Türkiye

Ayasofya Konusunda Batı'nın 'Orta Çağ' Tutumu Bir Kez Daha Gün Yüzüne Çıktı

02 Temmuz 2020 02:25

Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'un fethiyle, 'Hakkın Batıla galebesinin sembolü' olan Ayasofya Camii'nin yeniden ibadete açılmasına Batı tek bir ağızdan karşı çıkmaya başladı.

Muslim Port Haber Merkezi

Son dönemde yeniden ibadete açılması gündemde olan Ayasofya cami için Batılı ülkelerden peş peşe açıklamalar gelmeye başladı. Amerika Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Türkiye'ye Ayasofya'nın mevcut statüsünü (müze) koruyarak ibadete açmama çağrısında bulundu.

Yayımladığı yazılı bir açıklama ile AK Parti hükümetine seslenen Pompeo, 'inanç geleneklerine ve tarihin çeşitliliğine saygı gösterme taahhüdünün bir göstergesi olarak Ayasofya'yı müze halinde tutmayı sürdürmeye' çağırdı.

Ayrıca Bakan Pompeo, Ankara'dan, Ayasofya'nın 'herkes için erişilebilir' kalmasını sağlamasını istedi.

"Amerika Birleşik Devletleri, Ayasofya'nın statüsünde bir değişikliğin, bu olağanüstü binanın mirasını ve modern dünyada çok nadir olan eşsiz kabiliyetini, insanlığa farklı inanç gelenekleri ve kültürleri arasında çok fazla ihtiyaç duyulan bir köprü olarak hizmet etme kabiliyetini azaltmak olarak görüyor" ifadelerini kullandı.

Pompeo açıklamasını, "Dini ve kültürel alanların korunması da dahil olmak üzere, Türk hükümetiyle çok çeşitli ortak çıkarlar konusunda çalışmaya devam etmeyi umuyoruz" sözleriyle tamamladı.

Dışişleri Bakanlığı’ndan ABD’ye Ayasofya Cevabı: Kimsenin Haddine Değildir

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Ayasofya'nın müze olarak kalması yönündeki çağrısına ilişkin açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, "Ayasofya üzerinde her türlü tasarruf yetkisi Türkiye’nin egemenlik hakları çerçevesinde iç işlerimizi ilgilendiren bir konudur. Tabiatıyla herkes kendi düşüncesini söylemekte serbesttir. Ancak egemen haklarımız konusunda “uyarıyoruz, dikte ediyoruz” üslubuyla konuşmak kimsenin haddine değildir" ifadelerine yer verdi.

Fener Rum Patriği: Doğu ile Batı'nın Arası Açılır!

Fener Rum Patriği Bartholomeos, Ayasofya'nın mevcut müze statüsünün değiştirilerek ibadete açılması yönündeki girişimlerin Doğu ile Batı dünyasının arasını açabileceği uyarısında bulundu.

Ayasofya'nın tarihi serüvenine Hristiyanların nazarından bakan Bartholomeos, "Ayasofya'nın camiye çevrilmesi ihtimali, dünyadaki milyonlarca Hıristiyan'ın İslam'a sırtını dönmesine neden olabilir. Kutsallığı nedeniyle Doğu ve Batı'nın kucaklaştığı hayati bir merkez olan Ayasofya'nın dönüştürülmesi, özellikle de ölümcül koronavirüs salgını nedeniyle imtihandan geçen ve acı çeken insanlığın birlik ve ortak ortak hareket etmeye en çok ihtiyaç duyduğu bir zamanda bu iki dünyanın arasını (Doğu-Batı) açabilir" ifadelerini kullandı.

Fethin Sembolü Ayasofya

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethetmesinin ardından Ayasofya’ya sığınanların can ve mal emniyetinden emin olmalarını temin etti. Dünya mimarlık tarihinin eşsiz eserlerinden, İstanbul’un alametifarikası bu mabet, son demlerini yaşayan bir imparatorluğun bütün yoksulluğunu temsil edercesine İstanbul fethedildiğinde harap idi. Hatta devrin tarihçisi Tursun Bey Fatih Sultan Mehmed’in bu durum karşısındaki üzüntüsünü “Örümcek Kisrâ’nın penceresinde perdedarlık yapıyor. Baykuş Efrasyab’ın kalesinde nevbet vuruyor” beytiyle anlattığını nakledecekti.

İşte bu mabet, fetihten sonra hummalı bir çalışmayla günler içinde hazırlanacak, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan şehrin, Cuma namazı kılınan ilk camii olacaktı. O günü Askerî Müze’nin kurucusu Ferik Ahmed Muhtar Paşa Feth-i Celil-i Kostantiniye adlı eserinde şöyle anlatıyordu:

“Fethi müteakib en mühim hadise Ayasofya’da ilk Cuma namazının kılınmasıdır. Mimarlar ve işçiler geceyi gündüze katıp çalışarak Salı günü fetholunan şehrin en büyük kilisesinde cumaya kadar lüzumlu tadilatı yaptıktan sonra Padişah, emirleri, mücahitleri, gazileri ve büyük bir alay ve erkânla gelip içeri adımını atar atmaz, mabedin içinde ilahî bir gulgule yükseldi, hafızlar okumaya, müezzinler salalara, ezanlara başladılar. Cemaat bir ağızdan tekbir alıyor ve kubbe aksisedalarla uğulduyordu. Nice dem bu lahutî avaz sürüp gittikten sonra müezzinler, “İnnallahe ve melaiketihi…” ayetini yanık seslerle okumaya başlayınca Akşemseddin Hazretleri, Sultan Mehmed Han-ı Sani Hazretleri’nin koltuğuna girip tazim ile müşarünileyh hazretlerini minbere çıkardı. Etrafa nur-i hidayet saçan seyf-i Muhammedî elinde parıl parıl parlıyordu.

Hazret-i Fatih minberde yüksek ve mehib bir sesle “Elhamdülillah, Elhamdülillah…” diye hutbe okumaya başlayıp Cenab-ı Mün’im ve Muhsin-i hakikiye teveccüh ile şükür ve mahmedet eylediği zamanda idi ki, camide mevcut bütün gaziler, mücahid-i din-i Mübin, bir acib inbisat, sürur ve zevk ile gaşyolmak derecelerine gelip feryad-ı şadümani ile gözlerinden sel gibi yaşlar dökmeğe başladılar.

Hazret-i Fatih, kaide-i üslub-ı hatib üzre hutbeyi okuyup eda ettikten sonra minberden inerek Akşemseddin Hazretleri’ni imamete geçirip Cuma namazını ol vaktin icabatına göre mücahidin-i din-i Mübin safları önünde ifa eyledi.”

Yüzyıllarca Osmanlı İmparatorluğu’nun gözde camilerinden biri olan Ayasofya 1935 yılından bu yana müze. Müze olmadan evvelki hali de yüzyıllar önce, Fatih Sultan Mehmed’i üzen haliyle benzer. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden Arkeolog Melek Yıldızturan o günlerini şu sözlerle anlatıyor:

“Her fırsatta tarihi yerleri ve müzeleri ziyaret eden Atatürk, 1929 yılında Sultan Ahmet Camii’nin restorasyonunu inceler ve onarımın çabuklaştırılmasını ister. Bu sırada Ayasofya’nın harap halini görür. Avlusu parsellenmiş kahvehane olarak işletilmekte, çatısında güvercinler uçuşmaktadır. Binayı Maarif Vekaleti’ne bağlayarak müze olmasını sağlar ve ‘…Ehli salip artıklarının her devirde tamahın çeken Ayasofya’yı müze yapıp ilim âlemine hediye ediyoruz…’ der. 324-327 yılları arasında yapılan Ayasofya 911 yıl kilise 481 yıl cami olarak kullanıldıktan sonra, 1934 yılından bu yana en çok ziyaretçisi olan müzelerden biri olarak hizmet vermektedir.”

Ayasofya’nın Mahsun Yüzyılı

Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi “müjdesi” Brüksel’de çıkan “Byzantion” dergisinde bir makaleyle anlatılıyor, Cumhuriyet Gazetesi de bu makaleyi okurlarına duyurarak meseleyi cumhuriyetin kazanımlarından biri olarak haberleştiriyor:

“Ayasofya müzesi için yazılan bu yazıda Ayasofya Camii’nin müze haline konduğundan bahsedilmekte ve Türkiye Cumhuriyetinin bu hareketiyle medeniyetseverliğini bir daha bütün dünyaya gösterdiği ilave olunarak Türklerin bu hareketi medeniyet adına takdir edilmektedir.”

Aynı üslup Yunus Nadi’nin 14 Kasım 1932 tarihli “Ayasofya’nın Mozayıkları: ilme Hürmet Lâzımdır!” yazısında da görülmekte:

“Biz Ayasofya’nın yalnız mozayıklarını badanalamakla kalmamışız. Bu san’at abidesinin etrafını türbelerinden medreselerine varıncaya kadar o yüksek binayla münasebet almayacak bayağı ilâvelerle bozmuşuz. Dünyanın bu sayılı güzel eseri kadar fena şerait (şartlar) içinde bırakılmış bir san’at abidesine nadir tesadüf olunur. Amerikalı âlim mozayıkları temizlerken biz de etraftaki müzahrafatı ortadan kaldırarak insanlığa olduğu kadar memleketimize de şeref olan bu çok yüksek medeniyet eserini Türklüğe de şeref verecek bir vaziyete ifrağ etmiş olalım. Bize düşen vazife budur, onun karşısında bize yakışabilecek fikir ve hareket budur. Artık Ayasofya dinî bir mabet olmaktan ziyade insanî ve tarihî bir abidedir.”[5]

Caminin içindeki büyük hat levhalarının sökülmesinin ardından, İstanbul Müzeleri Müdürü Aziz Ogan da İstanbul’da ne kadar Bizans eseri varsa yeni müzenin içine yerleştirileceğini duyuyor. 24 Kasım 1934 tarihinde imzalanan kararnameyle caminin müze oluşu kesinleşir.

Erbakan: Ayasofya, Hakkın Batıla Galebesinin Sembolüdür

Ayasofya Camii için merhum Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan dikkat çeken bir tanımlamada bulunmuştu. Milli Görüş lideri Erbakan Hoca, Ayasofya Camii hakkında yapmış olduğu bir açıklamada "Ayasofya, hakkın batıla galebesinin sembolüdür. Bundan dolayıdır ki yeryüzünde hak ve adaletin hakim olması için Ayasofya bir semboldür. O Sultan Fatih'in vakfiyesine uygun bir şekilde kullanılırsa, bütün yeryüzüne hak ve adalet gelmiş olur" ifadelerini kullanmıştı.

 

Muslim Port Haber Merkezi

Son dönemde yeniden ibadete açılması gündemde olan Ayasofya cami için Batılı ülkelerden peş peşe açıklamalar gelmeye başladı. Amerika Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Türkiye'ye Ayasofya'nın mevcut statüsünü (müze) koruyarak ibadete açmama çağrısında bulundu.

Yayımladığı yazılı bir açıklama ile AK Parti hükümetine seslenen Pompeo, 'inanç geleneklerine ve tarihin çeşitliliğine saygı gösterme taahhüdünün bir göstergesi olarak Ayasofya'yı müze halinde tutmayı sürdürmeye' çağırdı.

Ayrıca Bakan Pompeo, Ankara'dan, Ayasofya'nın 'herkes için erişilebilir' kalmasını sağlamasını istedi.

"Amerika Birleşik Devletleri, Ayasofya'nın statüsünde bir değişikliğin, bu olağanüstü binanın mirasını ve modern dünyada çok nadir olan eşsiz kabiliyetini, insanlığa farklı inanç gelenekleri ve kültürleri arasında çok fazla ihtiyaç duyulan bir köprü olarak hizmet etme kabiliyetini azaltmak olarak görüyor" ifadelerini kullandı.

Pompeo açıklamasını, "Dini ve kültürel alanların korunması da dahil olmak üzere, Türk hükümetiyle çok çeşitli ortak çıkarlar konusunda çalışmaya devam etmeyi umuyoruz" sözleriyle tamamladı.

Dışişleri Bakanlığı’ndan ABD’ye Ayasofya Cevabı: Kimsenin Haddine Değildir

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Ayasofya'nın müze olarak kalması yönündeki çağrısına ilişkin açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, "Ayasofya üzerinde her türlü tasarruf yetkisi Türkiye’nin egemenlik hakları çerçevesinde iç işlerimizi ilgilendiren bir konudur. Tabiatıyla herkes kendi düşüncesini söylemekte serbesttir. Ancak egemen haklarımız konusunda “uyarıyoruz, dikte ediyoruz” üslubuyla konuşmak kimsenin haddine değildir" ifadelerine yer verdi.

Fener Rum Patriği: Doğu ile Batı'nın Arası Açılır!

Fener Rum Patriği Bartholomeos, Ayasofya'nın mevcut müze statüsünün değiştirilerek ibadete açılması yönündeki girişimlerin Doğu ile Batı dünyasının arasını açabileceği uyarısında bulundu.

Ayasofya'nın tarihi serüvenine Hristiyanların nazarından bakan Bartholomeos, "Ayasofya'nın camiye çevrilmesi ihtimali, dünyadaki milyonlarca Hıristiyan'ın İslam'a sırtını dönmesine neden olabilir. Kutsallığı nedeniyle Doğu ve Batı'nın kucaklaştığı hayati bir merkez olan Ayasofya'nın dönüştürülmesi, özellikle de ölümcül koronavirüs salgını nedeniyle imtihandan geçen ve acı çeken insanlığın birlik ve ortak ortak hareket etmeye en çok ihtiyaç duyduğu bir zamanda bu iki dünyanın arasını (Doğu-Batı) açabilir" ifadelerini kullandı.

Fethin Sembolü Ayasofya

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethetmesinin ardından Ayasofya’ya sığınanların can ve mal emniyetinden emin olmalarını temin etti. Dünya mimarlık tarihinin eşsiz eserlerinden, İstanbul’un alametifarikası bu mabet, son demlerini yaşayan bir imparatorluğun bütün yoksulluğunu temsil edercesine İstanbul fethedildiğinde harap idi. Hatta devrin tarihçisi Tursun Bey Fatih Sultan Mehmed’in bu durum karşısındaki üzüntüsünü “Örümcek Kisrâ’nın penceresinde perdedarlık yapıyor. Baykuş Efrasyab’ın kalesinde nevbet vuruyor” beytiyle anlattığını nakledecekti.

İşte bu mabet, fetihten sonra hummalı bir çalışmayla günler içinde hazırlanacak, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan şehrin, Cuma namazı kılınan ilk camii olacaktı. O günü Askerî Müze’nin kurucusu Ferik Ahmed Muhtar Paşa Feth-i Celil-i Kostantiniye adlı eserinde şöyle anlatıyordu:

“Fethi müteakib en mühim hadise Ayasofya’da ilk Cuma namazının kılınmasıdır. Mimarlar ve işçiler geceyi gündüze katıp çalışarak Salı günü fetholunan şehrin en büyük kilisesinde cumaya kadar lüzumlu tadilatı yaptıktan sonra Padişah, emirleri, mücahitleri, gazileri ve büyük bir alay ve erkânla gelip içeri adımını atar atmaz, mabedin içinde ilahî bir gulgule yükseldi, hafızlar okumaya, müezzinler salalara, ezanlara başladılar. Cemaat bir ağızdan tekbir alıyor ve kubbe aksisedalarla uğulduyordu. Nice dem bu lahutî avaz sürüp gittikten sonra müezzinler, “İnnallahe ve melaiketihi…” ayetini yanık seslerle okumaya başlayınca Akşemseddin Hazretleri, Sultan Mehmed Han-ı Sani Hazretleri’nin koltuğuna girip tazim ile müşarünileyh hazretlerini minbere çıkardı. Etrafa nur-i hidayet saçan seyf-i Muhammedî elinde parıl parıl parlıyordu.

Hazret-i Fatih minberde yüksek ve mehib bir sesle “Elhamdülillah, Elhamdülillah…” diye hutbe okumaya başlayıp Cenab-ı Mün’im ve Muhsin-i hakikiye teveccüh ile şükür ve mahmedet eylediği zamanda idi ki, camide mevcut bütün gaziler, mücahid-i din-i Mübin, bir acib inbisat, sürur ve zevk ile gaşyolmak derecelerine gelip feryad-ı şadümani ile gözlerinden sel gibi yaşlar dökmeğe başladılar.

Hazret-i Fatih, kaide-i üslub-ı hatib üzre hutbeyi okuyup eda ettikten sonra minberden inerek Akşemseddin Hazretleri’ni imamete geçirip Cuma namazını ol vaktin icabatına göre mücahidin-i din-i Mübin safları önünde ifa eyledi.”

Yüzyıllarca Osmanlı İmparatorluğu’nun gözde camilerinden biri olan Ayasofya 1935 yılından bu yana müze. Müze olmadan evvelki hali de yüzyıllar önce, Fatih Sultan Mehmed’i üzen haliyle benzer. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden Arkeolog Melek Yıldızturan o günlerini şu sözlerle anlatıyor:

“Her fırsatta tarihi yerleri ve müzeleri ziyaret eden Atatürk, 1929 yılında Sultan Ahmet Camii’nin restorasyonunu inceler ve onarımın çabuklaştırılmasını ister. Bu sırada Ayasofya’nın harap halini görür. Avlusu parsellenmiş kahvehane olarak işletilmekte, çatısında güvercinler uçuşmaktadır. Binayı Maarif Vekaleti’ne bağlayarak müze olmasını sağlar ve ‘…Ehli salip artıklarının her devirde tamahın çeken Ayasofya’yı müze yapıp ilim âlemine hediye ediyoruz…’ der. 324-327 yılları arasında yapılan Ayasofya 911 yıl kilise 481 yıl cami olarak kullanıldıktan sonra, 1934 yılından bu yana en çok ziyaretçisi olan müzelerden biri olarak hizmet vermektedir.”

Ayasofya’nın Mahsun Yüzyılı

Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi “müjdesi” Brüksel’de çıkan “Byzantion” dergisinde bir makaleyle anlatılıyor, Cumhuriyet Gazetesi de bu makaleyi okurlarına duyurarak meseleyi cumhuriyetin kazanımlarından biri olarak haberleştiriyor:

“Ayasofya müzesi için yazılan bu yazıda Ayasofya Camii’nin müze haline konduğundan bahsedilmekte ve Türkiye Cumhuriyetinin bu hareketiyle medeniyetseverliğini bir daha bütün dünyaya gösterdiği ilave olunarak Türklerin bu hareketi medeniyet adına takdir edilmektedir.”

Aynı üslup Yunus Nadi’nin 14 Kasım 1932 tarihli “Ayasofya’nın Mozayıkları: ilme Hürmet Lâzımdır!” yazısında da görülmekte:

“Biz Ayasofya’nın yalnız mozayıklarını badanalamakla kalmamışız. Bu san’at abidesinin etrafını türbelerinden medreselerine varıncaya kadar o yüksek binayla münasebet almayacak bayağı ilâvelerle bozmuşuz. Dünyanın bu sayılı güzel eseri kadar fena şerait (şartlar) içinde bırakılmış bir san’at abidesine nadir tesadüf olunur. Amerikalı âlim mozayıkları temizlerken biz de etraftaki müzahrafatı ortadan kaldırarak insanlığa olduğu kadar memleketimize de şeref olan bu çok yüksek medeniyet eserini Türklüğe de şeref verecek bir vaziyete ifrağ etmiş olalım. Bize düşen vazife budur, onun karşısında bize yakışabilecek fikir ve hareket budur. Artık Ayasofya dinî bir mabet olmaktan ziyade insanî ve tarihî bir abidedir.”[5]

Caminin içindeki büyük hat levhalarının sökülmesinin ardından, İstanbul Müzeleri Müdürü Aziz Ogan da İstanbul’da ne kadar Bizans eseri varsa yeni müzenin içine yerleştirileceğini duyuyor. 24 Kasım 1934 tarihinde imzalanan kararnameyle caminin müze oluşu kesinleşir.

Erbakan: Ayasofya, Hakkın Batıla Galebesinin Sembolüdür

Ayasofya Camii için merhum Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan dikkat çeken bir tanımlamada bulunmuştu. Milli Görüş lideri Erbakan Hoca, Ayasofya Camii hakkında yapmış olduğu bir açıklamada "Ayasofya, hakkın batıla galebesinin sembolüdür. Bundan dolayıdır ki yeryüzünde hak ve adaletin hakim olması için Ayasofya bir semboldür. O Sultan Fatih'in vakfiyesine uygun bir şekilde kullanılırsa, bütün yeryüzüne hak ve adalet gelmiş olur" ifadelerini kullanmıştı.