• İstanbul28 °C
  • Mekke29 °C
  • Medine27 °C
  • Kudüs13 °C
  • Kahire18 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Afrika'nın Bam Teli Sudan'da Neler Oluyor?
16 Nisan 2019 Salı 00:30

Afrika'nın Bam Teli Sudan'da Neler Oluyor?

Tarihi, İslami Mücadelesi, Erbakan-Turabi, Erdoğan-Beşir yakınlığı...İç karışıklığa sürüklenen Sudan’ın dünü ve bugününe dair yaşanan süreci İsmail Mansur Özdemir kaleme aldı.

Sudan’ın Demografik Görünümü

1956 yılında bağımsızlığını ilan eden AFRO- ARAP karakteri ile Arap ve Afrika hattının karakteristik geçiş ülkesi. Ali A.Mazrui’ye göre Sudan, “Arapça konuşan Afrika’yla İngilizce konuşan Afrika ve aynı zamanda Hıristiyan Afrika ile Müslüman Afrika arasında bir köprü, geleceğin homojenleşmiş kitle devleti ile şimdinin etnik çatlaklarla örülü devleti, kültürel birim olarakta Batı ve Doğu Afrika’nın geçiş ülkesidir. Nüfusun etnik dağılımında Araplar başı çekmektedir. Bunun yanında Afrika karakteri taşıyan Dinkalar, Fur, Beja, Nuba, Fallata gibi etnik çeşitlilikleri de olan bir ülke. Sudan Kültürü yaklaşık 578 kabilenin yaşam şekilleri, gelenek ve inançlarının kaynaştığı ve 145 farklı dilin konuşulduğu bir ülkedir. Ağırlıklı olarak İslam’ın hakim olduğu ülkede Hristiyan topluluklar yanında az miktarda animist gruplarda görülmektedir. Afrika’nın genelinde var olan etnik yayılım sınırlarla tahdit edilmediğinden sınır aşırı kültürel illiyetler ve sınır ülkelerle akrabalık ilişkileri de yaygın olarak görülmektedir.

whatsapp-image-2019-04-15-at-20.17.22.jpeg

Tarih…..İslam…..Mücadele

Sudanlılar İslam’la Müslüman tüccarlar sayesinde tanıştılar. Bölge’de Habeş krallarının da etkisi ile yayılan Hristiyanlık Sudan’a İslam’ın girmesi ile birlikte azaldı. Müslümanlar tarafından Sudan’a bazı fetih hareketleri düzenlenmiştir, bölgeye en büyük etki Selahaddin Eyyübi tarafından yaptırılan fetih hareketlerdir ve en önemli etkisi bölgede İslam’ın artan gücüdür.

 1517'de Osmanlı Devleti'nin Mısır’ı fethetmesi Sudan'da etkisini göstermiştir. Ancak Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa önemli yönetim hataları yaparak, Sudan'da halkı hiç memnun etmeyen bir siyaset güttüğünden büyük bir rahatsızlığa meydan verdiği bilinmektedir. Daha sonra Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlı ile de ters düşmesi ile Mısır’la beraber Sudan’da İngiliz hakimiyet alanına girmiştir.

İngilizlerin bölgedeki işgal hareketine karşı Sudan Müslümanları Muhammed Ahmet el-Mehdi etrafında toplanarak Cihada başlamışladır. Bu kadim Cihat hareketi hem anlayış hemde mücadele tarzı olarak meşru bir mücadele yürütmüş olsa da mehdilik hareketi olarak tasavvufi bazı aşırılıklara da yöneldiği bilinmektedir. Bölgede sonraki zamanlarda da ortaya çıkacak mücadele kültürü Ensar ismini alan bu nüve ile oluşmuştur. Mehdi'nin hareketi kısa zamanda geniş bir alana yayılmış, onun hareketini bastırmak için gönderilen ordular yenilgiye uğratılmışlardır. Ensar hareketi gösterdiği başarılarla hâkimiyetine aldığı topraklar üzerinde ayrı bir yönetim kurmuştur. Mehdinin 22 Ocak 1885'te ölmesi ile İngilizler Mısır’daki işgal sürecini Sudan’a doğru genişletmişlerdir. Bölgenin tümü Osmanlı ve İngilizler arasında süren savaşın bir cephesi haline gelmiştir. Osmanlı ordusunda Zenci Musa başta olmak üzere pek çok Sudanlı savaşçının ve istihbarat unsurunun olduğunu ve Osmanlı ile derinlikli bir ilişki içinde bulundukları, özellikle Hicaz ve Kanal bölgesinde Sudan orijinli mücahitlerin önemli yararlılıklar gösterdikleri tarihi bir gerçektir. Hicaz bölgesinde önemli görevler üstlenen, Kuşçubaşı Eşref ve Mehmet Akif Ersoy ile istihbarı çalışmalara katılan Zenci Musa’nın hayatı ve mücadelesi tam bir vefa örneğidir ve bugün bile kabri Üsküdar’da Özbekler tekkesi bahçesindedir. Allah makamını Cennet eylesin. Sudan bağımsızlığını ilan edeceği 1 Ocak 1956'ya kadar İngiliz ve Mısır idaresi altında kalmıştır.

whatsapp-image-2019-04-15-at-20.17.39.jpeg

Bilad-ı Esved, Siyahların Beldesi… Petrol ve Madenin Hikayesi…

Sudan’ın jeopolitik değerini arttıran pek çok sebepten birisi de yer altı ve yer üstü kaynaklarıdır. Madenleri ve petrol rezervi tam olarak belirlenmemiştir. Önemli miktarlarda altın, petrol, doğalgaz ve uranyuma sahiptir. Darfur bölgesindeki uranyum ve doğalgaz rezervleri ABD ve Fransa’nın iştahını kabartmaktadır. Tahmini olarak Dünya’nın en büyük 3. gaz rezervi Darfur bölgesindedir. Hatta bu rezervin Cezayir doğalgazı kadar olduğu söylenmektedir. Sudan’ın ortalama 3 trilyon kübik feet doğalgaz kaynakları bulunmakla birlikte henüz ticari hale getirilememiştir. Darfur’daki uranyum rezervleri ise hayli fazla olduğu hesap edilmektedir. Bu durum Fransa’yı bu bölgeye müdahil olmaya itmektedir. Fransa’nın sömürgesi olan Çad, akrabası olan Darfur’daki (Darfur Arapçada Fur’ların ülkesi, bölgesi manasına gelmektedir) Fur kabilesi ile işbirliği yaparak Darfur’un ayrılığı için Sudan hükümetine karşı desteklemektedir.

Petrol ülkenin güney, kuzey ve Kızıl Deniz taraflarında çıkarılmaktadır. Petrol rezervleri tam olarak henüz tespit edilememiştir. Kızıl Deniz kıyılarındaki petrol 1960’lı yıllardan beri çıkarılmaktadır. Sudan Enerji ve Madencilik Bakanlığı yetkilileri ispatlanmış rezervlerin 2004 yılı itibariyle 800 milyon varil, muhtemel rezervlerin ise 2,5 milyar varil tahmin etmektedirler.

whatsapp-image-2019-04-15-at-20.17.21.jpeg

Sudan’da Güncel Siyaset Hasan Et-Turabi ile Başlar… Hasan Et-Turabi Anlaşılmadan Sudan Anlaşılamaz…

Bu başlık etrafında 1956 sonasında Sudan’ın siyasal iklimini Hasan Et-Turabi’nin öyküsü ile birlikte okumak anlamlı olacaktır. Sudan’da dünyaya gelen Hasan Et-Turabi, henüz gençlik yıllarında İslami bir tedrisattan geçmiştir. Genç Yaşta sırasıyla önce Hartum’da üniversite eğitimini ardından Londra ve Fransa’ya geçerek Hukuk eğitimi alarak doktorasını tamamlamıştır. Akademi eğitimi sırasında İhvan-ı Müslimin’in teşkilatına katılmıştır.

 “Islamic Charter Front” (ICF) ismiyle bilinen İhvan uzantısı yapıda faaliyetlerini gerçekleştiren Turabi, 60’lı yılların başında yönetim kadrolarında kendine yer bulmaya başlamış ve diğer İslami gruplarla da işbirliği gerçekleştirme fırsatı buluştur. Hasan Et-Turabi ICF bünyesinde çalışmalarını sürdürdüğü sırada, 1969’da Cafer Numeyri  darbe yaparak Turabi ve arkadaşlarını hapse atmıştır ve bu mahpus haatı 9 yıl sürmüştür. 9 yılın sonunda Numeyri ile işbirliği zeminin ortaya çıkmasıyla Hasan Et-Turabi 1940’lara dayanan “NationalIslamic Front” (NIF) yani “Milli İslami Cephe”nin önderliğine geçmiş ve 1979 yılında hükümette Adalet Bakanı olarak görev almıştır. Numeyri’nin verdiği kritik kararla rejimin tüm kodları ile şeriata geçişi sağlansa da 1985 yılında bir darbe ile Numeyri devrilmiştir. Darbe sonrasında Sudan ittifakına karşı Turabi girdiği seçimi kaybetmiştir.

inter-hasssanalturabi.jpg

Tüm Dünya’da Milli Selamet Rüzgarı ve Sudan’da Milli Selamet Devrimi

1986’da General Ömer El Beşir önderliğinde yapılan bir ihtilal olan “Milli Selamet Devrimi”nin teorisyeni olarak Hasan Et-Turabi ülke gündeminde başa oturmuştur. Turabi Milli İslami Cephe lideri olarak General Ömer El Beşir’in arkasındaki güçlerden biri rolünde olduğu 12 yıl boyunca Sudan; Afrika ve İslam dünyasında çok önemli inisiyatifler almıştır. Bu devrim Sudan’ın millileşmesi ve güçlenmesi konusunda çok önemli fırsatlar sağlamıştır. Sudan’ın jeopolitik /jeokültürel pozisyonu sebebi ile İslam dünyasında önemli fırsatlar oluşturan devrim, Batılı ülkeler ve onların bölgedeki taşeronlarınca ihtiyatla takibe alınmıştır. 1990’da Turabi’nin bizatihi girişimi ile kurulan “Popular ArabandIslamic Congress” (PAIC) İslam dünyasında oldukça önemli bir etki oluşturmuştur. İslami grupları bir araya getirmeyi amaçlayan bu yapı kadim Şii ve Sünni ayrışmasını da görmezden gelen küresel bir vahdet oluşumu olarak İslam dünyasında büyü etki yaratmıştır. Bu oluşumun ve işbirliğininetkileri bugüne kadar devam etmiş ve özellikle Laden ailesi ile kurulan ilişki ABD’nin etkin ve açıktan düşmanlığını açığa vurmasına sebep olmuştur. Tüm dünyadaki İslami hareketler için Sudan bir koruyucu üst özelliği taşımaya başladıkça küresel ötekileştirme motivasyonu da artmıştır.

whatsapp-image-2019-04-15-at-20.17.21-(1).jpeg

İnsan Hakları İhlalleri ve Küresel Etki Operasyonu

Özellikle bugünde gündem konusu yapılan Human Rigts Watch Afrika’nın raporlarına dayandırılan etnik şiddet ve insan hakları ihlalleri konusu üzerinden Sudan rejimi baskılanmaya çalışılmaktadır. Bugünde hala benzer bir durum üzerinden baskı yaratılmaya ve bunu merkeze alarak ambargoyu devam ettirmeye yönelik bir eğilim devam etmektedir. Darfur meselesi başta olmak üzere güney ayrılıkçıları ile çıkan çatışma ve bu çatışma çerçevesinde yapılan müdahalelerde uluslararası kuruluşlara fırsat verecek uygulamalar olmuş olabilir. Zira bu durum daha sonra Turabi ve Beşir arasındaki ihtilaflardan birisi olarak gündeme gelecektir. Tabii bir taraftan ayrılıkçılığı ve ülke içi terörü besleyen yapıların devlet müdahalesi ardından küresel bir algı operasyonuna yönelmesi bilinen bir küresel sindirme operasyonudur. Darfur olayları başta olmak üzere bu çerçevedeki iddiaların Hasan Et-Turabi’ye ve Sudan’ın büyüme sürecine yönelik etkili bir darbe vurduğunu ifade etmek mümkündür. Sudan’a karşı küresel muhalefet özellikle Darfur’da işlendiği iddia edilen cinayetler üzerinden büyük bir baskı oluşturmayı ve aktörlerle birlikte ülkeyi de damgalamayı ve sindirmeyi başarmıştır.

c1c0ca70beab40f3ae4a3c2638922388_18.jpg

Turabi ve Beşir Arasındaki Büyük Kopuş

 Zira tamda burada Ömer El Beşir ve Hasan Et-Turabi arasındaki ilişkinin 1999 yılından itibaren hırpalandığını da söylemek gerekiyor. Bu süreç beraberinde bir ayrışma, farklı yapılar ve partiler oluşturma sürecine kadar devam etmiştir. Hatta bir darbe yapma ihtimali ile Turabi’nin tutukluluk ve sürgün hayatı bizzat Ömer El Beşir eliyle yapılmıştır. Bu ayrışma da en kritik noktalardan biri Turabi’nin Beşir’i Darfur olaylarının sorumlusu ilan etmesidir. Bugünde gündemde olan Darfur olayları konusunda Turabi kendisini ve İslami hareketi müstağni kılacak bir süreç başlatmıştır. Son gününe kadar Ömer El- Beşir’in Sudan’a yarattığı maliyeti ortadan kaldırmaya yönelik bir gayret ortaya koyan Turabi yaş ve sıhhat şartlarına rağmen Sudan’da başarı ile ikame ettikleri İslami rejimin yok olmaması için gayrette bulunmuştur. İslami rejimin diktatoryal bir yapıya evirilmemesi için büyük bir çabanın içine girmiştir. Bu konuda yalnız kaldığı ve yeterince destek almadığı da bir gerçektir.

Ömer El Beşir İslami rejimin ikamesinde arkasında büyük bir ilim ve siyaset adamı olan Hasan Et-Turabiye yaslanmıştır. Ne zaman bundan imtina edip, bağı kopardığında ince siyasal aklı ve İslami tecrübeyi kaybetmiş ve despotik bir dönüşümün içine girmiştir. Sudan ‘da Ömer El Beşir ve Turabi’den bahsedilirken kurumsal yapılar gölgede kalmaktadır. Zira bizzat Sudan hikayesi Turabi ve Ömer El Beşir’in yazdığı bir hikaye olmakla birlikte özellikle İhvan-ı Müslimin’in aldığı pozisyon dikkat çekicidir. Göreli bir şekilde Ömer El Beşir İhvan’la olan ilişkisini devam ettire gelmiş, kabinesinde yer vermeye devam etmiş ve ihvan ile bağını koparmamıştır. Bu tutum onun ince bir siyasi hamlesi ve diktatoryal varlığını setreden bir durum olarak ta okunabilecektir.

whatsapp-image-2019-04-15-at-20.17.21-(2).jpeg

Sudan’da Geciken İnsiyatifler ve Toplumsal Olaylar

Zira Sudan’da iki isim arasında ortaya çıkan gergin ortama Güney Sudan’ın ayrılması, iç savaş ve küresel abluka da eklenmiştir. Siyasal yapı iki büyük aktörün çatışmasından etkilenirken rejim ve devlet mekanizması da örselenmiş olmalıdır. İhvan bu iki isimin çatışmasında taraf ya da ara bulucu bir rol oynamak yerine suhuletle iki durumdan birinin oluşumunu beklemiştir. Bu insiyatif almama hali bugünkü toplumsal olayların sebebini de açıklayacaktır. Kurumsal olarak zamanında alınmayan insiyatifler sonradan daha büyük maliyetler yaratabilmektedir. Bunda temel sebeplerden birinin Mısır ihvanının içine girdiği büyük küresel cenderedir ki bu ihvanın Sudan kolunu da etkilemiş olmalıdır. Özellikle Arap Baharı’ının sebep olduğu maliyetler göz önüne alınarak daha kontrollü bir işbirliğinin oluşturulması gerekirken toplumsal gerilimin görmezden gelindiği aşikardır.

Küresel veriler ve bölgedeki duruma rağmen Sudan İhvan’ı ile her temasımızda işlerin yolunda gittiği bilgisi taşınmış ve her şeyin yolunda olduğu görüntüsü verilmeye çalışılmıştır. Ülkenin özellikle Güney Petrollerini kaybetmesi ile ortaya çıkan büyük ekonomik krizi aşacak tedbirlerin alınmamış olması bugünkü krizin en büyük sebebidir. Sudan halkı ne istediğinin farkındadır. Problem bir rejim sorunu olmanın çok ötesinde yapısal bir sorundur. Akıllıca çözülebilecek konu arka arkaya yapılan hatalarla büyük yapısal bir probleme dönüşmüştür.

665003303001_5990001048001_5989991741001-vs.jpg

Sudan Krizin ’in Küresel Sebeplerine Dair…

Bu problemlerin yaygınlaşmasında pek tabi küresel güçlerin parmağı da vardır. Sudan’ın AFRO-ARAP konumlanışı, tarihi ve stratejik rolü herkesin iştahını kabartmaktadır. Geleneksel İngiliz siyaseti devam etmekle birlikte ABD sosu ile servis yapılmaktadır. İsrail, Sudan’ı hasım ilan ederek her türlü savaş hamlesini tüm alanlarda gerçekleştirmektedir. Kendi istikbali açısından bölgede en son başardığı süreç iç savaşın beslenmesi Güney Sudan’ın ayrı bir devlet olarak ayrışmasıdır. Güney Sudan tamamen İsrail eliyle inşa edilmiş bir devlettir. Stratejik bir hamle ile küçük İsrail olarak adlandırılabilecek bir devlet Afrika’nın tam kalbinde kurulmuştur. Küresel düzen bu devletin kurulması konusunda oldukça istekli ve destekleyici bir rol tercih etmiştir. Benim de hazır bulunduğum bir toplantıda AMİSOM içindeki rolünün gereği olarak Somali’de aldığı canların diyetini batılı ülkelerden isteyen Güney Sudan yönetimi yırtık ve ergen bir tavır içinde hareket ederek fonlanma ve akredite olma arzusunu cüretkârca haykırmaktadır. Bu müdahale Sudan ve Afrika için büyük etki ve kriz yaratacak bir geleceğin habercisidir. Yarattığı pek çok maliyet yanında bugün Sudan krizinin temelinde Güney Sudan petrolleri var dense abartılmış olunmaz. İsrail ve ABD bölgede kendisine önemli işbirlikçiler bulmuştur.

Hain bir darbe ile bölgede insiyatif verdikleri Sisi için bu önemli bir fırsattır. Zaten kadim Mısır ve Sudan rekabetinde bu yabancılaşma ve tavır Sisi açısından boş geçirilmeyecek bir durumdur. Nil’in kullanım hakkı başta olmak üzere çok yapısal alanlarda ihtilaflı durumda olan iki ülke için Mısır batılılarca iyi bir partnerdir. Sudan’ın bölgedeki güçlü duruşu Mısır için rahatsızlık vesilesidir. Özellikle ihvanın devlet inisiyatifi aldığı bir ülkeyi her zaman tehdit olarak algılayan Sisi hükümeti Sudan’ın hırpalanmasına yönelik her türlü oluşumun içinde olmayı tercih edecektir.

Bölgede ABD ve İsrail’in yeni müttefiki BAE ve SUUD hükümetleri açısından da Sudan her daim bir tehdit olmuştur. Denizden kendisini tehdit eden bir ülke olarak algıladığı Sudan’la uzun zamana yayılmış bir rekabeti bulunmaktadır. BAE küçük hacimli devlet formunun çok üstünde inisiyatifler alarak geniş bir alanda siyasi etki yaratma peşindedir. SUUD ile girdiği işbirliğini aşan küresel ortaklıkların içinde olan BAE için Sudan’daki istikrar sorunu yada kendine müzahir bir yapı büyük faydalar sağlayacaktır. Bu nedenle bir taraftan Ömer El Beşir ile etkileşme gayreti içinde iken aynı zamanda darbenin destekleyicisi olma gayretleri yukarıda saydığımız sebeplerle açıklanacaktır.

Ülkemizin Sudan’la olan ilişkisi yukarıda saydığımız ittifak denklemini rahatsız etmektedir. Son dönemde bölgede alınan güçlü inisiyatif ve devletler arası ortaklıklar nedeni ile Sudan karşıtı ittifak grubu rahatsızlık duymaya başlamıştır, çünkü Sudan karşıtı grup aynı zamanda Türkiye karşıtıdır.

Fikirde İki Kardeş: Hasan Et-Turabi& Prof. Dr. Necmettin Erbakan

Sudan ve Türkiye İslami hareketleri arasındaki istişari bağ ve yakınlık küresel güçlerin her daim dikkatini çekmiştir. Milli Selamet devrimi ve öncesinde başlayan fikir ve düşünce yakınlığı özellikle Siyonist rejim tarafından dikkatle takip edilmektedir. Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca ile Dr. Hasan Et-Turabi arasındaki yakınlık ve istişari ilişki dikkat çekici bir değer taşır. Sudan İhvan’ın mürşitleri Milli Görüş tarafından yapılan tüm toplantılarda yerlerini alarak destek vermeyi bilmişlerdir. Bu durum tarihsel illiyetlerle açıklanabileceği gibi iki liderinde yüksek İslami Siyaset perspektifininde ürünüdür. İki liderde modern tarihi ve batı toplumlarını yakından tanımaktadır. İki lider de yüksek tahsillerinin bir kısmını Batı ülkelerinde yaparak batı uygarlığının ve insanlığının küresel sorunlarını ve insanlığın sorunlarına çözü olacak reçeteyi bilmektedirler. Ayrıca metodolojik olarak toplumun ve siyasalın makul bir geçiş süreci ile inşa edilmesi konusunda ıslahçı bir perspektife sahiptirler. İhya ve inşa süreçlerinin ahlak ve maneviyat temelinde olması gerekliliğine, devlet erkinin halkın ve insanlığın saadetine hizmet etmesi gerektiğine inanmışladır. İki liderin en öne çıkan ortak özelliklerinden biri İslam dünyasının farklılarının peşine koşmak yerine güçlü bir vahdetin sağlamasının gerekli olduğu inancıdır. Bu çerçevede ortak olarak kurulan pek çok teşkilat bulunmaktadır.

Bu çerçevede Türkiye ile olan tarihsel bağ, yakın dönem Erbakan ve Turabi hukukunun da etkisi ile sonuca ulaşmışve iki ülke arasında önemli işbirliği adımları atılmıştır. Cumhurbaşkanı Recep tayip Erdoğan ve Ömer El Beşir arasında da benzer nitelikli bir ilişki devam edegelmiştir. Bunun en müstesna sonucu ise geçmişte Osmanlının bölge yönetimindeki Sevakin adasının Türkiye’ye kullanım hakları itibariyle verilmiş olmasıdır. Bu bölge tarihi açısından bir kırılma noktasıdır. Türkiye’yi bölgesel güç ve inisiyatif sahibi de kılacak olan bu durumun Sudan ve Türkiye karşıtı grupta büyük bir rahatsızlık yarattığı kesindir. Sudan’a yönelik müdahalelerin toplamında Türkiye’nin bölgede aldığı inisiyatifinde etkili olduğunu söylemek abartı olmaz.

turabi_1-001-002.jpg

Peki Bugün Ülkede Yaşanan Nedir?

Ve Ne Olmalıdır?

Milli Selamet Devrimi ile iktidara gelen Beşir yıpranmış ve halkını yıpratmıştır. Aldığı inisiyatifler ve kararlar Sudan’ın hırpalanması sonucunu getirmiştir. Özellikle küresel ambargo ve Güney Sudan’ın kaybedilmesi ile yaşanan büyük krizi yönetememiştir. Hasan Et-Turabi gibi önemli bir ilim ve siyaset adamını örselemesi ve tüm kurumları despotik erkin altında işlevsizleştirmesinin bedelini ödemektedir. İhvan, Beşir’in despotik ve kötü yönetimi ile halkın talepleri arasında ezilerek insiyatif almayarak bu sürece dahil olamamıştır. Sokak olayları devam ederken temas ettiğim bir ihvan yöneticisi, ülkede sorun olmadığını, ihvan’ın da desteklediği Beşir’in dış güçler tarafından yapılan sokak olaylarına rahatça direnebilecek kudrette olduğunu ifade etmiştir. Bu en yumuşak ifade ile ne olduğunu anlamama konusunda direnmektir. Bu direnme hali Sudan ihvanını olayların gerisine düşürmüş durumdadır. Ülke hassas bir viraja girmiştir. Kötü ve istikrarsız yönetim ülkede ki her toplumsal, siyasal yapıyı başka bir küresel güce yaklaştırmıştır. Bu durum rejim içindeki aktörler içinde geçerlidir. Günlerdir kendini hissettiren olaylara karşı Ömer El Beşir’in aldığı pozisyon yanlış, seçtiği yeni partnerler hatalı ve süreç yönetimi fevkalade kötüdür. Artık Turabi gibi bir akla da sahip olmayan Beşir iktidarda kalmak adına elindeki en kötü silaha sarılmıştır. Sudan halkının isteklerine yüz çevirerek olayların dış kaynaklı olduğunu ve sokaktakilerin isyankârlar olduğunu ifade etmek olayı anlamamaktır. Cunta güven veren bir yapıda değildir. Cunta içinde de farklı güç gruplarının olduğu açıktır ve pek çok senaryo gündeme gelmektedir. Bugün bunları hiçbir önemi yoktur, zira Sudan hassas bir dönemin arifesindedir. Bir sosyal mühendislik ortaya koyulmaktadır, bu mühendisliği ve etki operasyonlarını püskürtecek yapı organize ve örgütlü halktır. Sudan ihvan’ı yanlış inisiyatifler almasına rağmen diğer İslami gruplar ve siyasi hareketlerle ortak bir tutum sergileyerek örgütlü halk yığınlarının katkısı ile sivil rejime geçme konusunda gayret ortaya koymalıdır. Sudan ordusu bu iktidar döneminde yetişmiş nitelikli bir komuta kademesine sahiptir ve bu süreçte halkın yanında olarak bunu göstermiştir.

Hasan Et-Turabi’nin tedrisinden geçmiş nitelikli insan kaynağı Sudanı hızla normalleştirerek Milli Selamet Devrimi ruhunun yeniden inşaasını temin edecek güçtedir.

İSMAİL MANSUR ÖZDEMİR

USSAP ‘ULUSLARARASI SOSYAL, SİYASAL VE SEKTÖREL ARAŞTIRMALAR PLATFORMU’ BAŞKANI

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÖZEL HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Muslim Port | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0090 535 921 45 31 | Haber Yazılımı: CM Bilişim