• İstanbul22 °C
  • Mekke29 °C
  • Medine27 °C
  • Kudüs13 °C
  • Kahire18 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Doğu Akdeniz'de Neler Oluyor? Çare Necmettin Erbakan Vizyonu
13 Haziran 2019 Perşembe 15:55

Doğu Akdeniz'de Neler Oluyor? Çare Necmettin Erbakan Vizyonu

Uzmanların en az 500 yıllık enerji kaynağı olduğunu ifade ettiği Akdeniz'de gerilim git gide tırmanıyor. Doğu Akdeniz’e ilişkin gelişmeleri emekli Albay Ersan Ergür ile konuştuk.

Bekir Şirin | Muslim Port Haber Merkezi

Doğu Akdeniz’de git gide tırmanan bir gerilim yaşanıyor. Bölgedeki enerji kaynakları etrafında büyük bir krizin habercisi olan gelişmeler dikkat çekiyor. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin yanı sıra İtalya, Mısır, Fransa, Siyonist İsrail Rejimi ve ABD’nin oluşturduğu denklemde Türkiye dışarıda tutulmaya çalışılıyor.

Uzmanların en az 500 yıllık enerji kaynağı barındırdığı konusunda ağız birliği yaptığı Doğu Akdeniz’e ilişkin gelişmeleri emekli Albay Ersan Ergül ile konuştuk. Ortadoğu’da yaşananları ‘Bölgenin geleceğe dönük olarak şekillendirilmesi’ şeklinde nitelendiren ASSAM Strateji ve Güvenlik Uzmanı Emekli Albay Ersan Ergür, “Türkiye bölge ülkeleri ile dayanışma içerisine girmeli. Bölge ülkelerinin hemen hemen tamamı Müslüman ülkelerden oluşuyor. Dolayısıyla Türkiye İslami kimliği ile birlikte ümmetçilik anlayışıyla bu ülkeleri ikna etmeli, desteklerini almalı. Türkiye böylece bölgedeki etkinliğini güçlendirebilir” dedi.

Doğu Akdeniz’deki gelişmelere ilişkin konuştuğumuz Emekli Albay Ergür, Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın dış politika vizyonuna da dikkat çekerek Akdeniz'in etrafındaki Müslüman ülkeler arasında birlik sağlanması gerektiğini söyledi. Ergür, konuya ilişkin olarak, “Benim kanaatim o ki Erbakan Hoca bugün yaşasaydı Akdeniz’in bir Türk gölü olması için çaba sarf ederdi. Nasıl? İslam Birliği’nin kurulması ile. Erbakan Hoca’mızın kurduğu D-8’ler gibi İslam Birliği gibi öncelikle Akdeniz’in etrafındaki Müslüman ülkeler arasında kurduğunuz takdirde Türkiye’nin Akdeniz’deki etkinliği sağlanmış olur” ifadelerini kullandı.

 

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Mısır’ın, İsrail’in, Fransa’nın hatta ABD’nin dahil olduğu bir denklem ve Türkiye’nin denklem dışında tutulmaya çalışıldığı bir tablo… Sizin gözünüzden Doğu Akdeniz’de neler oluyor?

Dünya üzerindeki siyasi olayları değerlendirdiğimiz zaman yaşananların basit bir olay olmadığını on yıllar öncesinden belki de elli yıllık, yüz yıllık geleceğe dönük planların sonucu olarak bir faaliyet, bir hareket olduğunu görüyoruz. Örneğin Suriye’deki olaylar sıradan bir şekilde Arap Baharı adı altında değerlendirilemez. Bugün Mısır’da yaşananlar da Tunus’ta yaşananlar da sadece Arap Baharı adı altında değerlendirilemez. Bunların hepsi tamamen Ortadoğu’nun geleceğe dönük olarak şekillendirilmesi ile ilgili bir çabanın sonucudur. Ve bunu en canlı olarak bize gösteren ülke Mısır. Neden Mısır? Çünkü Mısır’da Batı’nın da desteklemiş olduğu bir askeri darbe ile Mursi alaşağı edildi. Bütün bunlar şunu gösteriyor ki Batı Ortadoğu ülkelerinde demokrasi getirme bahanesiyle kendilerinin istediği şekilde hareket edecek olan bir kukla bir maşa yönetimi istiyor. Eğer amaçları demokrasi olsaydı Mursi’yi başta ABD olmak üzere tüm Batılı ülkelerin desteklemesi gerekirdi.

dogu-akdeniz-1.jpg

“İRAN’DA, SUUDİ ARABİSTAN’DA, LİBYA’DA, IRAK’TA OLAN PETROLLERİNİN TAMAMI SONA ERMEK ÜZERE”

Bu genel bilgiyi verdikten sonra bugün Doğu Akdeniz’de olan olaylar da şunu gösteriyor; Maalesef biz olayları olduktan sonra takip edebiliyoruz. Aslında biz Türkiye olarak Türkiye’deki düşünürler, yazarlar, aktivistler olarak olayları olmadan değerlendirebilecek olsak ülkemiz daha iyi bir konuma gelirdi. Bakın bu süreçte Doğu Akdeniz’deki bu olaylar olduktan sonra anlıyoruz ki Mısır’daki olayların, Suriye’deki olayların, Tunus’taki olayların hatta ve hatta daha öncesinden Irak’taki olayların tamamının bölgenin enerji ve ekonomik sistemini kontrol etmek maksadıyla planlı, projeli ve adım adım uygulanan eylemler olduğunu görüyoruz. Bütün bunların karşılığında baktığımız zaman bugün İran’da, Suudi Arabistan’da, Libya’da, Irak’ta olan petrollerinin tamamı sona ermek üzere. Yani önümüzdeki 60-70 yıllık bir süreç sonrasında bu rezervler tükenmiş olacak. 60-70 yıl devletler için çok kısa bir süre. Enerjiye en çok ihtiyaç duyan ülkelerin başında da ABD, Rusya ve Çin geliyor. Bu ülkeler dünya enerji tüketiminde birinci sıradalar. Peki kendi mevcut kontrolleri altındaki enerji kaynakları bu ihtiyacı karşılıyor mu? Karşılamıyor. Ne olacak o zaman? Doğrudan doğruya elinizin uzanabileceği ve kontrolünüz altına alabileceğiniz bölgelerin enerjisini sömüreceksiniz. Karşınızda güçlü bir sistem olursa siz onları sömüremezsiniz. Karşınızda gelecekteki enerji kaynaklarına sahip ülkeler olursa siz onları sömüremezsiniz. Genç bir aslandan ağzındaki avı alamazsınız. Yaşlanmış, hastalanmış, güçsüz düşmüş bir aslandan çok rahatlıkla yiyeceğini alabilirsiniz.

“GELECEK 500-600 YILLIK ENERJİ KAYNAĞI AKDENİZ’DE”

Uzmanlar ağız birliği etmişcesine şunu söylüyorlar. Diyorlar ki gelecek 500-600 yıllık enerji kaynağı Akdeniz’de. Şimdi tabi Akdeniz’de bu denli bir enerji kaynağı var ise kimse bu kaynağı görmezden gelemez. Bu bölgedeki enerjiyi kullanma hakkı söz konusu. Peki bu hak nasıl belirleniyor? 1913 yılındaki Londra Anlaşması’nın 4 ve 5. maddesiyle, Lozan Antlaşması’nın 12. maddesine göre ve daha sonra imzalanan BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 76 ve 121. maddesine göre belirleniyor.

Çok basit bir mantık süzgecinden geçirdiğimiz zaman ne kadarlık bir alana sahip bu bölge, kaç tane ülke var, hepsinden belli bir merkeze kadar çizgiler çizildiği zaman her ülkenin kıta sahanlığı ortaya çıkar. Dolayısıyla bu alanlara baktığımız zaman bu ülkelerin hepsinin bu bölgede hakkı söz konusu. Yalnızca Türkiye’nin hakkı söz konusu değil. Türkiye bunu iddia etmiyor zaten. Türkiye ‘Burada yalnızca ben ekonomik hakka sahibim’ demiyor.

dogu-akdeniz-2.jpg

“ÜÇÜNCÜ ÜLKELERİN BÖLGE ÜZERİNDE HİÇBİR BİR HAKKI YOK”

ABD nasıl bu denklemde yer alıyor? ABD’nin bu denklemde yer almasının uluslararası hukuka göre bir meşruiyeti var mı?

Uluslararası hukuka göre en ufak bir hakkı yok. Üçüncü ülkelerin bölge üzerinde hiçbir bir hakkı yok. Uluslararası sularda bütün ülkelerin de menfaatlerinin getirdiği haklar var ama bu sınırlı bir çerçevede sadece uluslararası sularla ilgili ve bölge ülkelerinin yer aldığı bir denklem ile belirlenmesi gerekiyor. Yani uluslararası alan var diye Japonya ‘Ben buraya geliyorum’ diyemez. ABD’nin hakkı olduğu kadar Japonya’nın da hakkı var, Polonya’nın da hakkı var, Zimbabve’nin de var. Bu mantığa göre bütün dünya ülkeleri gelsin ‘Biz burada petrol arayacağız’ desin. Bunlar dolayısıyla çok makul gerekçeler değil.

Türkiye’den geçtiğimiz günlerde bir açıklamada bulunuldu. Denildi ki; ‘Bölgedeki ülkelerle aklı selim bir ortaklık oluşturalım’ Türkiye tek taraflı bir çözüm ilan etmiyor zaten. Fakat Türkiye’nin bu tavrına sıcak bakılmadığı gibi geçmişte malumunuz İtalya, Mısır ve İsrail’in de içerisinde olduğu bir anlaşma imzalandı ve bu anlaşmaya göre bu ülkeler bu bölgede petrol arıyor şu anda.

“EKONOMİK VE SİYASAL ANLAMDAKİ GÜCÜNÜZLE ETKİ GÖSTERMENİZ GEREKİYOR”

Türkiye haklılığını ispat etme adına uluslararası arenada neler yapmalı? Uygulanacak yumuşak gücün gereklilikleri nelerdir? Ya da bir askeri güç ihtimali masada mı?

Askeri güç her zaman masada tutulmalı ancak bu zaman artık askeri güçler ile çözüm arama ve çözüm bulma zamanı değil. Günümüzde artık ekonomik ve siyasal anlamdaki gücünüzle etki göstermeniz gerekiyor.

Türkiye’nin haklarını hukuksal anlamda ispatlaması mümkün değil. Çünkü kör bir Batı var. Yani siz ne kadara belgeleri, anlaşma maddelerini ortaya koyarsanız koyun Batı sizi görmezden gelecektir. Tıpkı Halkbank davasında olduğu gibi. Ancak bu durumun önlenmesi için şöyle bir tedbir almak lazım. Türkiye, ‘Münhasır Ekonomik Bölge’ sınırlarını ilan etti. ‘Ben bu haklara sahibim ve bu bölgede doğalgaz ve petrol arama faaliyetlerini sürdüreceğim’ dedi. Bu doğrultuda fiili arama çalışmaları yapılıyor Türkiye tarafından. İki tane sondaj gemimizin Akdeniz’de sondaj çalışması yapamayacağı bir yer yok. Bu faaliyetleri sürdürürken askeri gemilerle de emniyet sağlanmalı. Aynı zamanda her ne kadar hukuksal anlamda Batı kör olsa da uluslararası anlaşmalardan doğan hukuk kurallarını dile getiren girişimlerde bulunulmalı.

“TÜRKİYE AYRICA BÖLGE ÜLKELERİ İLE DAYANIŞMA İÇERİSİNE GİRMELİ”

‘Fatih ve Yavuz sondaj gemilerinin sahada bulunması yeterli olmayacaktır. İlave adımlar atılmalı’ diyorsunuz yani?

Tabi ki. Bundan daha fazla adım atılmalı. Çünkü bölgede İtalya’nın ağırlıkta olduğu ve ABD’nin de olduğu araştırma ekipleri var.

Ayrıca Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin attığı adımlar da gösteriyor ki bu adımlar kendilerinden değil onları yönlendiren onları destekleyen tasmalarını elinde tutan güçle söz konusu olabilir. Bırakın Rum Kesimi’ni onların hamisi durumunda olan Yunanistan bile Türkiye’ye askeri anlamda olsun siyasi anlamda olsun bir gücü ve imkanı yok.

Türkiye ayrıca bölge ülkeleri ile dayanışma içerisine girmeli. Bölge ülkelerinin hemen hemen tamamı Müslüman ülkelerden oluşuyor. Dolayısıyla Türkiye İslami kimliği ile birlikte ümmetçilik anlayışıyla bu ülkeleri ikna etmeli desteklerini almalı. Türkiye böylece bölgedeki etkinliğini güçlendirebilir. Eğer siz bölge ülkelerinin desteğini alırsanız uluslararası anlamda gerek BM gerekse ABD ya da diğer ülkeler olsun sizin üzerinizde tam anlamıyla bir baskı oluşturamazlar.

Burada Türkiye’nin önünde en büyük engel görünen şey uluslararası anlamda başta ABD olmak üzere bazı ülkelerin Türkiye’ye ambargo uygulamak konusundaki tehditleri olabilir. Fakat bu tehditler de kısa zamanda çözülür çünkü artık ABD Türkiye’yi karşısına alamaz çünkü bölgede Rusya var. Türkiye’nin desteğini almayan hiçbir ülke bölgedeki menfaatlerini bir başka ülkenin menfaatlerinin önüne geçiremez.

dogu-akdeniz-3.jpg

“ELBETTE ASKERİ ÇÖZÜM DEVREYE GİRECEKTİR”

Doğu Akdeniz’de yaşanan kriz önlenemez bir hal alırsa bölgesel denklemde neler yaşanabilir?

Böyle bir çıkmaz olursa ki biz böyle bir çıkmaz olacağı kanaatinde değiliz. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi anlamda izlemiş olduğu politikalar ve gidişatı askeri güç kullanmadan bölgede etkin olacağını gösteriyor.

Velev ki bütün yolla tıkandı ve Türkiye Doğu Akdeniz’de çıkmaza girdi. Elbette askeri çözüm devreye girecektir.

Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin küresel ve bölgesel noktada olası etkilerini konuştuk. Ada içi etkilerini de sormak istiyorum. Doğu Akdeniz’deki gerilimin ada içi dengelere etkisi nasıl olacaktır?

Bugüne kadar Türkiye’nin ada için attığı adımların hepsini Rum kesimi reddetti. Ben Kıbrıs’ta iki yıl görev yaptım. Kıbrıslı Türkler ile Rum Kesimi’ndeki Rum vatandaşların günü birlik hayatta birbiriyle ilişkilerinde en ufak bir problem yok şu anda. Bu noktada Kıbrıslı Türkler ile Rum Kesimi’ndeki Rum vatandaşların bir olumsuzluk yaşayacağını düşünmüyorum.

“TÜRKİYE, DIŞ POLİTİKASINI DEVLET POLİTİKASI HALİNE GETİRMELİ”

Doğu Akdeniz’de yaşananlara ve Türkiye’nin hamlelerine baktığımız zaman Türkiye bir oyun kurucudan ziyade refleks gösteren aktör konumunda. Türkiye oyun kurucu olabilme adına neler yapmalı?

‘Türkiye neden refleks gösteriyor?’ Önce bu soruyu cevaplandıralım. Türkiye’de 23 Haziran’da bir seçim var ve Türkiye’nin gündeminin %90’ını seçim oluşturuyor. Doğu Akdeniz’deki gelişmeler konuşulmuyor. Bu bile aslında Türkiye’nin dış politikasının etkinliğini azaltıyor. Türkiye, dış politikasını devlet politikası haline getirmeli. Yani Türkiye Kıbrıs’la ilgili gelişmeleri devlet politikası haline getirmediği müddetçe hep bir refleks ile olaylara müdahil olmak durumunda kalacak. Bush varken ABD’nin Ortadoğu politikası aynıydı, Obama varken aynıydı, bugün Trump var yine aynı. Yani idare değişiyor ama ABD’nin devlet politikası değişmiyor. Bizde ise devlet politikası değil hükümetlerin politikası söz konusu.

erbakan-001.jpg

"AKDENİZ'İN ETRAFINDAKİ MÜSLÜMAN ÜLKELER İLE BİRLİK KURULMALI"

Son olarak bugün özelde Doğu Akdeniz’de genelde dış politikada Erbakan’ın eksikliğini hissediyor muyuz? Erbakan hoca yaşasaydı ve iş başında olsaydı nasıl bir politika izlerdi sizce?

Bugün bilgi çağında olduğumuz bir dönem içerisinde bile insanlar Türkiye ve dünya üzerinde oynanan oyunları okuyup idrak edemiyorlar. Erbakan Hoca iyi bir okuyucuydu. Dolayısıyla hem dünya üzerindeki ülkelerin emellerini iyi okuyordu. Hem de kendi tarihini iyi okumuştu. Biz tarihimizden kopuk yaşadık. Tarihimizden uzak yaşadık. Tarihimizden kopuk olmasaydık eğer Akdeniz’in bir göl yapılmak istendiğini unutmazdık. Osmanlı niçin Akdeniz’i bir Osmanlı gölü yapmak için çaba sarf etti? Bakın öncelikle kıyı şeritleri hep alındı. Siz Akdeniz’de güçlü olmazsanız eğer bölgeyi kontrol edemezsiniz. O dönemde denizden kontrol etmek gerekirdi, denizden kontrol ettiler. Bugün enerji açısından kontrolü gerekiyor. Değişen hiçbir şey yok. İşte Erbakan Hoca bunu gören ve idrak eden bir insandı ve politikalarını da ona göre geliştiriyordu. Benim kanaatim o ki Erbakan Hoca bugün yaşasaydı Akdeniz’in bir Türk gölü olması için çaba sarf ederdi. Nasıl? İslam Birliği’nin kurulması ile. Erbakan Hoca’mızın kurduğu D-8’ler gibi İslam Birliği gibi öncelikle Akdeniz’in etrafındaki Müslüman ülkeler arasında birlik kurduğunuz takdirde Türkiye’nin Akdeniz’deki etkinliği sağlanmış olur. Bugün Afrika’nın en ücra köşesinde bile Osmanlı’dan hala bahsediliyorsa ‘Türkiye, Türkiye’ deniliyorsa öyle bir durumda Akdeniz’in etrafındaki ülkelerin dememesi mümkün değil. Bu vesile ile Erbakan Hocamızı da özlemle yad ediyorum. Çok değerli bir büyüğümüzdü kendisi. Allah(cc), onun bakışıyla bakan siyasileri ve onun bakışı ile akıl eden bürokratları ülkemizde göreve getirsin.

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÖZEL HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Muslim Port | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0090 535 921 45 31 | Haber Yazılımı: CM Bilişim