• İstanbul20 °C
  • Mekke29 °C
  • Medine27 °C
  • Kudüs13 °C
  • Kahire18 °C

Mehmet Seyfettin Erol

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Seyfettin Erol

Barzani bir kez daha mı satıldı? İbadi niçin “İkinci İsrail” dedi?

21 Eylül 2017 Perşembe 09:17

Evet demek için belki vakit erken, ne de olsa Ortadoğu ve Barzani hakkında konuşuyoruz. Burada göz ardı edilmemesi gereken büyük bir tarihsel deneyim ve gerçeklerin önüne geçen koskoca bir algı boyutu söz konusu. Burada şekil şartlarını oluşturan enerji eksenli kanlı oyunu, daha yerinde bir tabirle bölgeye musallat olmuş “kaynaklar savaşı” ile birlikte “kaypak ittifakları” da göz ardı etmemek gerekiyor.

IKBY Başkanı Mesut Barzani ve arkasındaki stratejik akıl da muhtemelen şu değerlendirmeyi yapıyor olmalı: “Bölgesel-uluslararası hassasiyet, ilişkiler ağı-kaypak ittifaklar, çivisi çıkmış dünya ve mevcut konjonktür, 100 yılda bir gelecek tarihi bir fırsat sunmaktadır. Daha da ötesi, aslında hiçbir devlet ucu kıyamet savaşına çıkacak bir savaşı göze alamaz. Yapabilecekleri şey abluka, yaptırımlar ve dolaylı savaş yöntemine başvurmaktır. Biz buna karşı koyabilecek güce sahibiz.”

Bunun dışında şu değerlendirmeyi de yapıyor olabilirler: “Bu durum/avantaj ilelebet devam etmez; özellikle de bölgede Suriye merkezli/uygulamalı etkisini göstermeye başlayan ‘Türkiye-Rusya-İran’ üçlüsü ve bu de facto ittifak etrafında kümelenmeye başlayan diğer bölge ülkelerinin son çıkışları BOP projesini ve Sykes-Picot düzenini tehdit etmektedir.”

Yersiz bir değerlendirme mi? Elbette hayır. Eğer düne kadarki durumu konuşuyor olsaydık daha fazlası da söylenebilirdi. Nitekim bundan dolayı coğrafya rahatlıkla bir kan gölüne döndü. Diğer taraftan köprünün altından çok sular akmaya başladığı da ortada, nitekim Türkiye-Rusya-İran çekirdeği etrafında şekillenmeye başlayan de facto ittifak vurgusu buna işaret ediyor.

Ve anlaşıldığı kadarıyla “dünün efendileri” olan emperyal güçler bu hususu fazlasıyla ciddiye alıyor. Açıktan bir savaş kadar dolaylı bir savaşa da cesaret edemiyorlar. Bunun için de Barzani’ye eski destek yok. Daha da ötesi bizi zor duruma sokacak manevralardan kaçın telkinlerinde bulunuluyor. Dolayısıyla Barzani’ye destek veren devletler tarafından yapılan son açıklamalara bakıldığında Barzani’nin bir kez daha satıldığı ortaya çıkıyor.

 

ABD “BOP KÜRDİSTANI”NDAN VAZ MI GEÇİYOR?

ABD ve İngiltere’den yapılan son açıklamalar IKBY Başkanı Mesut Barzani’ye referandumun yapılmaması noktasında. Oysa biz biliyoruz ki, en azından ABD açısından bu referandum “BOP Kürdistanı”nın inşası açısından kaçınılmazdı. Rakka’daki sahte bir zafer üzerinden Ayn el-Arab’da hikayesi yazılan BOP Kürdistanı, 25 ve 28 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek olan referandumlarla tüm dünyaya ilan edilecekti.

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Ya da yanlış hesap “Ankara-Moskova-Tahran-Bağdat-Şam Beşlisi”nden döndü. Öyle bir döndü ki, düne kadar Barzani’den bu referandumun ileri bir tarihe ertelenmesini isteyen ABD bir adım daha ileri giderek referandumun iptalini istedi. Peki, ne oldu da ABD çok ani ve keskin bir şekilde tutum değişikliğine gitti? Bu soruya verilecek cevap oldukça önemli. Bu noktada akla şu olasılıklar geliyor:

ABD yönetimi Barzani’ye güvenememektedir. Özellikle de 2007 sonrası Ankara-Erbil hattında yaşanan gelişmeler ABD açısından “Hangi Kürdistan, Kimin Kürdistanı” sorusunu akıllara getirmeye başlamıştır.

ABD, BOP Kürdistanı noktasında bir müttefik kazanayım derken, birçok müttefikini kaybetmeye başlamıştır. Bu bağlamda ABD en azından Irak’ta daha fazla zemin kaybetmek istememektedir. ABD burada sadece Bağdat’taki yönetimi değil, Sünni-Şii Araplar ile Türkmenleri de tamamıyla kaybetme riskiyle karşı karşıyadır. Daha da önemlisi, de facto ittifakın belkemiğini oluşturmaya başlayan Türkiye’yi tamamıyla kaybetme ve karşısına alma riskiyle karşı karşıyadır, bunu fark etmeye başlamıştır.

ABD bu krizin sonunda Türkiye-Rusya-İran üçlüsünün daha kârlı çıkacağını hesap etmektedir. Daha da ötesi, bu üçlüye karşı bir savaşı göze alamadığı için bu krizi dondurmak zorunda kalmıştır.

 

PEKİ, İNGİLTERE NİÇİN REFERANDUMA KARŞI?

İngiltere, Sykes-Picot ile çizdiği sınırların/statükonun değişmesinden, özellikle de kendisine rağmen ve kontrolünde olmayacak bir “devlet” inşasının çıkarlarını-bölgeye dönüşünü zora sokacağını öngörmekte. Bu noktada Irak’taki mevcut statükonun dağılması ve “Dört Parçalı/Kanatlı Kürdistan”ın inşası Sykes-Picot düzeninin, dolayısıyla da “İngiliz Ortadoğusu”nun sonu ile eşdeğer kabul edilmektedir.

Oysa, Brexit sonrası ABD’den ve AB’den daha bağımsız bir dış politika izlemeye çalışan ve çok kutuplu bir dünya düzeni içerisinde kutuplardan biri olmak isteyen İngiltere açısından Ortadoğu, eski ihtişamlı günlerine dönüş açısından vazgeçemeyeceği bir adrestir.

İngiltere, ABD’nin başta Türkiye olmak üzere kaybettiği ya da kaybetme eşiğinde olduğu müttefikler-alan üzerinden bir toparlanma stratejisi gütmektedir. Bu noktada ABD projesine destek vermek onun çıkarları ile ters düşmektedir. Daha da ötesi İngiltere ABD’nin elini zayıflatmak istemektedir.

Peki, bu durumda Barzani’ye kim(ler) destek veriyor? Şu ana kadar sadece bir buçuk devlet; o devletler de tahmin ettiğiniz gibi İsrail ve Fransa. Fransa için buçuk diyorum, çünkü tek başına hareket edebilme iradesine sahip değil. Sadece kendisine çıkış arayan ve tam olarak ne yapabileceğine karar veremeyen, iradesi üç başkente teslim olan bir devlet konumunda…

 

İBADİ’NİN “İKİNCİ İSRAİL” ÇIKIŞI NE ANLAMA GELİYOR?

Tam da bu noktada İbadi’nin “İkinci İsrail” açıklaması büyük bir önem arz ediyor. Birkaç gün önce Irak Başbakanı İbadi “İkinci İsrail’e müsaade etmeyeceğiz” dedi. Bu, oldukça önemli bir çıkış ve “İkinci İsrail” ifadesi hiç kuşkusuz tesadüfi olarak kullanılmış görünmüyor; tamamıyla derin bir stratejik hedefe yönelik…

Şöyle ki… İbadi’nin “İkinci İsrail” ifadesiyle; bölgedeki “Kürt Devleti”nin Müslüman bir devlet olarak algılanmayacağına, “Büyük İsrail Projesi’ne hizmet eden, onun bir parçası/hizmetkarı olan bir tehlikeye/tehdide dikkatler çekilmekte ve Erbil yönetimine de ültimatom verilmektedir. Bu kapsamda İslam dünyası bir kez daha İsrail karşıtlığı ekseninde yeni bir direnç cephesi oluşturmaya da çağrılmaktadır.

Bu açıklama, sadece de facto ittifakın ortak duruşundan/kararlılığın değil, aynı zamanda bölgedeki farklı etnik ve mezhepsel gruplardan/aşiretlerden gelen desteğin de bir sonucudur. Örneğin Irak Türkmenlerinin silahlanmaya başlaması ve Şii lider Seyyid Ammar el Hekim’in “İkinci İsrail”e karşı bir fetva yayınlayabileceğini dolaylı olarak açıklaması oldukça dikkat çekicidir.

Daha da ötesi, Barzani’ye destek veren Müslüman Kürt aşiretlere de burada bir uyarı söz konusudur. Bu uyarı sonrası yapacakları tercih büyük ölçüde saflarını ve buna bağlı olarak geleceklerini de belirleyecektir. Ya Selahaddin Eyyubi’nin torunları olarak İslam sancağı altındaki yerlerini yeniden alacaklar ya da “Yeni Haçlı Seferi”nin kara müttefikleri olacaklardır. Sizce?

21.09.2017 / Milli Gazete

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ÖZEL HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Muslim Port | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0090 535 921 45 31 | Haber Yazılımı: CM Bilişim