• İstanbul21 °C
  • Mekke29 °C
  • Medine27 °C
  • Kudüs13 °C
  • Kahire18 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
15 Temmuz Darbe Girişimi Analizi
15 Temmuz 2019 Pazartesi 15:10

15 Temmuz Darbe Girişimi Analizi

Türkiye yakın tarihinin en büyük terör eylemi 15 Temmuz 2016 günü akşam saatlerinde başladı. 16 Temmuz sabahına kadar devam eden bu saldırıyı ve sonrasını detaylı olarak analiz ettik.. İşte O Yazı..

Muslim Port Analiz Merkezi

15 Temmuz akşamı başlayan darbe girişimi, hem TSK içindeki cunta yapılanmasının derin organizasyonu ve hareket kabiliyeti, TBMM’nin, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin bombalanması, stratejik noktaların hedef alınması, savaş uçağı, helikopter ve gemilerinin yetkisiz bir şekilde harekete geçirilip sivil halkı hedef alması gibi öngörülemez ve hesaplanmamış hareket metodu sebebiyle Türkiye’yi bugüne kadar karşılaştığı güvenlik bunalımlarının belki de en büyüğü ile tanıştırdı.

Hiç şüphesiz, TSK içerisinde yuvalanmış dar kapsamlı bir kliğin ortaya koyduğu bu darbe girişimi TSK içerisinde yeterli karşılık bulamadı. MİT tarafından gerçekleştirilen karşı istihbarat çalışmaları, darbe girişiminin aceleci bir tutumla başlamasına sebep olarak, istenen sonuç elde edilemedi. Kritik öneme haiz bu iki gelişme, Darbe girişiminin Özel Kuvvetler personeli, Emniyet mensupları ve milletin şecaatli kıyamı ile püskürtülmesinde en önemli rolü üstlendi.

Cuma akşamı Prime Time’da, Boğaz Köprüsü ve Havalimanı gibi noktaların kapatılmasıyla şaşkınlık yaratarak başlayan bu girişim, bir müddet televizyonları başında olan halka izlettirilmiş, Başbakan Binali Yıldırım’ın: “Silahlı kuvvetler içerisinde emir komuta zinciri olmaksızın, bazı kişilerin kanunsuz bir eylemi söz konusu” açıklamasından sonra durumun ciddiyeti anlaşılmaya başlanmıştır. Darbeye yeltenenlerin kimler olduğu, arkalarında hangi güçlerin durduğu, hangi yöntemleri kullandığı, kurumlar ve yöneticiler arasındaki muhabere ve koordinasyonun nasıl engellendiği gibi sorular henüz tam netlik kazanmış olmasa da, sabaha kadar direnen sivil halka ve güvenlik güçlerine karşı sergilenen saldırgan tutum, girişim tehdidinin büyüklüğünü gözler önüne sermiştir.

Tehdidin Önlenmesi – Püskürtülmesi

Her ne kadar Darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep olan etkenlerden biri olsa da, seçilen gün ve saatin cuntacılar için kritik öneme sahip olduğu anlaşılmaktadır. Mesai saati sonrası, yani nöbetçi personel haricinde rütbeli personelin, birlikleri ve görev yerleri dışında olduğu bir zaman tercih edilmiştir. Bu yönüyle emir komuta zincirine bağlı kalan askeri personelin, cuntanın bastırılması noktasında müdahalesi akim kalmıştır. Birliklerde kalan ve nöbetçi olan rütbeli personelin çoğu cunta içerisinde yer aldığı için, Genelkurmay Başkanlığı tarafından gönderilen hareketsizlik emirleri yerine ulaşmamış ve yerine getirilmemiştir. Kalkışma başladığı andan itibaren, gerek TSK içerisinde gerekse diğer devlet kurumlarında, hem kurum içi hem de kurumlar arası haberleşme kısıtlanmış, birçok komutan enterne edildiği için, cuntanın bastırılması zorlaşmıştır.

Harekete geçirilen birlikler, tanklar, helikopter ve savaş uçaklarının gece boyunca başta sivil halka olmak üzere devlet görevlilerine karşı sergiledikleri saldırgan tutum, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Genelkurmay Başkanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı, Özel Harekât Dairesi, Boğaziçi Köprüsü gibi hayati öneme sahip yer ve kurumların bombalanması ile ulaşabileceği en yüksek seviyeye çıkmıştır. Türkiye, bugüne kadarki en büyük terör saldırısıyla karşı karşıya bırakılmıştır.

Darbe girişiminin netleştiği ilk andan itibaren, milletimiz bulunduğu her yerde sokaklara çıkmış, cuntanın ele geçirdiği tank, helikopter ve diğer askeri araçlara ve cuntaya karşı direniş göstermiştir. Normal şartlar altında halkın bu tarz bir olaya bu şekilde müdahalesi riskli görülürken, 15 Temmuz gecesi devlet organlarına zaman kazandırmış, birçok yerde tutuklamalar bizzat halk tarafından yapılmıştır. Darbe yapılacağından habersiz bir şekilde birliklerinden çıkarılan askerlerin, Milet’e kurşun sıkmayı reddetmesi ve teslim olmaya başlaması ve tankların geri çekilmesiyle, cuntanın direnci kırılmaya başlamış, devlete bağlı güvenlik güçlerinin yerinde müdahaleleri ile bu hain teşebbüs bastırılmıştır.
Çatışmalar sabaha kadar sürmüş, işgal edilen tüm mevziler geri alınmıştır. Sabah saatlerinde saldırıların en yoğun yaşandığı yerlerden birisi olan Boğaziçi Köprüsü’nün de, cuntacılardan teslim alınmasıyla birlikte Darbe girişimi, Milletin bizatihi kendisi tarafından püskürtülmüştür.

Darbe Girişiminin Arkasındaki Dış Destek ve Tehditler

15 Temmuz Darbe Girişimi, öngörülemeyen yöntemleri ve istihbarat kurumlarını uğrattığı zaaflar nedeniyle, başlı başına bir terör örgütü tarafından planlanmış ve uygulamaya konulmuş değildir. Bunu işaret eden en önemli sebeplerden biri, hareketlenmelerin Hava Kuvvetleri ve NATO’ya bağlı Kara Kuvvetleri içinde olmasıdır. 1975 Yılında NATO’dan bağımsız kurulan 4. Ordu / Ege Ordusu bu kalkışma içerisinde yer almamış ve birkaç Tuğgeneral dışında destek vermemiştir. Aynı zamanda Darbe girişimi püskürtüldükten sonra ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin; “Tasfiyeler bu hızla sürerse, Türkiye’nin NATO üyeliği düşer” açıklaması/tehdidi, 15 Temmuz gecesi fütursuzca kan döken cuntanın hangi güçleri arkasına alarak ortaya çıktığına işaret etmektedir. AB cephesinden gelen “İdam Karşıtı” tepkiler de 50 yıldır sürüncemede bırakılan üyelik tehdidi ile cuntanın güç merkezlerini meydana çıkarmaktadır.

Aynı zamanda birçok Batı ülkesinin, sürecin sonucunu görmek için bekledikleri ve pozisyon aldıkları gözlemlenmiştir. Batı medyası, Cuntacılara anlık istihbarat akışı sağlamış, tabiri caizse 5. Kol Faaliyeti yürütmüştür. Yine Darbe sonrasında gazete ve dergilerde çıkan analiz ve yorumlar, Türkiye’nin iç savaşa sürüklenmek istediği intibaını kuvvetlendirmiştir. Ordu içerisinde yuvalanan terör örgütünün, bu devletlerle olan sıkı ilişkileri ve bugüne kadar ortaya koydukları projeler göz önünde bulundurulursa, kalkışmanın çok uluslu bir konsorsiyumun faaliyeti olduğu anlaşılacaktır. Yargı sürecinde ortaya çıkacak bir çok belge ve bilgiyle birlikte, cuntanın istihbarat, strateji ve maddi kaynaklarının bir kısmını görme imkânı sunacaktır.

Sonuçları itibariyle bu kalkışma, bir takım NATO’cu subay ile TSK içerisinde yuvalanmış terör örgütünün ortaklığı ile gerçekleşmiştir. Hareket tarzı ve aceleci tutum ele alındığında ise, bu girişimin asıl hedefinin sadece yönetime el koymak olmadığı, Türkiye’yi iç çatışma ortamına sürükledikten sonra TSK’nın tamamını Darbeye ikna etmek olduğu düşünülmelidir. Zira bu tehlikeyi besleyecek zemin, kutuplaştırıcı siyaset dili sebebiyle alttan alta hazırlanmıştı. Ancak Millet’in sağduyusu ilk anda hâkim gelmiş, Darbeci Asker ile Suçsuz Askeri ayırt etmiş, beklenen TSK düşmanlığı ve çatışma ortamı doğmamıştır. Aynı şekilde her kesimden insanın ortaya koyduğu bu sağduyu devlet görevlilerinin, süreci sağlıklı yönetmelerine ortam hazırlamıştır.

Olası Tehlikeler

İç Savaş/Çatışma Tehdidi: Darbeyi planlayan güçlerin, başarısız olmaları durumunda da ülkeyi kaotik bir ortama sürüklemek için hazırlık yaptığı anlaşılmıştır. Darbe girişimi henüz bastırılmamışken, Malatya’da birkaç mahallede Alevi/Sünni çatışması sahneye konulmuştur. Yine İstanbul Gazi Mahallesi’nde DHKP-C’ye bağlı teröristler, darbe karşıtı kişilere ateş açmıştır. Ancak her iki provakatif saldırı da, Millet’in sağduyulu yaklaşımı sebebiyle lokal hadiseler olarak noktalanmıştır. Darbecilerin tezine göre, bu sürecin kutuplaştırıcı siyasi söylemlerle yönetilmesi ve sürdürülmesi halinde, meydana gelecek otorite boşluğundan faydalanılarak düzenlenecek birkaç provokasyon ile iç çatışmanın başlatılması mümkün olacaktı.

Independent muhabiri Robert Fisk, “Türkiye'nin Ortadoğu'daki ulus-devletlerin çöküşünden bağımsız kalamayacağını” savunurken, Türkiye’nin bölgedeki diğer devletler gibi iç çatışma ile karşı karşıya olduğunu ima ediyor ve istiyordu. Hal böyle iken, Millet’in Darbe’ye karşı olan duruşu, ortak bir dış düşmana ve darbenin arkasındaki asıl güçlere yönlendirilmediği takdirde, bu birliktelik zaman içerisinde zayıflayacak, kırılmalar yaşayacak ve Darbeyi planlayan Emperyal güçlerce saboteye açık hale gelecektir. Bu hem devlet içindeki operasyonları akamete uğratacak hem de terör eylemlerine karşı istihbari ve operasyonel zaafları artıracaktır.

PKK/IŞİD Tehlikesi: Güney Doğu’da devam eden terör operasyonları tüm hızıyla devam ederken, yaşanan bu süreç PKK ve IŞİD’e çok ciddi alan açmış ve nefes aldırmıştır. Bölgeden gelen istihbaratlar, 15 Temmuz gecesinden bugüne PKK’nın silahlı aktivasyonunun minimum düzeye gerilediğini ancak hendekleme, tuzaklama ve mayınlama faaliyetlerinin artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bölgede, Askerin Kışladan dışarı çıkarılmaması ve darbe tehdidine karşılık tutulan Meydan Nöbetleri de PKK ve IŞİD’e alan açmaktadır. Devlet mekanizmaları bölgedeki bu zafiyeti bir an önce ortadan kaldırmalı ve her iki terör örgütüne yönelik mücadele kaldığı yerden devam etmelidir.

Bireysel/Kitlesel Silahlanma: Darbe girişimi sonrası oluşan/oluşturulan güvensizlik ortamı, halkta bireysel ve kitlesel silahlanmaya dair talep doğurmuştur. Tv ekranlarında süreci yorumlayan bir siyasinin, “Bireylerin silah almalarındaki prosedürü kolaylaştıracağız” beyanatı ise bu talebin artmasına sebep olmuştur. Bireysel ve dolayısıyla kitlesel silahlanma, yukarıda bahsettiğimiz iç çatışma zemininin oluşturulmasında çok büyük rol oynayacaktır. Kitlelerin silahlı milis birliklere dönüştürülmesi ve birbiriyle çatışmaya sokulması birçok Ortadoğu ülkesinden alışık olduğumuz senaryodur. Darbe girişiminin tetikleyicisi olduğu en önemli tehlikelerden birinin bertaraf edilmesi için, sükûnetin tesis edilmesi, güven ortamının yeniden hissedilir hale getirilmesi ve silahlanma fikrinin sağduyu ile yok edilmesi gereklidir.

Proxy/Vekâlet Savaşı: Ülkemiz gerek köklü tarihi gerekse devlet geleneği bakımından, Ortadoğu da görmeye alışık olduğumuz vekâlet savaşları için uygun bir zemin değildir.
Ancak Batı ve Doğu bloğunun ve bunları temsil eden güçlerin, Emperyal Sistemi yeniden tahkim ve tesis etme istekleri günden günde ortaya çıkmaktadır. Bu iki blok arasında taraf olmaya zorlanan bütün ülkeler, son birkaç yıldır terör saldırılarıyla meşgul ediliyor. Ancak asıl mücadele devletlerin istihbarat kurumları arasında gizlice yaşanmakta ve sahnelenmektedir. Türkiye bu darbe girişimiyle birlikte istihbari bir vekâlet savaşının içerisinde kendini bulabilir. Bu sebeple Milli İstihbarat Teşkilatı’nın üzerine düşen vazifeyi yerine getirmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Proxy tehlikesi ancak bu şekilde giderilebilir. Güvenlik bürokrasisi, devlete ve millete güven telkin etmediği zaman, Türkiye bir muhaberat ülkesine dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Böyle bir devletin vatandaşlarının bir ve beraber kalması mümkün olmadığı gibi, muhaberat devletlerinin sonları yakın tarihte gözler önüne gelmiştir.

Askere Olan Güvensizlik/TSK Algısı: Türk Silahlı Kuvvetleri, dünyanın sayılı ordularından olup, müfredatı itibariyle kendine mahsus eğitim verebilen ender yapılardandır. Türkiye’nin kurucu unsurlarından olan bu yapı, halkın en güvendiği kurum olmakla birlikte, ortaya çıkan sızmalar bu güveni zedelemiştir. Her ne kadar ABD’den sonraki en büyük 2. NATO ordusu da olsa, bölgede Emperyalizm’e ve Siyonizm’e karşı durabilecek ender kuvvetlerden biri olan Türk Silahlı Kuvvetleri, bu darbe girişimiyle birlikte doğrudan hedef alınmış, başta kurum içi güven zarar görmüştür. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu antiemperyalist duruşu Irak ve Suriye konularında yakinen tecrübe edilmişti. Halk nezdinde, Terörist Örgüt mensubu askerler ile Devlete bağlı askerler arasında belirgin bir ayrım yapılmıştır. Ancak Cuntaya karşı müdahalede yetersiz kalındığı ve ordunun zafiyet içerisinde olduğu intibaı yanlış da olsa yerleşmiştir. Bu sosyolojik değişim ilerleyen süreçte Askere olan güvenin zedelenmeye müsait olduğunu ortaya koymuştur. Milletçe yapılması gereken, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yeniden “Peygamber Ocağı” nazarıyla bakabilmek ve algıyı buna göre kurgulamaktır.

Sonuç itibariyle, 15 Temmuz gecesi yaşanan Darbe girişimi, Milletin bizatihi kendisi tarafından akamete uğratılmış, Devlete bağlı asker ve polis güçleri tarafından püskürtülerek, tehdidin kendisi ortadan kaldırılmıştır. Ancak sonuçları itibariyle yukarıda dikkat çekmek istediğimiz tehlikeler, Türkiye’nin kırılgan siyasi ortamı göz önünde bulundurulduğunda acil önlem alınması gereken meselelerdir. Yaşanan bu sürecin, Milletçe gerçek düşmanlarımızı görüp onlara karşı tek vücut halinde mücadele etmemizi sağlayacak yeni bir uyanışa vesile olmasını temenni ederiz. Aziz Şehitlerimizi hayırla yâd eder, yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar niyaz ederiz.

Muslim Port

YORUMLAR
jhgkjh
gjkkgh
Kardeş olay olalı 12 gün olmuş yazının içinde tek kelime feto yok. Neyin kafasını yaşıyosunuz?
28 Temmuz 2016 Perşembe 05:32
24.133.26.24
ÖZEL HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Muslim Port | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0090 535 921 45 31 | Haber Yazılımı: CM Bilişim