidar Süreci ve İlk Dönem Uygulamaları

6.2.1.Ülke İçindeki Uygulamalar

Abiy Ahmed Ali başlangıçta karma nitelikli bir dinsel kimlik taşıdığı için ve özellikle Oromiyeli olduğu için geniş bir toplumsal mutabakatın ismi olarak etnik kimlikleri aşan bir hüsnü kabul görmüştür. Asker kimliği yanında, başarılı bakanlık ve bölgesel Başbakan yardımcılığı süreci de dikkatlerin üzerinde toplanmasını sağlamıştır. Fakat bu sürecin asıl odak noktası iktidar koalisyonun ortak önerdiği bir isim olmasıdır. Pek tabi yıllardır iktidara susayan Oromo’ların içinden çıkmış olması da onun için önemli bir avantaj oluşturmuştur.

Abiy Ahmed Ali, genç ve enerjik bir görünüm ortaya koymaktadır. Katılımcı ve demokratik yöntemleri esas alan yönetim tipi ile her sosyal katman tarafından önceleri benimsenmiştir. Toplumun tüm sınıfları ve grupları ile etkileşim içinde olan çok partili Etiyopya’da herkes ile istişare etme konusunda gayret göstermektedir. Etiyopya’nın yeniden kalkınmasına yönelik bir çaba içinde olduğu yakinen gözlenmektedir. Bir yılı aşan Başbakanlık döneminde tüm sektörlerde hatırı sayılır gelişmeler olduğu söylenebilir.

Göreve gelir gelmez ilk ve en önemli uygulaması siyasi ve demokratik talepleri nedeniyle tutuklu olan tüm mahkumlara af getirmesi olmuştur. Bu mahkumların bir kısmının siyasi rakipleri olmasına da aldırış etmemiş, bazıları ile de birlikte çalışma yolunu tercih etmiştir. Etiyopya içinde var olan bölgesel gerginlikler konusunda aldığı inisiyatif çok anlamlıdır. Özellikle kriz OGADEN bölgesindeki Ogaden National Liberatin Front (ONLF) adlı silahlı yapı ile yaptığı müzakereler neticesinde yapı kendini fes ederek siyasi partiye dönüşme kararı almıştır. Bunun dışında farklı lokal agresif gruplarla yaptığı görüşmelerle demokratik bir Etiyopya’nın önünü açtığı ifade edilebilir.

Etiyopya’nın %60’a yakını Müslümandır. Bu büyük nüfus şu an kadar hep örselenmiştir. Bu durumun ortaya çıkmasında küresel çalışmaların da etkili olduğu söylenebilir. Ahbaş süreci ve Envar mescidi etrafında ortaya çıkan olaylar neticesinde binlerce Müslüman tutuklanmıştır. İslami eğitim ve davet çalışmaları yanında Müslümanlara ait Sivil kuruluşlar çalışamaz hale getirilmiştir. Ayrıca bazı bölgelerde Müslümanlara kurulan kumpaslarla (evlerine ve iş yerlerine bırakılan silahlarla) tutuklamalar gerçekleştirilmiştir. Abiy Ahmed Ali göreve gelir gelmez ilk iş olarak Müslümanların salınıvermesini sağlamıştır. Başbakanın babasının Müslüman olması da Müslüman toplumda olumlu bir algıya sebep olmuşsa da süreç içerisinde verilen sözlerin tutulmaması ve demokratikleşme sürecinin tamamlanması ile beklentiler belirsizliğe dönmüştür.

Abiy Ahmed Ali’nin en önemli adımlarında birinin de ülke içi kalkınma olduğunu ifade etmek gerekir. Kendisi de orta halli bir aileden gelen Ahmed’in yoksul mahallelere yaptığı ziyaretler ve yaptığı açıklamalar oldukça büyük ses getirmiştir. Yoksul insanları odaklayan politik gayretleri toplumdan büyük ilgi görmüşse de son dönemde ortaya çıkan savaşın etkisi ile Etiyopya çok derin bir ekonomik kaosun içine sürüklenmiştir.

6.2.2.Müslümanlarla İlişkiler ve Değişen Şartlar

Müslüman topluluklar Abiy Ahmed Ali’nin iktidar döneminde siyasallaşma konusunda bazı fırsatlara sahip olmaktadırlar. Abiy Ahmed’in demokratikleşme programı çerçevesinde tüm eyaletlerde ve merkezde pek çok partinin kurulduğu söylenebilir. Bu partilerin bir kısmı Müslümanlar tarafından oluşturulmuş, bazı siyasi partiler de karma olarak yapılandırılmıştır. Tartışmasız Etiyopya halkının ortak sorunları vardır. İdeolojik bir ortak program çerçevesinde kurulan partilerde Etiyopya halkının ortak sorunlarına karma bir insan yapısı ile yönelen önemli siyasi hareketlerden biri de FREEDOM AND EQUALİTY PARTY’dir. Türkiye mezunu Dr. Abdulkadir Adem’in girişim ve gayretleri ile kurulan parti Oromiye merkezli olmakla birlikte ülkenin tümünde etki yaratmaya yönelik bir siyasi duruştur. Türkiye ve dünyanın pek çok yerinde eğitim almış olan Abdulkadir Adem önemli bir entelektüel ve Etiyopya Müslümanlarının önem verdiği bir liderdir. Abdulkadir Adem Türkiye’de bulunduğu dönemde Türkiye’nin demokrasi yapısını ve çok partili siyasal sistemini yakinen analiz etmiş bir Türkiye dostudur. Abiy Ahmed’in sıkça başvurduğu bir isim olan Abdulkadir Adem eliyle kurulmuş olan PDN NGO üst çatısı ise Etiyopya halkına 90’a yakın Sivil Kuruluş marifetiyle önemli katkılar sunmaktadır. Etiyopya’da ki bu demokratikleşme süreci Etiyopya’nın geleceği için önemli bir fırsattır.

Yakın zamana kadar Ahbaş meselesi üzerinde çok yıpranmış olana İslam toplumuna Abiy Ahmed’in çok önemli bir katkı sunduğu iyi bilinmelidir. Ahbaşlar tarafından sevk ve idare edilen Etiyopya İslam Yüksek Konseyi Etiyopya Müslümanları için oldukça önemli bir kuruluştur. En küçük yerleşim bölgesine kadar nüfuz edebilen bu yapı Etiyopya Müslümanlarının en önemli dini idari merci’dir. Bu yapının sapkın bir yapı olan Ahbaşlar tarafından kontrol altında tutulması Etiyopya Müslümanları için oldukça önemli bir handikaptı. Başbakanın bu konuda aldığı inisiyatif oldukça değerlidir. Etiyopya halkının değerlerine ve İslam’ın temel kaidelerine uygun olmayan Ahbaş hareketi ve kadroları görevden uzaklaştırılarak yerine Etiyopya Müslümanlarının tümünün bir dini otorite olarak kabul ettiği Müftü Hacı Ömer’in seçilmesi imkânı oluşturulmuştur. Uzun zamandır büyük sıkıntı içinde olan Etiyopya Müslümanları için bu büyük bir zafer olmuştur. Ayrıca Üstad Bedru gibi önemli İslam alimler ’inin çalışmalarına ve irşat faaliyetlerine müsaade edilmiştir.

Uzun zamandır Etiyopya’da Müslümanların ihtiyacı olan Faizsiz Bankacılık konusundaki çalışmalar artmıştır. Daha önceki dönemde çalışmaları durdurulan ve kaynaklarına el konulan ZEMZEM BANK’ın yeniden çalışmalarına başlaması sağlanmıştır. Hisse satışının devam ettiği Banka yakında büyük ve güçlü bir zincirle çalışmalarını yaygınlaştıracak. Malezya, Türkiye, Katar ve Endonezya’da ki modellerin incelendiği bir Faizsiz Bankacılık modeli konusunda çalışmalar hızla devam etmektedir. Çok yakın zamanda pek çok faizsiz bankanın açılacağı müjdelenmektedir.

Abiy Ahmed Ali iktidarında Müslümanlar geçmiş dönemlere nazaran oldukça rahat durumda bulunmaktadırlar. Dini yaşamlarında ki rahatlama yanında, siyasi çalışmalar içine girmiş olmaları da Etiyopya Müslümanlarının gelecekleri için bir fırsat olarak görülmektedir.

Fakat süreç içerisinde taahhütlerin gerçekleşmemesi sebebiyle bir belirsizlik ortaya çıkmıştır.

6.2.3.Dışarıda Atılan adımlar

Etiyopya tartışmasız Afrika’nın en önemli ülkelerinden biri. Onun ne kadar özel bir ülke olduğu Afrika Birliğinin merkezinin de orada olmasından anlaşılır. Hristiyanlık tarihi içinde ki özel yeri de Etiyopya’yı Batı nezdinde oldukça değerlidir. Müslümanların ilk hicretini Habeşistan’a yapmaları nedeniyle Müslümanlar içinde tartışmasız çok önemli. Ayrıca yüksek bir nüfus oranına sahip Müslümanlar nüfusu Etiyopya’yı yakinen takip etmeyi Müslümanlar açısından zorunlu kılmaktadır. Tarihi serüveni ile de oldukça önemli olan bu Afrika ülkesinin Dünya ile de geniş bir etkileşim içinde olduğunu söylemek mümkün. Bir dönem sosyalist yönetimi ile Dünya’nın belli bölgeleri içinde anlamlı bir noktadadır. Etiyopya yönetimleri tarihsel serüvenleri boyunca bu çeşitliliği denge siyaseti ile götürmeyi bilmişlerdir. Bunun en dikkat çekici sonucu olarak ta Etiyopya Afrika’nın sömürge olmayan tek ülkesidir. Etiyopya bu denge siyasetini bugünde devam ettirme gayreti içindedir.

Abiy Ahmed Ali hükümeti bu çerçevede tüm dünya ile barış mesajları üzerinden bir diplomatik duruş tercih etmiştir. Özellikle Çin ve ABD ile ilişkisinde rekabetin tam göbeğinde olmasına rağmen ilişkilerini başarı ile götürmektedir. Bu tarafların tercih konusunda yaratacakları baskıya kadar devam edebilecek bir durumdur. Bu baskıyı yaratacak tarafın kaybetme tehlikesi nedeniyle taraflar mutedil bir ilişkiyi tercih etmektedir. Özellikle ABD ve İsrail bölge ’deki kritik yatırımları nedeniyle ve Etiyopya’daki varlıklarını tehlikeye atacak adımlar ortaya koymamaktadırlar. Yakın zamanda Etiyopya havayollarına ait ABD yapımı bir uçağın düşmesi ile Etiyopya güçlü bir inisiyatif alarak ABD’den uçak alımını durdurmuştur. Bu ince diplomatik bir hamle olarak Etiyopya’nın dış politik bağımsızlığının bir görünümü olarak okunabilecektir.

Diğer taraftan Çin’in bölgede ki artan gücüne kayıtsız kalmazken tek yönlü bir etkiyi ortadan kaldıracak adımlar attığı da görülecektir. Tüm ihtiyaçlarını şartsız kabul etme eğilimi içinde olan Çin’e alternatif temaslar içinde olması özgün ve bağımsız kalma konusundaki duruşun da bir ifadesidir.

Abiy Ahmed Ali döneminin en dikkat çekici gelişmesi tartışmasız komşu ülkelerle var olan krizler konusunda aldığı pozisyondur. OGADEN işgali nedeniyle Somali ile ve geçmişte yaşanan krizler nedeniyle Eritre ile devam eden gerilimler konusunda önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu iki ülkeye yaptığı ziyaretler tarihi bir mahiyette ve çok etkili neticeler ortaya çıkartmıştır.

Güney Sudan konusunda aldığı inisiyatif bölgedeki gelişmelerde önemli bir konum elde edeceğinin göstergesidir. Mısırla devam eden Nil sorununda iletişimi devam ettiren fakat Etiyopya’nın milli menfaatlerini ıskalamayan bir görünümdedir. Türkiye ile olan ilişkiler de oldukça iyi durumdadır. Siyasi, diplomatik ve iktisadi ilişkiler artma yönünde eğilim göstermektedir.

Abiy Ahmed’in geçen yıllarda aldığı inisiyatif oldukça büyük etki yaratmıştır. Sudan’daki darbe ve neticesinde ortaya çıkan sokak olaylarına başından itibaren kayıtsız kalmamıştır. İşin krize girdiği bir noktada tarafları bir masada oturma konusundaki arabulucu tavrı tüm Dünya tarafından takdirle karşılanmıştır. Krizin tırmandığı bir noktada sözünün taraflarca dinleniyor olması Abiy Ahmed’in bölgede güçlü bir aktöre dönüştüğünün en açık ifadesidir. Abiy Ahmet Ali Doğu Afrika’da artık yeri sağlam ve güçlü bir aktördür. İçerde ve dışarıda üstlendiği rol değerlidir.

6.2.4.Son Dönemde Ortaya Çıkan İmaj Kaybı ve Belirsizlikler

Süreç içerisinde Abiy Ahmed’in özgün ve güçlü politikası içeride ve dışarıda bazı düşmanlıklar da oluşturmuştur. Özellikle federatif devlet yapısının yaygın olduğu ülkede, üniter devlet arzusu kendi kadroları da dahil olmak üzere çok mahdut bir ekip tarafından sahiplenilmektedir. Bölgede üstlendiği kritik rol yanında üniter olma arzusunun da uluslararası kuruluşlar ve özellikle ABD tarafından hoş karşılanmaması ile yeni ve olumsuz bir algı ortaya çıkmaya başlamıştır.

Süreç içerisinde belli çevreler açısından antidemokratik bir görünüm içerisine girmesi ile birlikte, özellikle tutuklamalar da Abiy Ahmed’in imajına zarar vermiştir.

Abiy Ahmed’in Rusya ve Çin ile yakınlaşması ve ittifak içinde hareket etmesinin de ABD’nin Abiy’in biletini kesmesi konusunda etkili bir sebep olduğu düşünülmelidir.

Mısır, Etiyopya ve Sudan arasında ihtilaf konusu olan Rönesans barajı meselesinde Etiyopya hükümeti milli bir tutum ortaya koymaktadır. Washington’daki arabuluculuk toplantısında masayı terk etmesi ile ABD muhalefeti açık bir hal almıştır.

Tigray savaşındaki sert, saldırgan ve belirsiz tutumu, Eritre ordusu ile yakınlaşması ve diplomatik kanallarındaki sınırlılıklar Abiy’in imajında derin yarıklar ortaya çıkartmıştır.

7.Abiy Ahmed Ali’ye Karşı Darbe Girişimi ve Sonuçları

Abiy Ahmed Ali bir yılı aşan bir dönemde ülke içinde ve dışında çok önemli işler başarmıştır. Başarı her zaman ödül ve kazanım getirmez. Başarının içeride ve dışarıda muarızları da ortaya çıkabilecektir. Menfaati kesilen gruplar bu konuda muhalif tavırlar ortaya koyacaklardır.

Etiyopya yukarıda uzun uzun anlattığımız gibi etnik çeşitliliği kalabalık olan bir ülkedir. 90 farklı etnik grup 9 eyaletle yönetilmektedir. Tüm etnik gruplar merkezi iktidarda daha güçlü bulunma motivasyonu ile hareket etmektedir. Abiy Ahmed Ali dörtlü ittifakın adayı olarak nispeten etnik yapıların üstünde bir meşruiyeti olsa da belli etnik yapıların kendisinden rahatsızlık duyduğu herkesin malumudur. Özellikle uzun bir dönemdir devlet erkinin tüm imkânlarına alışık olan Amhara ve Tigray halklarının isyan potansiyeli içinde oldukları bilinen bir gerçektir. Bu hassasiyet çerçevesinde kurulan ittifak bu durumu göz ardı etmeyerek kabine planlaması yapmasına rağmen tüm bölgelerde etnik kimliği öne çıkararak siyaset üreten grup ve siyasi partiler çalışmalarını artırarak devam etmektedirler. Ülke nüfusunun %25’ine sahip olan Amhara’daki bazı grupların muhalif bir siyasi çaba içinde oldukları ve bu konudaki muhalefetin şiddetini artırdıkları görülmektedir.

Başbakanın dışlamayan tutumuna rağmen etnik ve mahalli güdüler çerçevesinde Oromo’ların iktidarı tamamen ele geçirdikleri ve Amhara’lılara baskının arttığı yönünde yaygın bir propaganda Amhara bölgesinde zemin bulmuştur. 400-500 yıllık iktidarı kaybettikleri düşüncesiyle bölgede son dönemde gerginlik iyiden iyiye artmıştı.

Özellikle Amhara diasporası güçlü olduğu ABD’den yaptığı propaganda ve medya çalışmaları ile bölgede ki gerilim dozajını yükseltmiştir. Ayrıca küresel propaganda kaynaklarını etkin kullanarak belli düzeyde bir etki yarattığı da görülmüştür. Abiy Ahmed Ali’in her başarısını adeta Amhara karşıtı bir durummuş gibi algılayarak Başbakan karşıtı yoğun bir karşı propaganda oluşturulmuştur. Bu konudaki muhalif söylem diasporada yarattığı etkiyi içeride kurduğu bir siyasi parti ile desteklemiştir. Amhara halkının haklarının gasp edildiği üzerinden oldukça sert bir propaganda yapmaktadır.

Tartışmasız Etiyopya’nın istikrarı belli çevreleri rahatsız etmektedir. Bu rahatsızlık içeriden olabileceği gibi dışarıda ’da oluşabilecektir. Etiyopya’nın bölgede etkili ve güçlü bir ülkeye dönüşmesi hesapları olan başka ülkeleri rahatsız edecektir. Ülke ’de artan istikrar belli çevreleri rahatsız etmiş olmalıdır ve ülkede en kolay çıkarılabilecek sorun, etnik fırsatları kullanmaktır. Tam da böyle bir dönemde 22 Haziran 2019 günü Abiy Ahmed Ali üzerinde kamuflaj ile TV’lerde görünmüş ve Amhara bölgesinde bir darbe girişiminin olduğunu ve bastırıldığını halkına ve tüm Dünya’ya ilan etmiştir. Demokratikleşme ve Kalkınma gayreti içinde olan her ülkede kolay bir yöntem olarak darbe ve iç savaş girişimi Etiyopya ordusu tarafından bastırılmıştır.

Darbenin sonucunda; Etiyopya Genelkurmay Başkanı Seara Mekonnen, Amhara bölgesi Başkanı Abbachew Mekonnen, Amhara bölgesi kabine üyesi Azaze Wasaw dahil toplam beş kişi hayatını kaybetmiştir. Darbe girişiminin arkasındaki isim olan Amhara bölgesinin Güvenlik Şefi General Asamnew Tsige ise Bahir Dar şehrinde ölü olarak ele geçirilmiştir. Tsige’nin, Amhara kökenlilere silahlanma çağrısı yaparak diğer etnik gruplara karşı savaşa davet ettiği ve Amhara milislerini işe aldığı gerekçesiyle hükümet yetkililerinin toplantı yapacağını haber alınca darbe girişimine kalkıştığı ortaya çıkmıştır. Asamnew Meles Zenawi döneminde de darbe girişiminden dolayı yargılanıp ceza almış bir isimdir. Asamnew Tsige’nin mevcut Başbakan Abiy Ahmed tarafından ilan edilen genel aftan yararlanarak Amhara eyaletinin güvenlik şefi olarak atanmıştır. Bu iyi niyete karşı yapılmış bir ihanet olarak tarihteki yerini alacaktır.

Darbe’nin en üzücü sonuçlarından biride kendisi de Amharalı olan Etiyopya Genelkurmay Başkanı Seara Mekonnen’in ölümüdür. Mekonnen Abiy Ahmed’e sadakatinin ve ülkesinin gelişimine verdiği destek neticesinde Asamnew’in talimatıyla koruması tarafından öldürülmüştür.

Darbe süreci, Etiyopya’nın yükselişine yönelik bir operasyondur. Tutuklamalar ve tahkikat devam etmektedir. Sürecin Amhara diasporası marifetiyle tahrik edilerek yeni olayların başlamaması için tedbirler alınmaktadır. Ülkede bu tedbirler çerçevesinde bazı kısıtlamalar vardır. İnternet kesiktir ve bölgeden yeterince haber alınamamaktadır. Bölge ile yaptığımız görüşmelerde Amhara hariç olmak üzere günlük hayatın devam ettiği, tahkikatın Amhara başta olmak üzere ülkenin tümünde devam ettiği bilgisi gelmektedir. Abiy Ahmed ülkesinin milli menfaatleri çerçevesinde gayret etmekte ve etnik duyguları aşan bir Milli Etiyopya var etme gayreti içinde yoluna devam etmektedir.

8.Tigray Krizi, Etkileri ve Sonuçları

Abiy Ahmed’in bu yükselişi ve iktidar dönüşümüne en sert ve bölgesel tepki beklendiği üzere TİGRAY bölgesinden gelmiştir. Etiyopya’nın siyasi tarihinde Tigray halkının etkili bir nüfuzu vardır. THKC “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi” 1991 yılında başkenti ele geçirmişti ancak o dönemlerde Etiyopya’yı faşist Derg cuntası yönetiyordu. Ülke nüfusunun yüzde 6’sını oluşturan Tigraylılar baskıcı Derg yönetimini bitirerek sonraki süreçte Etiyopya’nın yönetiminde uzun süre söz sahibi olmuşlardır. Fakat etnik çeşitliliğin çok güçlü olduğu Etiyopya’da yönetimsel meşruiyet tartışması halen devam etmektedir.  İnsanlarının hırslı ve atak karakteri yanında kuzey halklarının devlet içerisindeki gücünün Abiy iktidarı ile zayıflamasına yönelik endişe kuzey halklarını saldırgan bir pozisyona sokmuştur. Eritre ile uzun süre devam eden savaş döneminden kalan savaşkan bölgesel iklim ve silah alt yapısı da bu süreci farklı bir noktaya taşımıştır. Çatışmaların başladığı Kasım 2020’de Tigray kuvvetlerinin 50 bin kişiden oluşan bir silahlı gücü bulunuyordu. Mekelle’nin Etiyopya ordusu tarafından kontrol altına alınmasının ardından bölgede oluşan mahalli milliyetçi söylemin etkisi ile Tigray cephesi milis sayısını 200 binin üzerine çıkardı. Sahada yaşanan bu güç değişimi bugün Etiyopya ordusunun bölgeden çekilmesine ve Tigraylı milis kuvvetlerin alan kazanmasına neden olmuştur. 1990’lı yıllardaki iç savaşta başkent Addis Ababa’yı ele geçiren Tigray güçleri yeniden başkente doğru yürümeye başladılar.

Savaşın kaderini değiştiren en kritik adım Abiy Ahmed’den gelmiştir. Savaş denklemini kendi lehine çevirmek amacıyla Eritre’den destek istemiş, bölgeden gelen Eritre’li savaşçılar Tigray bölgesinde adeta terör estirmişlerdir. Uzun süre bu çağrıyı yaptığını kabul etmeyen Abiy kısa bir zaman sonra bunu kabul etmek zorunda kalmıştır. Amhara, Sudan ve Tigray topraklarında ihtilaflı Tigray topraklarının Amhara tarafından ele geçirilmesinin ardından Tigray halkının topyekün bir savaşa kalktığı ve bu savaşın kendileri açısında çok güçlü bir meşruiyet zeminine oturduğu görülmektedir. 1991 sonrasında hükümette olan Tigray halkı güçlü bir bürokratik insan kaynağına sahip olmuştur. Bugün özellikle Etiyopya’yı yurt dışında temsil eden insan kaynağının ve Etiyopya diplomatik misyonlarının neredeyse tamamına yakını Tigray bölgesindendir. Bu da konunun uluslararası kamuoyunda algılanılması konusunda Tigray halkını avantajlı hale getirmektedir.

Kısaca savaş, uluslararası raporlar marifetiyle Tigray tarafından çıkarılmış olarak tanımlansa da – Askeri birliğin basılarak askerlerin öldürülmesi ve devlete ait mühimmatın ele geçirilmesi olayı-; Eritre askerlerinin davet edilmesi, Amhara, Eritre ve Etiyopya ordusunun Tigray’daki saldırgan tutumu adeta Tigray’da milli seferberliği tetiklemiş ve hükümeti kusurlu bir pozisyona itmiştir. Artan savaş gücü bununla açıklanırken, uluslararası yardımlarda savaşın şiddetini pekiştirmiştir. Etiyopya İstihbari kaynakları pek çok uluslararası kuruluşun bölgede Tigraylara destek verirken tespit edildiğini kamuoyuna duyurmuştur. Yakın zamanda WFP “Dünya Gıda Programından” bazı çalışanları Tigray lehine istihbarat yapıyor oldukları gerekçesi ile sınır dışı etmiş, bazılarını da tutuklamıştır.

Bu süreçte yurt dışındaki diasporanın da etkili olduğu söylenebilir. Abiy Ahmed’in –küresel güçler açısından- kontrolsüz büyümesi ile Etiyopya’daki istikrar sürecini kontrol altına almak isteyen ABD, bu süreçte krizin kaynağı olan Tigray tarafında vaziyet alarak Abiy Ahmed’i yalnız bırakma yoluna gitmiştir. Bu durumun ortaya çıkmasındaki bir başka sebepte Mısır ile yaşanan baraj ve Nil’in kullanım hakkı ile ilgili krizdir. Sisi ile birlikte hareket etme yoluna giden ABD’de baraj tartışmasında milli bir yaklaşım içinde olan Abiy Ahmed’i adeta cezalandırmaktadır. BM başta olmak üzere pek çok uluslararası kurum krizi sonlandıracak adımlar atmak yerine Etiyopya hükümetini zora sokacak bazı açıklamalar tercih etmektedir. Özellikle Eritre askerlerinin daveti ve savaş suçu düzeyinde işledikleri kabahatler uluslararası kuruluşların raporlarında yer bulmuştur. Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), Etiyopya ordusunun kuzeydeki isyancı Tigray Halk Kurtuluş Cephesine (TPLF) karşı yürüttüğü operasyona destek olan Eritre kuvvetlerinin, Aksum şehrinde yüzlerce sivili katlettiğini bildirmiştir. Örgütün hayatta kalanlar ve görgü şahitlerine dayanarak hazırladığı raporda, 28-29 Kasım 2020’de Aksum caddelerinde sivillere ateş açan ve ev baskınları düzenleyen Eritre kuvvetlerinin, yüzlerce silahsız sivili öldürdüğü ifade edildi.

“Kanıt laboratuvarı” birimince elde edilen uydu fotoğraflarının sivil ayrımı gözetmeksizin açılan ateş ve yağma iddialarını kuvvetlendirdiği aktarılan raporda, şehirdeki iki kilise yanında toplu mezarlar oluşturulduğuna ilişkin işaretler olduğu da belirtildi.

Abiy Ahmed bu süreçte diplomatik olarak oldukça zayıf bir süreç yönetirken, içeride verdiği görüntü ise olayı yok sayma yönündedir. Konuyu yönelik hiçbir arabulucuyu kabul etmemektedir.

Etiyopya halkları Etiyopya milliyetçiliği düşüncesine benimserler. 1991 sonrasında azınlıktaki toplumunun siyasi inhisarı altında kalan Oromo’lar başta diğer milletler katılımcı demokratik bir Etiyopya peşinde idiler. Çok kültürlü yapısı ile aslında Etiyopya demokratikleşme ile etnik iktidarlar arasındaki yapısal kavganın tam içinde bulunmaktadır. Federatif yönetim tarzına sahip olmasına rağmen merkezi gücü ele geçirme arzusu bir potansiyel durum olarak tüm etnik yapıların zihin arkasında oldukça güçlü bir şekilde bulunuyor. Son seçimlerde arzu edilen bir çeşitlilik maalesef sağlanamadı ve seçim süreci bazı kör tartışmalara kurban edildi ve Etiyopya’nın geleceğini kuracak güçlü bir temsilin oluşmadığını söyleyebiliriz. Seçimin meşruiyeti ile ilgili tartışmaların gölgesinde seçimler Abiy Ahmed’in zaferi ile neticelenmişti. Bu seçimlerle birlikte Etiyopya’da şiddet çok güçlü bir şekilde arttı. Bugün şiddet sarmalı daha geniş bir alana doğru yayılmış durumda. Abiy Ahmed çatışmayı Mekele ve civarında sınırlandırmayı umarken THKC “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi”  Dessie şehrini Ekim ayının sonunda ele geçirdiğini duyurdu. Dessie hem Amhara bölgesinde bulunmasıyla hem başkente giden otoyol üzerinde yer alan büyük kentlerden biri olmasıyla önemli ve Dessie şehri Kuzey’e açılan yollar üzerinde ve oldukça hassas bir kavşakta bulunuyor. Dessie’nin ve diğer irili ufaklı bölgelerin THKC’nin eline geçmesi milislerin savaşı merkezi hükümetin kapısına taşıdığının en önemli göstergesi. Küresel destek yanında Eritre ve Sudan’dan savaşa katılan paralı savaşçılarla THKC kendinden beklenenin çok üstünde bir performansla binlerce hükümet askerini de esir alarak çok güçlü bir görünüm ortaya koyuyor. OGADEN başta olmak üzere başka sorunlu alanları da harekete geçirme potansiyeli taşıyan bu durum Etiyopya ordusunun gücü ile alakalı şüpheleri derinleştirirken, iç savaş arzusu içinde olan grupları da teşvik edici oluyor.

9.Tigray Zulmü ve Abiy Ahmet Belirsizliğinde “Wollo Müslüman’ları”

Yakın zamanda THKC tarafından ele geçirilen Dessie ve özellikle Wollo bölgesi Müslümanların yaşadığı bir bölgedir. Kendi kimlik özellikleri yanında medreseleri ile meşhur olan Wollo bölgesi Tigray savaşçıları tarafından yağmalanırken Amhara federal ordusu da, Etiyopya ordusu da hiçbir şey yapmamıştır. Adeta Müslüman kimliği ile ortada kalan Wollo halkı bu savaşı en ağır şekilde ortada kalarak ödemektedir. Abiy Ahmet iktidarından sonra adeta planlı bir şekilde silahsızlandırılan Müslümanlar, silahsız bir şekilde Tigray savaşçılarının önündeki kurbanlar gibidir. Kendilerinin korunmasını Abiy Ahmed’den talep eden Müslümanlara verilen cevap çok şaşırtıcı olmuştur. “Silahlanın ve kendinizi koruyun.” Silahları alınmış Wollo Müslümanları Tigray hakimiyeti altındaki bölgede çok ağır bir dram yaşamaktadırlar. Abiy ve Amhara askerlerinin Tigray’daki yağma ve saldırılarının misillemesi olarak Tigray savaşçılarının gazabı Wollo’nun Müslüman halkının üzerine sağnak gibi inmiş durumdadır.

Mutlaka bu bölge’ ye uluslararası bir heyet gönderilmeli ve adeta bir Müslüman kıyımına dönen Wollo’daki maliyet analiz edilmelidir. Etiyopya ordusunun diğer eyaletlerden topladığı karma ordu bu savaşın Amhara ve Tigray arasında bir savaş olduğunu ve kendilerini ilgilendirmediğini ifade ederek savaş meydanından kaçmaktadır. Bu durum kısa bir zaman sonra Tigray savaşçılarının Addis Ababa’ya ulaşacaklarının net bir göstergesidir.

Yakın zamanda OHAL kararının alınması ile Etiyopya’da bir iç savaş durumunun ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Bu iç savaşın daha şimdiden milyonluk insan kitlelerini hareket ettirdiğini devasa insan nüfuslarını göçe zorladığını, yağma ve insani dramlara sebep olduğunu da söyleyebiliriz. Somali’nin ardından, Sudan şimdi de savaş baronları Etiyopya’da bir krizin çıkmasını adeta destekliyor bir görüntü içinde vaziyet alıyorlar. Binlerce paralı askerin geldiği Etiyopya, savaş ekonomisinin ve savaş baronlarının yeni bölgesi gibi gözüküyor. Etiyopya gibi etnik çeşitliliğin fazlaca olduğu bu bölgede yaygınlaşacak savaş istikrar sorunu yaşayan Somali, Sudan yanında Kenya, Eritre ve Cibuti’ye kadar sıçrayarak Afrika Boynuzunu bir ateş çemberinin içine sokacaktır.

Etiyopya Müslümanlarının bu savaşa bakışı da oldukça karmaşık bir görünümdedir.

  • Etiyopya Müslümanları kendi içlerinde bu savaşı farklı farklı algılamaktadır. Bir kısmı savaşı görmezden gelmekte ve sessiz kalmayı tercih etmektedir.
  • Bazı Müslüman topluluklar konuyu milliyetçi perspektifte ele almakta ve sahip oldukları etnik değerler temelinde algılamaktadırlar.
  • Etiyopya Müslümanları’nın bir kısmı için Wollo’da Müslümanlar aleyhine çok büyük bir kriz mevcuttur.
  • Abiy Ahmet’in Müslümanlara verdiği taahhütlerin ve özellikle demokratikleşme konusundaki sözlerin tutulmaması nedeniyle Abiy Ahmet’e bir güvensiz bakış mevcuttur. Bu sebeple iç savaşta taraf olmadan sürecin tamamlanmasını beklemektedirler.
  • Son günlerde verilen taahhütlerin gerçekleşmemesi sebebiyle itirazlar Müslümanlar tarafından yüksek sesle dillendirilmeye başlanmıştır.
  • Müslümanlar Tigray zulmü ile Abiy belirsizliği arasında kalmış durumdadırlar ve iki olumsuzluktan birini tercih etmez iken ne yapacaklarını bilememektedirler.
  • Bazı müslümanlar için özellikle Wollo’da ortaya çıkan durum çok olumsuz olup, maliyeti çok ağır olmuştur. Bu sebeple Wollo başta, savaştan etkilenen Müslüman toplum’un maddi ve manevi olarak korumaya alınması, yardım çalışmaları başta olmak üzere hızla bir destek programının başlatılması dillendirilmektedir.
  • Özellikle savaştan etkilenen bölgelerde Protestan Hükümet eliyle sistematik bir misyonerlik faaliyetinin yapılabileceği ile alakalı bilgi ve emareler bulunmaktadır. Savaştan mağdur olan Müslüman ahalinin mağduriyetinin istismar edilmemesi konusunda mutlaka çalışmalar yapılmalıdır.

10.Etiyopya ve Türkiye İlişkileri ve Türkiye’nin Bu Krizdeki Rolü

Etiyopya ve Türkiye ilişkileri oldukça eski dönemlere dayanmaktadır. Osmanlının Habeşistan eyaletinin merkezi bugünkü Harrar şehridir. Oldukça kurumsal ve derinlikli bir ilişki alt yapısı olduğu söylenebilir. Cumhuriyet döneminde de bu ilişkinin başarılı bir şekilde devam ettiği söylenebilirse de son 15 yıllık dönemde hatırı sayılır bir artış ortaya çıkmıştır. Ticaret hacmindeki artış yanında özellikle Kamu Diplomasisi çalışmalarında önemli atılımlar ortaya çıkmaktadır. Türk kamu diplomasisi kuruluşlarının neredeyse tamamının bölgede ciddi çalışmaları bulunmaktadır. TİKA başta olmak üzere YTB, Maarif Vakfı, Yunus Emre Enstitüsü bölgede oldukça hacimli işler ortaya koymaktadır. İnsani yardım çalışmaları süreç içerisinde kapasite inşasını esas alan nitelikli kalkınma yardımlarına dönüşmüştür. YTB’nin Türkiye Bursları kapsamında son 10 yıllık dönemde özellikle master ve doktora programlarından mezun olan yüzlerce öğrenci iki ülke arasındaki ilişkilerin artışına katkılar sağlamakla kalmamış Etiyopya’nın akademik elitlerinde gözle görülür bir artış ortaya çıkmıştır.

Bugün Türkiye markası Etiyopya’da güven ve kalitenin bir adresi haline gelmiştir. Çin bölgede büyük hacimli bir yatırım süreci yönetmektedir. Hibe yoluyla yaptığı Afrika Birliği binası, Addis Ababa içinde yaptığı devasa yol ve köprülere rağmen Türkiye’nin sahip olduğu marka ve imaja sahip olamamıştır. Maarif Vakfı tarafından ortaya konulan eğitim vizyonu da ülkeler arası etkileşimi daha geniş bir toplumsal tabana yayma konusunda oldukça nitelikli bir katma değer üretmektedir. Ülkemize karşı duyulan bu güvenin çok güçlü bir çıktısı olarak Abiy Ahmed yakın bir zamanda kalabalık bir heyet ile ülkemize gelmiştir. Karşılıklı ikili ilişkilerin masaya yatırıldığı bu toplantılarda Abiy’in asıl niyetinin küresel toplum tarafından yeterince sahiplenilmeyen Tigray krizi ile alakalı destek talebi olduğu gözden ırak tutulmamalıdır. Kamuoyuna İHA ve SİHA talebi olarak yansıtılan bu ziyaretler bir ticari alışverişin çok ötesinde algılanmalıdır. Ülkemiz tüm dünya’ da istikrar ve güvenin adresi bir tarihsel, güncel görünüme sahiptir. Savunma sanayii konusundaki ticari etkileşimler değerli olmakla birlikte asıl olan ülkemizin istikrar ve ara bulucu rolünün ortaya çıkmasıdır.

Ülkemiz ticari gruplarının bölgedeki yatırımlarının büyük bir kısmı bugün Tigray savaşçıları tarafından ele geçirilen Kombolcha bölgesindedir. Tigray savaşçıları yanında paralı savaşçılar tarafından ele geçirilen bölge yağmalanmaktadır. Ülkemiz bu yatırımların güvenliği konusunda Etiyopya hükümeti yanında uluslararası kurumlarla da etkileşim içinde olmalıdır. Bu savaşın büyük maliyetleri vardır ve bizi de etkilemektedir. Bu sebeple savaşın bitirilmesi için arabuluculuk üstlenmek en önemli diplomatik gayret olacaktır.

Etiyopya adeta iç çatışmalara terk edilmiştir. Amhara ve Tigray diasporasının çok güçlü bir şekilde beslediği küresel yapılar ağır insani dramlara rağmen çatışma çözücü bir rolü tercih etmemektedir.Bölgede üstlendiğimiz kalkınma ve kapasite inşası odaklı mesaimiz tam bu süreçte en aktif pozisyonu almalı ve bölgedeki çatışmaların tamamlanması ve demokratik, katılımcı bir Etiyopya’nın teşekkülü konusunda gayretimiz ortaya çıkmalıdır.

Devlet yanında sivil toplum kuruluşlarımızın bölgedeki hak ihlallerini yakinen takip etmesi, savaşın yarattığı maliyetlerin izlenmesi, insani yardım süreçlerinin planlanması, özellikle Wollo ve Dessie’deki Müslüman ahalinin yaşadığı taciz, tecavüz ve yağmalama ve infazların takip edilmesi gereklidir. Etiyopya Müslümanları konusunda ciddiyetli bir süreç takibi yapılmalı, ulusal ve uluslararası kamuoyu bilgilendirilmelidir. Etiyopya’nın Müslüman halkı Tigray ve Amhara zulmü ile Abiy Ahmet belirsizliğine mahkûm edilmemelidir. İvedilikle Etiyopya’da bir insani yardım çalışması başlatılmalıdır.

Bunun güçlü diplomasi, etkin kamu diplomasisi ve STK yardım programları ile beslenmesi çok önemlidir. Tüm dünyanın çatışma arzusu içinde olduğu ülkelerde, ülkemiz istikrar ve barış için gayret etmelidir. Var ettiğimiz yüksek gayret ve kapasite bu süreçte bizim için en büyük alt yapı olacaktır. Yüzlerce Türkiye mezunu öğrenci Afganistan’dan; Balkanlar’a; Moro’dan Etiyopya’ya istikrar ve huzurun aktörleri olarak vazife beklemektedir.